Gestalt Koçluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gestalt Koçluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ekim 2013 Salı

Gün doğumu, gün batımı

Gece sabaha döndüğünde hala gözlerimi kırpmamıştım, havanın aydınlanmaya başladığını görünce hemen fırladım ve çıktım güverteye. İşte o an gelmişti; gecenin gündüze kavuştuğu, aşıkların birbirine dokunduğu tek an. O müthiş an, o kanatan, can acıtan an! Gece ölmek üzere can çekişirken gündüz doğmaya çalışıyordu...

Gece gündüze aşık olmuş
Gündüz geceye
Hiç söylememişler birbirlerine
Bu bir sırmış içlerinde

Sabah gün doğarken gece ölürmüş
Akşam gün batarken gündüz ölürmüş
Kavuşmaları imkansızmış
Yalnız iki zaman varmış buluştukları;
Gün doğumu, gün batımı

Haylaz koştu geldi yanıma, haydi oyun oynayalım dedi. Haklıydı, o kadar çok ihmal etmiştim ki onu... Kendimle kalmak iyi, çok iyi geliyor ama Haylaz bu, hep onunla ilgilenmemi istiyor.

Tamam geliyorum!

İçimdeki Derviş, Haylaz ve ben. Geminin yürümesi için hepimize ihtiyaç var.

8 Ekim 2013 Salı

Şehirli Derviş - 3

Kurumsal hayatta en popüler terimlerden birisidir Değişim Yönetimi. Yönetici olacaksanız sizi Değişim Yönetimi eğitimine gönderirler ya da bir proje yapılacaksa hemen bir Değişim Yönetimi takımı da kurulur, yapılan ne ise herkese dağılsın ve doğru anlaşılsın diye. Bi de çok meşhur bir söz vardır; Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.

Şehirli Derviş kurumsal hayatında Değişim Yönetimini bilir, değişmeyen tek şey değişimin kendisidir; bunu anlar, deneyimler ve kabul eder. Kendi hayatında ise değişmeyen bir referans noktası arar, kurumsal hayatta herşeyin değişeceğine inanır ama kendi hayatında bu olmaz, bir sıkıntı huzursuzluk yaratır. Çünkü değişim onu belirsizliğe sürükler ve belirsizlik olunca başlar senaryolar kurmaya; çoğu zaman negatif, felaket senaryoları... 

Şehirli Derviş'in kurumsal hayatta öğrendiği şeyi kendi hayatında da uygulaması şart. Her şey geçici ve her şey sürekli değişiyor; insan hayatı, yaşamlar, beden, dünya... Bu geçicilik ve değişkenlikte bir sabit yer bulmak, köklenmek ihtiyacında olan bizler bunu yapamayınca başlıyoruz güvensiz ve huzursuz tipler olmaya. Peki ne yapalım, değişim trenine atlayalım, akışa bırakalım kendimizi, direnç göstermek yersiz ve engel olmak imkansız. Kabul edelim ve akışta an'a tutunalım. Nasıl mı? Çok basit bir formülü var; dur, üç kere derin nefes  al, farkında olarak üç derin nefes ve hayatına devam et. Bu küçük ama çok büyük uygulama bizi an'a geri getirecek. 
Şehrin ortasında bilgisayar, tablet, cep telefonu, televizyonda geçirdiğimiz vakit bizi mekanikleştiriyor, tıkır tıkır işleyen bir makine gibi ondan ona ondan ona geçiyoruz. Arada durmayı üç nefes almayı düstur edinip hayatımıza sokmalıyız. Post it'leri alalım şimdi yapıştıralım bilgisayarın ekranına! Dur, yavaşla, üç kere nefes almayı unutma!

Kazablanka'dan sevgiler

4 Ekim 2013 Cuma

Güç

Dün akşam sevgili Şeyma ve Suzi'nin "Hayaletlerimiz ve Hayal Ettiklerimiz" atölye çalışmasına katıldım. Harika bir deneyimdi, aşağıdaki resmi yaptım ve benim kağıda yansıttıklarım, gruptaki arkadaşların geri bildirimleri ile tam'lanıp ayrıldım oradan. 

Ben köklenmeyi sembolize ettim ama bir arkadaşım onları damar olarak yorumladı... Aslında köklenmek aşağıya doğru yaptığımız bir şey değil içimizde damarlarımız, sinir sistemimiz.

Ben Ejderha koydum, bir arkadaşım ona güç dedi... Evet güç, içimdeki ışığı dışarıya çıkarmak için koyduğum obje, aynen ejderhanın içinden alevleri çıkarması gibi.

