22 Aralık 2015 Salı
Yaşamak dediğin ne ki?
O gün de her zaman ki gibi bavulunu hazırlamış ve yola çıkmıştı. Şanslıydı! Business Class'a upgrade etmişlerdi! "ohh ayaklarımı uzatıp giderim" diye düşündü. Gerçekten de öyle yaptı. Ayaklarını uzattı rahat rahat, film izledi. Her şey çok iyi gidiyordu, ta ki inişe geçene kadar. Çok bulutlu idi hava, uçak alçalıyor, alçalıyor ama bulutlar bir türlü bitmiyordu. Ve bir anda "bom" etti, müthiş bir gürültü ile bembeyaz oldu kabin! Hiç bu kadar güzel bir beyaz görmemişti daha önce; her yer kar ile kaplandı sanki ve ondan başka kimse kalmadı orada; o ve beyaz. Atoma çarpan o bembeyaz ışık! Bölünüp yedi renkli gökkuşağını oluşturmadan önceki saf hali ile geldi beyaz ışık! Nur'u gördü, çıplak gözle göremezdi o nuru! Ne olmuştu?
Sallantı devam etti, az sonra uçağın tekerlekleri yere değdi, ulaşması gereken yere varmıştı! Varmıştı da, artık o eski o değildi. Bembeyaz ışık gözlerini kör etmiş ve sanki göremez olmuştu. Yok görüyordu aslında ama eskisi gibi değil. Sanki hiç bir anlamı yoktu insanların, nesnelerin! Pasaport polisi artık ona "kıllık" yapmıyor, görevini yapıyordu. Trenin geç kalmasının, sakarlıklarının bir sebebi vardı muhakkak kafayı yormuyordu insanlara ve olaylara. Anlamı yoktu hiçbir şeyin! Herşey olması gerektiği gibi oluyordu, onları değiştirmek gibi gereksiz uğraşlardan vazgeçmişti! Ne istiyor ise oluyor, istemezse olmuyordu! Tutmuyor hiçbir şeyi kafaya takmıyordu! Ne oluyordu? Sanki yaşamı bembeyaz ışık ile bitmişti ve tanıdığı / bildiği ülke / dünyada değildi!
Komikti yaşadıkları! bir şeyi görüyor yaşıyor, olmadı ise tekrar yaşıyordu! deja vu! olmadı baştan! hata yapmak çok keyifliydi, düşmek, ağlamak! oh be hayat vardı! Zamansız gülüyor, ağlıyordu. Yemek yemek yerine nefes ile doyuyordu, ne bir kilo fazlası ne de azı vardı; tam kararında! Fazlası dünyalı yapardı onu, o bulutların üzerindeydi! azı uçururdu, buna hazır değildi!
Yaşamak dediğin böyle bir şey işte! Zihnin oyunları, sen ne istiyorsan onu yaşıyorsun! çok ciddiye alma, sen sadece iste!
sevgiler
Mus
20 Kasım 2015 Cuma
Güney Afrika seyahatim
Bölge güvenli ama tabii yine de gece yarısı silah sesleri ile uyanıyorsunuz, yakın ya da uzak bilmiyorum ama bir yerlerde silah atılıyor. Bir gece silah sesleri ile uyandım, bayağı uzun sürdü. Arkadaşım ile konuştuk bana polis ile hırsız ya da suçlular ile olan çatışmaları anlattı. İnsanız ve enteresanız, sonra normale dönüştü bu sesler. İnsanlar yüksek duvar ve elektrikli tel örgülerle çevrili sitelerde, evlerde yaşıyorlar. Bizimki gibi misafir evlerinde bile elektrikli tel örgüler standart, yoksa firmalar kontrat imzalamıyormuş. Büyük otellerde 3 katmanlı güvenlik kontrolü var; araba ile üç kapıdan geçiyorsunuz ve biri kapanmadan diğeri açılmıyor.
Johannesburg, Pretoria, Brtis, Midrand bence Afrika ortalamasının çok üstünde bir gelişmişliğe sahip, ekonomik olarak Afrika kıtasının en büyüğü olmanın da etkisi var tabii. Bir çok ülkeden expat yaşıyor burda ve eğer Nijerya, Kenya gibi ülkeleri gördüyseniz burası onların yanında Paris :)
Sevgiler
Mus
8 Ağustos 2015 Cumartesi
Köpek fobisi
4 Ağustos 2015 Salı
Kozmetiğe hayır!