Ortada bir ağaç gövdesi var, yaşlı ve bilge... Aynı ruhum gibi.

 

Işığı ararım çünkü karanlıktan korkarım ben 
Ördüğüm ağdan ışk girmesini isterim
Eğer ışık olmazsa her yer karanlık, korkunç
Göz gözü görmez o zaman, ruhum kaybolur
Gözlerim kapatıp senin yanında olmak istesemde 
Olmaz, gidemez ruhum, ışığını arar
Ben ışığım, içindeyim desem de dinlemez
Dışarıda arar ışığı

İçindeki ışıkla tanışmadın ki 
Onunla bir tanışsan ne çok seveceksin sen
Gel kaçma, aç kollarını ve sarıl ona
Ona, içindeki ışığa
İçimdeki ışıkda kim ola
Benim ben, ışığım ben
Bu cana aşığım ben 

Mustafa Ayhan, 03/10/2013




Şehirde Derviş Olmak - 2

 

Şehirli dervişler için özellikle İstanbul'da yaşayanlar için bu şarkıyı tavsiye ederim. Ben Mercan Dede'yi dinlemeyi seviyorum, bence şehirde derviş olmak konseptine uygun bir tarzı var.

Bugün sizinle bu konuda yazdığım bir şiiri paylaşmak istiyorum:



Kolay değil şehirde derviş olmak
Saatlerce trafikte olup sakin kalmak
Egzoz kokularını yok sayıp kekik kokusunu aramak
Gökdelenin tepesinde oturup köklenmek
Klimalı ortamda derin nefes alıp bedeni zinde tutmak
Bir tüpün içinde saatlerce uçarken kanat çırpmak
İşyerindekilerden ne öğrenebilirim deyip hep meraklı olmak
Para için bedenini, beynini satıp ruhunu satmamak
Hiç kolay değil şehirde derviş olmak... 

Bu şiiri 23 Eylül'de yazdım ve sevgili Suzi bana bir geri bildirimde bulundu, son mısrada "Hiç kolay değil" yerine "Şimdilik kolay değil" daha iyi olur dedi. Evet haklı, farkındalık oluştuktan sonra ve niyetine girdikten sonra hiç birşey zor değil. 

Şehirde derviş olmak yazımdan sonra email ve telefonlar aldım, o kadar çok şehirli derviş varmış ki etrafımda ama ben farklı bir şapka ile tanışım onları. Şimdi biliyorum, hepimiz aynı yoldayız. Sizde yolculuğunuzu sevdiklerinizle, yakınlarınızla paylaşın, göreceksiniz ki çevrenizde birileri sizinle aynı yolda.

Sevgiler

26 Eylül 2013 Perşembe

Şehirde derviş olmak


Hafta sonu Nadis Danışmanlık'ta sevgili Kerim Urallı'nın felsefe söyleşisine katıldım. Söyleşi sırasında bende uyanan ve üzerinde düşündüğüm bir konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum. 

Sabah kalkıyorum, işe gidiyorum, toplantılara katılıyorum, mail okuyorum, proje yapıyorum, trafikte kalıyorum, yemek yemeye vakit bulamıyorum, spor yapamıyorum, sohbet edemiyorum, gülmek istemiyorum, kimseyi görmek istemiyorum, artık telefonla konuşmak istemiyorum, telekonferanslardan ve toplantılardan bıktım, seyahatlerim çok fazla, bıktım seyahatlerden ... diyorsanız Sartre'nin dediğine inanıyorsunuz ve şehir sizin cehenneminiz olmaya başlamış demektir... 

Bu saydıklarım modern zamanlarda maddi anlamda yaşabilmek adına yaptığımız eylemler. Bu eylemler okuldan hemen sonra iş hayatına atılmış junior profesyoneller için harika deneyimler ama malesef zaman geçtikçe rahatsızlık yaratmakta ve sizi ekseninizden uzaklaştırmakta. Bu noktada şehir çekilmez olmakta ve "ben herşeyi satıp Bodrum'a yerleşeceğim abi"ler, ferrarisini satan bilge olmak isteyenler artmakta. 