Pazarlamacıların, reklamcıların zihniyle oynayarak almaya ikna ettiği güzel bir parfümü vardı, herkeste çok beğeniyordu. Ama işte o bir zihin oyunu neticesinde bir sürü para verilerek alınmıştı! O para ile kaç çocuk okurdu ya da kaç aç doyardı... Iki gün önce bir arkadaşı ile konuşmuştu, arkadaşı ona insanların yardım için para bulamadıklarını söylüyordu... Ne garipti; restoranlarda, barlarda yiyilen içilenler, giyim kuşam ve parfümlere verilen paralar!
Hayır dedi genç adam artık hayali stresle harcanan paraya hayır! Gerçek ihtiyacım ne ise ona harcayacağım dedi...
Bir huzur duydu, düşüncesi bile güzeldi. Şimdi yapması gerekiyordu ve yapacaktı!
9 Temmuz 2015 Perşembe
Karşılıksız Sevgi üstüne saçmalamalar
Özellikle sabahları kendi kendime konuşmayı çok severim. Bu sabah da traş olurken kendi kendime konuşmaya başladım. Hayatıma giren birkaç kişi geldi aklıma, bazılarına kızgınlık, bazılarını sevgi ile andım. Aslında o kişiler yoktu, onları hiç tanımamıştım; onlar benim o anki yansımalarımdı.
Her zaman uğraştığım konular ve sınavlarım oluyor, bunları yaşarken o konu ile ilgili birileri giriyor hayatıma. Ben kendimi görüyorum onlarda, ne yaşanırsa yaşanıyor ve ben sanki karşımdaki yaşıyormuş gibi izliyorum! Aslında öyle olmuyor, karşımdaki değil ben yaşıyorum ne yaşanıyorsa. Benim algım karşımdakini yaratıyor. Bu süreçte karşımdakine kızmıyorum aslında kendime kızıyorum ya da karşımdakini sevmiyorum kendimi seviyorum. Konu karşı tarafın değil benim, aynadaki benim!
Bunları düşünürken peki ya "karşılıksız sevgi nasıl oluyor?" diye sordum kendi kendime. Her halimi kabul edip kendime sıkı sıkı sarılıp her halimi sevdiğim zaman karşılıksız seviyorum diyebilirim. Burada biliyorum ki ak sütten çıkmış ak kaşık değilim ama şunu biliyorum ki ne yaşanması gerekiyorsa yaşanıyor ve ben de rolümü oynuyorum ve bana verilen görevi yerine getiriyorum, ikiliği düşünmeden "her işte bir hayır vardır" düşüncesi ile.
Peki bunu sürdürebilmek mümkün mü diyorum (zihnim hemen geleceğe gidiyor!). Neyi niye sürdürülebilir mi diye düşüneyim ki, şu anda bunu yapmak yeterli. Kendi bataklığımda, kendimin farkında olarak anları yaşamaya devam.
Sevgiler,
Mus
3 Temmuz 2015 Cuma
Nijerya Seyahati - tecrübelerim
- Gece uçuşu yapmayın; Türk Havayolları yerel saatle 21:00'de iniyor :(
- Havalimanında terminal içinden karşılama yapılacak, zırhlı araç ve güvenlik eşliğinde otele götürüleceksiniz; adam kaçırma, terör, bombalama tehditleri var...
- Gitmeden Sarı Humma aşısı yaptırın
- Sıtma ilacı kullanın
- Sineğe karşı sinek kovucu ilaçlar sürün
- ...
gitme daha iyi :) ama bunlar beni durduramadı :)
Nijerya için vizeye ihtiyacınız var : http://nijeryavizesi.com/
Eğer daha önce yaptırmadıysanız sarı humma aşısı yaptırıp, aşı kartı almanız gerekiyor, aynı zamanda Hudut sağlığı birimindeki doktor size sıtma ilacı verecek; gitmeden iki gün önce başlamalı, Nijerya'da iken ve döndükten sonra 7 gün daha kullanmalısınız. http://www.hssgm.gov.tr/menu/iletisim/iletisim.aspx
Türk Havayolları her gün Lagos'a uçuyor, uçuş yaklaşık 7 saat sürüyor.