Peki şehirden kaçmak çözüm mü? Şehirdeyken, iş yerindeyken, trafikteyken, servisteyken, uçaktayken, metrodayken eksende kalmak, arayışta olmak, huzurlu olmak mümkün mü? Bence evet, konu şehir, iş, seyahat vs değil, konu bunların sende ne yarattığı. Bence ilk soru şu; ruhun senin  vatanın, bedenin şehrin ve beynin yaşadıkların... Sen vatanında mutlu musun? Şehirle barışmadan önce kendi vatanımız ile barışmalıyız. Ben trinity'nin her yere uygulanabileceğine inanıyor ve insan hayatının bir üçlü üstünde dengede durabileceğini düşünüyorum; Beden, Ruh ve Beyin. Bu üçünün bir denge içinde olması için çalışırsak şehirde yaşamanın daha kolay olacağını göreceğimize inanıyorum.

Peki nasıl olacak bu iş? Yazmak kolayda hayata nasıl geçireceğiz?

Benim inancım şu, birçoğumuz beynimizi yeteri kadar geliştirdik ve şu anda yapılan her bir eylem ister iş ile ilgili olsun ister olmasın beynimize yönelik. Yani gelişmeye devam ediyor.

Bedenimiz ile ilgilenmek önemli, düzenli bir aktivite yapmak gerekiyor. Gym, yüzme, koşu, yoga, pilates, ilginizi ne çekiyorsa yapın ama düzenli yapın.

Ruhumuz ise herhalde en ihmal ettiğimiz alan. Ruhumuza iyi bakmak için ne gerekiyor? Bir kere bence kendinizle kalmak için vakit ayırın. Ruhunuzla tanışın, konuşun, onunla yürüyüşe çıkın, onunla sessiz kalın ama onunla kalın. Onunla kalıp derinleşmek bizim için en önemli eylem bence. Şehirde bu eylemi yapmak çok kolay değil, sizi rahatsız edecek bir sürü faktör olacaktır. Yine de evde, sokakta bu imkanı yaratabilirsiniz. Benim favorim geceleri özellikle de ay'ın olduğu geceler. Ay derinleşmek için yürüdüğüm yolu aydınlatıyor. Gece, herkes uyuduktan sonra sadece kendimle kalmam için en uygun zaman oluyor ya da sabahları erken saatler. Deneyin göreceksiniz.

Peki derinleşmek, yol filan nasıl gelecek? Bunun için tavsiyem bunu istediğinizi söyleyin kendinize ve sizi anlayabileceğini düşündüğünüz kişilere, göreceksiniz ki bir sürü insan var çevrenizde sizinle aynı şeyi isteyen. Bu kişiler size çok destek olacaktır.

Şimdilik bu kadar, bu konu derin ve sonrası gelecek muhakkak.

21 Eylül 2013 Cumartesi

Bitmemiş işler

Tamamlamayınca bir işi kalır da kalır
Bir daha el atmak istemezsin
Yenileri gelir eskileri kalır
Sonra başka yeniler gelir
Arada illa yine bitmeyen kalır
Bunlar birikir de birikir
Sonra düşünürsün
"Ben niye uyuyamıyorum"
"Beynim hiç durmadan çalışıyor" diye
Durmaz tabii 
İki dakika bir işe odaklan da bitir kardeşim
Odaklan bitir diğerine geç
Durma orda hadi
Kalma enerji boyutunda, ak
Eyleme geç! 

17 Eylül 2013 Salı

Saat 03:00


Gözlerim açıldı bir anda
Saate baktım, saat 03:00
Beynim hiç uyumamış gibi
Düşünceler cirit atıyor beynimde
Birisi alttan hava üflüyormuş gibi hepsi havalanmış...
Onu ne yapacağım, bu ne olacak...
Biz koçlar "Tanıdık mı?" diye sorarız
Soruyorum kendime, "Evet tanıdık, hem de çok tanıdık..."
Akşam uyuyup sabah uyanıp hiç uyumadığım olurdu, sadece yatmış olurdum
Bu gece onlara eklendi
Kalktım, Ay'ı aradı gözlerim
Gökyüzü kapkara, gizlemişler Ay'ımı
Belki O benimle konuşur, rahatlarım dedim
Olmadı...
Sonbahar geldi ya, o yüzden... Hava bulutlu Ay bile yok, tam da ihtiyacım olduğu günde...
Elime not kağıdı, telefon almak istemedim, biliyorum ki alsam elimden bırakamayacağım...
Onu not et, aman bunu unutma... şuraya da gir, buraya da...
Süzüldüm yatağa sessizce, kendime bile hissettirmeden. Kapadım gözlerimi usulca...
Küçükken yapardım bunu, karanlıktan korkardım, yorganı çekerdim başıma, altına saklanırdım, hiç birşey gelip beni bulamasın diye...
Yine öyle yaptım, hiç bir düşünce beni bulamasın diye...

15 Eylül 2013 Pazar

Sonbahar



Sonunda sonbahar geldi, benim mevsimim sonbahar... Neden mi?

Sonbahar benim doğduğum mevsim, Eylül ayında doğdum ben.

Ağaçlar yapraklarını döküp çıplak kalırlar, güzellik diye eklenen yaprak ve meyveler gider kendi kendilerine kalırlar. Tam benim olmak istediğim gibi, ünvanmış oymuş buymuş yerine sadece Mustafa...

Doğa rengarenk olur, kahverengi, kırmızı, turuncu ve sarı...

Deniz kıpır kıpır olur, lacivert olur, gri olur... 

Yağmurlar başlar, kurumuş toprağa ilaç gibi gelir.

Ceketler giyilir, pardesüler giyilir, rüzgar yavaş yavaş içine işler ve dinginlik verir.

Daha fazla evde vakit geçirilir; kendimle, evimle ve ailemle daha fazla vakit geçirebilme imkanı verir.

Sonbahar bana hüzün verir, duygulanırım, ağlarım ve sakinleşirim. Huzur duyarım, rahatlarım, dinlenirim. Kış uykusuna hazırlık yaparım. 

Sonbahar şiirim:

Sonbahar

Hangi mevsimi seversin?
Sonbahar...
Doğanın kapanışı
Leyleklerin göçü
Yağmurların selamı
Ağaçların çığlaklığı
Yaprakların vedası

Gözlerimi kapıyorum
O yol...
Amasra yolu.
Ağaçlar süslenmişler
Beni bekliyorlar
Sarılar, turuncular, kırmızılar
Azı dökülmüş çoğu dalda
Hep orda kalsam, hiç gitmesem
Yatsam yaprakların üstüne
Yeni dökülenler yorgan olsa üstüme
O yol...
Hayalimdeki yol
Kapanışımın yolu
Son yolum!

Mustafa Ayhan 13/09/2013



Bir de benim sonbahar şarkılarım vardır;

Teoman, İstanbul'da sonbahar
 

Halil Sezai, Sonbahar
 

Emre Aydın, Son defa

Hüzünlü izlemeler ve dinlemeler dilerim.

Sevgiyle kalın.



9 Eylül 2013 Pazartesi

Gestaltör'lerin buluşması

Dün akşam 2013 Eurasian Gestalt Coaching Programı mezunları ve fakülte buluştuk. Sevgili Gülbin bize evini, bahçesini ve yüreğini açtık, çok teşekkürler. Bir de süpriz yaptı bana, bende aşağıdaki şiiri yazdım dün için. Çok mutlu oldum, çok güzel bir akşam oldu :)

 Süpriz

Çağırdı herkesi yanına
Kadeh kaldıralım diye
Çok güzel bir insana dedi
Kim bu güzel insan dedim
Beni gösterdi
Sonra bir tekne geldi
Aldı götürdü beni sonsuz maviliğe
Bembeyaz, yelkenli
Adı süpriz...
Boğaz'ın rüzgarıyla hızlandık
Güvertede toplanmış eğleniyorduk
Pastayı keser misin dedi
Uyandım...
Kesmeyelim, gezecektim daha teknemle...
Teşekkür ettim, çok teşekkür
Süprizlerin en güzeli için
Evini, bahçeni, yüreğini bize açtığın için...

Mustafa Ayhan, 09/09/2013

4 Eylül 2013 Çarşamba

Doğum günüm

Doğum günüm kutlu olsun :)

Yaş kaç oldu? 
37 bitti 38'e girdim.

Vay be bayağı da olmuş... 
Ben hiç öyle hissetmiyorum, Feridun Düzağacın dediği gibi "okulu asıp oyuna kaçar bıraksam hala" içimdeki çocuk. Hoş okul yıllarında okulu asma konusunda iyi değildim, devamsızlık hanem hep küçük bir rakam ya da çizgiydi. Bir muzur tarafım da vardı; ders kaynatmayı, derste konuşmayı ve birilerini rahatsız ermeyi severdim... Benim yanımda oturanlar da konuşur zaman zaman fırça yerdik... 

Büyümedim diyorsun yani? 
Büyüdüm, büyüdüm tabii ama o büyüyen hangi yanım bilmiyorum... Üniversite'den beri çalışıp didinen, kurumsal hayatta kendine bir yer edinmeye çalışan, çeşitli rollere bürünen ben, büyümüş ben, para kazanan ben, acımasız ben, kötü ben... Sanki iki farklı ben var gibi ama böyle...