Ben Lagos'a indiğimde, daha önce öğretildiği üzere Ebola kontrolünden geçtikten sonra beni karşılayacak kişiyi beklemye başladım fakat gelen giden yoktu. Cep telefonumdan sorumlu kişiyi aramaya çalıştım ama malesef telefon arama yapmıyordu. Kısa süreli bir panik yaşadım! Farklı GSM operatörü seçtim ama olmadı! Gelen giden yoktu, hmmm şimdi ne yapacağım diye düşünmeye başladım. Nijerya'nın genel müdürü arkadaşım olduğu için onun telefonu da var bende, onu aradım ve ikinci aramada düştü telefon, havalara uçtum :) Bekleme, pasaport kontrolünden geç dedi, ben görevliyi bagaj alıma göndereceğim dedi. Ona güvendim ve pasaport kontrolünden geçtim, o arada Bosch t-shirt'ü giyen bir adam gördüm ve oh be kurtuldum diye dşündüm :)
Bagaj alım alanında Türkiye'den gelenler sinkov'ları sürmeye başladılar. Ben, görevli ile birlikte diğer ülkelerden gelen meslekdaşları beklemek üzere bekleme alanına gittim. Ordan yandaki resmi çektim, ordaki yeşil tabela dikkatimi çekti, şöyle yazıyordu: Yangın veya Bomba alarmında diplomatik araç park yerinde toplanınız. Bomba alarmı? güzel :)
Portekiz'den gelen 2 arkadaş vardı, onlarla birlikte dışarı çıktık. Acayip bir nemli bir hava vardı. 3 Görevli ve 3 yolcu olmak üzere 6 kişiydik. 2 Toyota Corolla ile yola çıktık, yollar kötü bir asfalt ve şerit çizgileri yoktu, olsa da neye yarar! Burada araç kullanmak ciddi bir cesaret ister, hani Türkiye'de zor ama burda neredeyse kural yok!
Ertesi sabah otel odasından yandaki resimi çektim, otel penceresinden çok modern bir şehir gibi görünüyor Lagos. Lagos'da 21 Milyon kişi yaşıyor ve çok büyük bir şehir, bizim kaldığımız yer Victoria Island, en lüks yerleşim alanı.
Bizim etkinlik otelde yapılacaktı ama biz Lagos ofisi görmek ve oradaki meslekdaşlar ile tanışmak istiyorduk ve bu yüzden 4-5 kişi ofise gittik. Benim için bu önemliydi çünkü bu ofisi benim ekibim hazırladı :)
Lagos'da inanılmaz bir trafik var. İstanbul'daki trafiğe göre daha kötü olduğunu söyleyebilirim. Bu yüzden tuk-tuk'lar çok işe yarıyor, küçük ve kıvrak :)
Bizim ofis Ikeja denilen güvenli bir bölgede. Ofise ulaştığımızda gördüm ki nereye gidersem gideyim Bosch ofisleri hep birbirine benziyor. Kendimizi evde hissetmemiz için :)
Bu resmi ofis penceresinden çektim, görüldüğü gibi elinde tüfek olan bir insan var. Lagos'da bir çok asker / polis / güvenlik görevlisi var ve silahlılar, tabii ki bizim ofisin bahçesinde de...
Her saatte trafik var Lagos'da:
Ofisten dönerken araçtan birkaç fotoğraf çektim. Yandaki fotoğrafta bir satış tezgahı var, satıcı kadın uyuyor.
Yol kenarındaki butik.
Piliç çevirme :)
Nijerya'da elektrik ciddi bir problem. Elektrikler sürekli kesiliyor ve otellerde, ofislerde sürekli jeneratör kullanıyor. Tabii ki elektrik olmayan alanlar da var, bu yüzden bir çok yerde jeneratörler görebiliyorsunuz. Burda da bir atölye var, jeneratör satış / tamiri yapıyor.
Lagos'da acayip yüksek nem oranı var ve benim orada olduğum 4 gün bir yağmur yağdı, bir güneş açtı. Bunaltıcı bir nem vardı!
Etkinlik sonrasında havalimanına gitmek üzere hazırlandık; 2 minibüs dolusu Bosch çalışanı, bir askeri araç ile yola çıktık. Yoğun trafiğin arasında sürekli sirenleri öten askeri araç bize yol açıyor ve bizi koruyordu. Tüfek taşıyan asker ara ara iniyor, araçları yolu açmaları için tehdit ediyordu. Bu sahne beni çok rahatsız etti, Türkiye'de siyasiler yolu kapatıyor, üstünlük sağlıyor diye eleştirirken şimdi ben böyle bir servis alıyordum!
Afrika günümüz büyük güçleri için son fırsat, o yüzden herkes Afrika'da; Çinlisi, Hintlisi, Almanı, Amerikalısı... Herkes bu kıtadan pay kapmak peşinde; stratejik planlar, ofisler, üretim alanları... En fazla 50 yılda buradaki ülkeler ve ekonomiler de iyi bir seviyeye gelecek veeeee sonra? Ya başa geri döneceğiz, ya da dünyayı terkedeceğiz.
Genel olarak bir güvenlik ve sağlık problemi yaşamadığım için şükür ediyorum :) Oralara gidecek olan olur ise, her zaman tecrübelerimi paylaşabilirim.
sevgiler
Mus
1 Aralık 2013 Pazar
Yiğenek
27 Kasım 2013 Çarşamba
Şifacı ile tanışma
26 Kasım 2013 Salı
Kapılar ve ardındaki süprizler
Kapıların arkasında süprizler bizi bekliyor. O kapıyı açmak için anahtar beynime, içeri girmek için cesarete ve içeride gördüklerimi kabul edip o odada yaşayabilmek için şefkat ve sevgiye ihtiyaç duyuyorum.
Otel odaları... Çok vaktim geçiyor otel odalarında, bazen bir evden fazlası oluyorlar benim için. Uzakta olmak hüzünlü olsa da o odaya girmek beni rahat ettiriyor. Aslında otel odası yok, başka ülke de yok. Ne Dubai var, ne de Lagos. Başka ülke de benim, otelde benim, o odalar da benim... Açmaya çalıştığım da kendi kapılarım. Bedenim farklı diyarlarda olsa ben hep kendi diyarımdayım, burada kendi başkentimde, kendi merkezimde. Ruhumun merkezi, vatanım. Beynim ise yeni oyunlara gebe, aklı gezmekte, beni merkezimden uzaklaştırmak onun en sevdiği şey. Aradığım denge, beynim polarite peşinde. Denge...
Nasılsın diye sordu Lian dün, iyiyim dedim. İyiyim demek adetten olduğu için değil, gerçekten iyiyim.Eteklerimde biriktirdiklerimi paylaşıyorum ve bu beni çok mutlu ediyor :)
Sevgiler,
Mustafa
21 Kasım 2013 Perşembe
ilk seyahatim :)
Saat 05:45, kalkıyorum ve kalkmamla oturmam bir oluyor, yine kafamı odanın ferforje aydınlatmasına vuruyorum, bir gün kafayı yaracağım ya hadi hayırlısı!
Saat 05:45, telefonu buldum, ohhh.
Bu teleşın niye diye sorma meleğim şu an, uçağa yetişeceğim... aşağıya iniyorum, akşamdan hazırladığım çantamı kapatıyorum (başak burcu olmanın avantajı işte, çanta akşamdan hazırlanıyor).
"Birşey unutmadın mı" diye soruyor meleğim? Evet unuttum, Günaydınnnnnn, günaydınnnn. Günaydın bana, günaydın bedenim, günaydın beynim, günaydın kalbim, günaydın ruhum, günaydın derviş, günaydın filozof, günaydın haylaz, günaydın kaptan, günaydın meleğim... Günaydın benliklerim, günaydın gemimim mürettebatı, günaydın sevgililerim, günaydın canlarım. Günaydınnnnnn, ben sizlerle tamım ve şehirli dervişim.
Derin bir nefes alıyorum, bir tane daha, bir daha... "trust the process" diyor derviş, sakin ol, uçağa da yetişirsin işe de, anı kaçırma, bu an bir daha yaşanmayacak, her an'ın keyfini çıkarmayı unutma. her an o kadar değerli ki, evet diyorum haklısın. takıyorum kulaklıkları ve seçiyorum sabah şarkımı. bu sabah Sıla'yı seçiyorum, Oluruna Bırak...
Bu birkaç dakikalık durmak ve merkezime dönmek bana çok iyi geliyor, bedenimin duruşu değişiyor ve başlıyor yolculuk, bugünkü rotamız Stuttgart. Yine bir iş seyahati diyorum, iş seyahatleri sıkıcı hele de sık olunca... niye öyle düşünüyorsun diyor meleğim, bu seyahat iş için olabilir, sebebi ne olursa olsun, seyahati sen yaşacaksın, kendinle kalma fırsatın olacak, sessiz odanda meditasyon yapabilirsin, şiir yazabilirsin, kitap okuyabilirsin. uçakta ya da iş yerinde yeni insanlara dokunabilirsin, yeni insanlar, yeni yüzler, yeni hikayeler. heyecanlı değil mi? haklısın diyorum, meleğim çok haklısın.
işte bu benim motivasyonum oluyor, bu seyahat benim ilk seyahatim ve merak ediyorum acaba bana neler kazandiracak.
sevgiler, sizi Sıla'nın canlı performansıyla başbaşa bırakıyorum
17 Kasım 2013 Pazar
Meleğim
8 Kasım 2013 Cuma
Garip bir olay
7 Kasım 2013 Perşembe
Gemi kaptanı
sıçrıyorum, her sabah olduğu gibi... bu gemiye binmeden önce her sabah 05:45'de alarm sesi ile uyanır ve o sıçramanın etkisi ile gün boyu kulaklarımda dolgunluk olurdu. Burda biyolojik saatim ile uyanıyorum ve çok mutluyum, kulaklarımdaki dolgunluk gitti. Peki bu alarm neydi? Haylaz saat ile oynamış olmalı... Ooo saat 8:00 oluyor, hemen giyinip yemek salonuna çıkmalıyım. Geminin kaptanı bizi yemeğe çağırdı bu akşam; Derviş, Haylaz, Filozof ve ben. Onlar gitmiş olmalı...
Salona çıkıyorum, yuvarlak masa kurulmuş. Kaptan ve biz. Yüce rehber ve iç sesleri... Masada yok yok maşallah, kaptan çok cömert birine benziyor.
"Selam" diyor kaptan, "gel şöyle yanıma". "Hoşgeldiniz, masama şeref verdiniz" diyor ve kadehini kaldırıyor "yolculuğumuzun hayırlı bitmesi için kaldırıyorum kadehimi, şerefe" diyor.
Yemeğe başlıyoruz, bir tarafımda kaptan, diğer yanımda haylaz, karşımda Derviş ve filozof. Sohbet başlıyor. Kah yolculuk, kah sevgi, kah oyunlar, kah çocukluk, kah bilgelik, kah felsefe... Herkes özgürce paylaşıyor görüşlerini.
Masada en çok konuşan Haylaz, çocuk yaşına bakmadan büyük büyük laflar ediyor ve dikkatin hep onda olmasını istiyor.
Kaptan "sen niye burdasın be oğlum kalsaydın ya evde ailenle" dediğinde Haylaz'ın gözleri doluyor, duygulanıyor ve başlıyor anlatmaya...
"Benim en çok özlemini çektiğim şey çocuk olmak. Çocuk olmak istiyorum, özgürce oynamak. Ailenle kalsaydın diyorsun kaptan amca, kalamazdım, ben bu gemiye aidim. Benim vatanım burası, benim yerim sizlerin yanı. Siz bana çok iyi bakıyorsunuz, bana çocuk olduğumu hissettiriyorsunuz, benim istediğim bu." diyor.Bunları söylemek onu rahatlattı, neşesi tekrar yerine geldi. Daha fazla anlatmak istiyordu ama duygularını beyni kelimelere dökemiyordu... "Ben hep lego setim olsun istemiştim, burda lego seti bile var. Ailem alamamıştı, paraları yoktu." biraz neşeli, biraz hüzünlü bir halde söylüyor bunları.
Kaptan "hepiniz bana emanetsiniz, bu gemide hepinizin ihtiyaçları düşünüldü. Bu geminin siz olmadan ilerlemesi imkansız. Hepimiz bu gemiyi oluşturuyoruz ve tam oluyoruz. Biz bir ekibiz." diyor.
Kaptan da benim
Haylaz da
Derviş de benim
Filozof da
Kaptan ruhumuz
Rotamız sevgi
Gündüz güneş, Gece, ay aydınlatır yolumuzu
Güneş sonsuz sevgi,
Ay sonsuz sevginin yansıması
Biz bir ekibiz ve tam'ız
Kaptan, Haylaz, Derviş, Filozof ve ben
Şair.
2 Kasım 2013 Cumartesi
Filozof
Gecenin sessizliğini saatin tik tak'ları ve yan kamaradan gelen televizyon sesi bozuyor. Haylaz horul horul uyuyor, nasıl uyumasın yaramaz, akşama kadar koşuşturup duruyor. Derviş'in yatağı boş, şaşırmadım. Güvertededir kesin, bu gece dolunay var, hiç kaçırmaz.
"Daldın gittin?" dedi filozof.
Söylediklerini düşünüyordum ve beynimde tartıyordum dedim. Ben bunlarla kalayım biraz, tanıştığımıza memnun oldum dedim. Dert, Kendilik, Tamlık... Bunları sayıklaya sayıklaya kamaraya gittim, uzandım. Olmadı, kalktım, aldım elime bir kağıt kalem başladım yazmaya...
Bir derdim var evet,
Ne olduğunu bilmesem de
Bir derdim var evet;
Belki onu aramak
Belki ona dönmek
Belki beni aramak
Belki bana dönmek...
Bana dönmek...
Kendime, nefs'ime
Bir derdim var evet,
Hem can acıtan hem de zevk veren bir dert
Adı sevgi olan yüce bir dert
Adı aşk olan ilahi bir dert.
29 Ekim 2013 Salı
uçmak...
Derviş ile ben oturduk, daldık denize. Güneşin ışıkları denizin üstünde renk oyunları oynuyor. Önce gözlerim kamaşıyor, sonra alışıyor. Etraf bulanıklaşıyor ve sadece denizin üstünde dans eden ışıklar kalıyor. Işıklar, coşuyorlar birbirlerine karışıyorlar... Enerji olup akıyorlar, birbirine bağlı milyonlarca atom gibi... İnanılmaz bir görüntü bu, harika!
"Küçükken ne olmak isterdin?" diye soruyor Derviş. Ben ışıkların dansından gözümü almak istemiyorum ama tekrar netleşiyor görüntü ve ilüzyona dönüyorum. O arada savaş üç uçağı geçiyor üzerimizden, işte kurtarıcılarım diye düşünüyorum ve yapıştırıyorum cevabı. Pilot! Pilot olmak isterdim. Bunu söylerken düşünüyorum, evet çok istemiştim pilot olmayı. Yan komşumuzun oğlu Levent abi Kuleli Askeri Lisesi'ni kazanmıştı, sonra Hava Harp Okulu... Pilot... Beynime yerleştirilmiş bir imaj, Tom Cruise'un resmi; yakışıklı pilot, jöleli saçlar, Ray-Ban gözlükler ve asker kıyafeti... Cool olmak, kızlar bana hayran olsun, çocukken bunları hayal etmiştim.

"Ya şimdi?" diye sordu Derviş. Zor soru bu! Yine uçmak istiyorum ama bu sefer farklı, çok farklı. Bir F4 ile uçmak değil. Daha çocukca bir hayal. Üstümdeki aba kanatlarım olsa diye hayal ediyorum. Ben kendim uçak olsam; hem uçak hem pilot ben olsam. Bu gemi yolculuğunun hızı bana yetmiyor bazen hızlanmak, uçmak hedefe hemen varmak istiyorum.
"Sabırsızsın" dedi Derviş. Evet dedim, sabırsızlanıyorum, çok merak ediyorum varacağımız yeri.
"Beklentilerin var, beklentilerinden kurtul" dedi. "Beklentilerin seni varılacak yer ile ilgili düşüncelere sevk ediyor ve an'ı kaçırıyorsun. Buraya odaklan, bak Haylaz'a nasıl oynuyor, kendisine arkadaş da bulmuş." Arkadaş? Ben bu yolculukta yalnız olacağımı düşünmüştüm? diye sordum Derviş'e.
"Burada" dedi "senin gibi yolcular var. Dün bir filozof ile tanıştım" dedi. Filozof? Beni de tanıştırır mısın dedim. "Tabii" dedi. Yaşasın dedim, demek ki benim gibi iç yolculuğa çıkmış insanlar var gemide. Onlarla konuşabilirim.
"Evet" dedi Derviş, "onlar da senin gibi yoldalar, eğer istersen yoldaş olursunuz, bu yolda destek önemlidir." Çok sevindim, filozof ile tanışmayı dört gözle bekliyorum.
Aklım yine çocukluğuma gitti; pilot, Top Gun ve Berlin'in unutulmaz şarkısı "take my breath away"...
28 Ekim 2013 Pazartesi
Aşk yok olmaktır
Aşk, gerçek aşk, saf ve pürüzsüz. Gözlerinin içine dalıp gitmek, aylar, mevsimler, yıllar geçsede o gözlerde kalmak, gözlerini alamamak hep orda olmak ve hareket edememek. Hiç ama hiç bitmesin diye bahaneler uydurmak. Sevgilinin yanında olmak. Bu hayallerle çıkılır yola. Düşününce bile insanın içi kıpır kıpır olur, karnında kelebekler uçuşur sanki...
Aşık olmak, dertli olmaktır bence. Aşkının peşinden koşmak, ciğerlerin parçalanırcasına koşmak, hiç bitmeyeceğini bile bile, son nefesine kadar koşmak ve sonunda ona kavuştuğunda onun kollarında can vermek. Gerçek aşk, saf ve pürüzsüz. O'na olan aşk. O = Yaradan, O = Ben, O = Bütünlük, O = Sevgi, O = Tamlık.
Hafta sonu felsefe söyleşisinde sevgili Berna "kendim olunca ben burada olmayacağım" dedi. İçime olan yolculuğumun sonu, aşkıma kavuşma ve misyonun tamamlanması. Aşk yok olmak değil bence, aşkına kavuşunca yok olmak.
Yol uzun, Derviş'e müsade... Sizi bu güzel şarkıyla bırakıyorum.
22 Ekim 2013 Salı
Gün doğumu, gün batımı
Gece gündüze aşık olmuş
Gündüz geceye
Hiç söylememişler birbirlerine
Bu bir sırmış içlerinde
Sabah gün doğarken gece ölürmüş
Akşam gün batarken gündüz ölürmüş
Kavuşmaları imkansızmış
Yalnız iki zaman varmış buluştukları;
Gün doğumu, gün batımı
Haylaz koştu geldi yanıma, haydi oyun oynayalım dedi. Haklıydı, o kadar çok ihmal etmiştim ki onu... Kendimle kalmak iyi, çok iyi geliyor ama Haylaz bu, hep onunla ilgilenmemi istiyor.
Tamam geliyorum!
İçimdeki Derviş, Haylaz ve ben. Geminin yürümesi için hepimize ihtiyaç var.
18 Ekim 2013 Cuma
Beni affet bu gece
Hayrola Derviş gecenin bu saatinde ne yapıyorsun burda?
"Uykum kaçtı, biraz hava almaya çıktım, sen niye burdasın?"
Garip bir rüya gördüm; bir bilgenin yanındaydım, ona sorular soruyordum. Ben cevapları merakla beklerken bana sadece baktı, baktı... "Derviş" dedi! Gözümü açtım, sen yoksun. Seni bulmaya geldim, neden senin ismini söyledi?
"Demek Derviş dedi... Sence neden benim ismimi söyledi?"
Bilmiyorum.
"Çok kolay söylüyorsun bu sözü, kendine sormadan bilmiyorum diyorsun! Gerçekten bilmiyor musun?"
Bilmiyorum
"Biliyorsun ama kendine söyleyemiyorsun? Biz niye burdayız? Niye bu yolculuğa çıktık? Derviş dedi çünkü ben bu yolculukta sana rehberlik edeceğim. Sana sorularının cevaplarını söylemedi, çünkü bilmiyor! Onların cevapları sende, sadece sende. Belki bütün cevapları hemen bulamayacaksın, bu yol sabır yolu, sabredeceksin."
Peki bu yol, ne kadar sürecek?
"Bu sana bağlı; ne kadar derine inmek istersen o kadar uzayacak, ne kadar sığ kalırsan o kadar kısalacak."
Geride bıraktıklarım, onları görebilecek miyim?
"Uzunca bir süre hayır!"
Bu sözü bir tokat gibi patladı yüzümde, kamarasına doğru yürümekte olan Derviş'in arkasından bakakaldım. Koyu gri sulara baktım, daldım, gittim... O en sevdiğim şarkıyı mırıldanmaya başladım... Geride bıraktıklarım için....
Beni afftet bu gece, sadece bil istedim, karanlığın içinde, sadece bil istedim...
15 Ekim 2013 Salı
Gitmek
14 Ekim 2013 Pazartesi
Yolculuk
Limana doğru ağır ağır yürüyoruz; Derviş, Haylaz ve ben. Bu karar çok ani oldu, daha önce konuşuyorduk ama o hep gelecekte olacaktı, bugünün konusu olmamıştı hiç. Hava epey bir serin, yanımıza kalın birşeyler aldık, gerçi Haylaz üşümez, o her daim yarı çıplak. Derviş çantasına doldurdu kumaşları, incileri... Çok garip adam, aşkına verecekmiş buluştuklarında. Çantana sen peynir ekmek, su filan alsana, ölecek açlıktan haberi yok.
Uzaktan limanın ışıkları görünüyor, bizim gemi bekliyordum umarım. "Ordaaaa" diye bağırıyor Haylaz, başlıyor koşmaya... Ona söyleyemedik henüz, o kadar neşeli ki şimdi de neşesini bozmak istemedim. Deniz'in kokusunu içime derin derin çekiyorum, geminin yanındayız. Derviş'le bakışıyoruz, umarım eminsindir diyorum, "bilmiyorum" diyor. Bilmiyorum?
Öğleden sonraydı, ay erken gelmişti, yarım ay. Uzandık çimenlere, Derviş başladı aşkından bahsetmeye... Kim bu dedim, Derviş kim? Aşkın kim? Bu ne kadar büyük bir aşk, her gün acıdan kavruluyorsun, kim için? "Merak ediyor musun" dedi. "Karşılaşmaya hazır mısın?". "Ben hazırım" dedi Haylaz, hiç birşey anlamadan dinlemeden. Hazırım dedim, meraktan ölüyorum. "O zaman" dedi "karanlık olunca düşüyoruz yola, bu gece bir gemi kalkacak limandan, adı Yolcular. O gemiye binelim". Nereye gidiyor dedim o gemi? Ne zaman döneceğiz? "Nereye gittiğini şimdi söyleyemem ama gemi bir daha dönmeyecek". Haylaz'ı aradı gözlerim, uzaktaydı... Ne demek dedim dönmeyecek, bizi nasıl bir maceraya sürüklüyorsun? "Aşkımın aşkımız olmasını istiyorsan ve karşılaşmaya hazırsan tek yolumuz bu, dönüş yok!". Tamam dedim, zaten hep acele karar veririm...
Geminin adı Yolcular, bir sürü insan doluşuyoruz gemiye. Derviş dönüyor ve "bilmiyorum dedim ya" diyor "aslında biliyorum ama sen bunu anlamlandırıp kelimelere dökemeyeceğin için söylemiyorum". Derviş'i çoğu zaman anlamadığım doğru ama bu da fazla! "Bana kızma, sabırlı ol. Bu yolculuk senin yolculuğun, kafandaki fazlalıkları atıp sadeleşeceksin, sabırı öğreneceksin, şefkati öğreneceksin ve sonra aşkımızda tanışacaksın. Şu anda anlayamıyorsun çünkü bu Liman'dan ötesine hiç gitmedin." Söylediklerini anlamlandıramıyorum ama korkusuzca bu sefere çıkıyorum. Bu benim hayatımın yolculuğu, Derviş'in dediği gibi her anın tadını çıkararak, acılara dayanarak ilerleyeceğim.