Bu saçma değil mi? Nasıl iki sen olur? 
Olmaz dedim bende iki beni birleştirmeye "ben" olmaya çalışıyorum. Kolay değil bu iki beni konuşturup, anlaştırıp bir yolda, çok dar bir yolda önce elele, sonra kol kola, sonra kafa kafaya ve nihayet tek bedende yürütmek... Bu yol uzun, başaracağım, umudum var benim.

Neresindesin bu yolun?
Çok başındayım, çok uzun bir yol, baştan çok karanlık olmasına takılmıştım ama artık düşünmüyorum. Karanlık olan yerler olabilir, benim yol kenarlarını, gökyüzünü değil önümdeki yolu aydınlatmaya ihtiyacım var, enerjimi bunun için harcayacağım. 

37 yıl geçmiş halen başındasın demek...
Bu kadar yıl birşeyler biriktirmişim ama farkında değildim. Şimdi farkındayım, farkına vardıktan sonra herşeyi yapmak mümkün, kapıyı açtım bundan sonra emin adımlarla ilerleyeceğim. 

Zor olmayacak mı tek başına?
Bu benim yolum ve yalnız yürüyeceğim, bu süreçte bana yardımcı olan bir çok arkadaşım dostum var, ailem var... Onlardan öğrendiklerim sırt çantamdaki araçlarımı zenginleştiriyor, zamanı gelince o araçları kullanıyorum. 

Peki sana başarılar o zaman! 
Teşekkürler 😄

29 Ağustos 2013 Perşembe

Sonuç odaklılık

Bu nasıl bir yaratıcılık ey yaradan! Batmakta olan güneşin kızıllığı ile alaca karanlık grisi bulutların oluşturduğu renk cümbüşüne bakıyorum uçağın penceresinden. Ben bu daracık kabinde senin yarattığın güzelliklere bakarken bir taraftan kendi ellerimle öldürdüğüm yaratıcılığımı canlandırmaya çalışıyorum. Dorothy ablam "paradoxical isn't it" derdi şimdi. Gerçekten paradoks.

Bulutların üstünde uçamayan insanın aklıyla yarattığı uçan makinasının içinde "Julia Cameron - Artist's Way" i okuyup haftalık ödevlerimi  yapıyorum, içimdeki küçük artisti canlandırmaya çalışıyorum.Kitap tavsiyesi için Füsun'a, kitabı hediye ettiği için Şeyma'ya teşekkürler :)

Londra'dan dönüyorum, bir sürü yeni farkındalık cebimde. En önemlisi "sonuç odaklı olmak çok da matah bir şey değilmiş!"

İki gün boyunca bir sürü görüşmeler yaptım Londra'da, hepsi bir süreç içerisinde gelişecek ve uzun vadede güzel sonuçlar verecek ama benim kurumsal hayatta öğrendiğim sonuç odaklılık hemen bir netice almamı söylüyor, beni sıkıştırıyor. Onu dinlediğim zaman süreçten uzaklaşıyor ve sürecin tadını çıkaramıyorum. Başla ve bitir, peki arada olanlar?

Bu sabah erkenden Thames nehrinin kenarına oturdum ve sonuç odaklı olmanın bana kazandırdıkları ve kaybettirdiklerine bakarken bir kuğu geldi, yaklaştı, yaklaştı. O kadar güzel süzülüyordu ki suda...  sakin ama gideceği yere doğru emin bir şekilde ilerliyordu. İşte o an dedim ki yavaşlayacağım, sabredeceğim. Eğer yine hızlanırsam, eğer yine andan koparsam bu kuğuyu hatırlayacağım, o benim yavaşlık simgem olacak.


Gerektiğinde tavşan, gerektiğinde kaplumbağa olmak. Bundan sonra farkında olarak ve seçerek bu rolleri oynayacağım. Sonuç odaklılığın yanında süreç odaklı da olacağım.

İyi geceler

3 Ağustos 2013 Cumartesi

Waterapy


Çok hızlısın dedi dur biraz
Ben durmayı bilmem ki
Nerden buluyorsun bu enerjiyi
Enerji mi? var mı yok mu bakmam ki
Yorgunsun dedi, ben hissediyorum
İyiyim dedim iyiyim ama ...
İyi değilim
Yorgunum ve durmak istiyorum
Yüzerken suyla bütünleş dedi Dost
Suyla bütünleşmek mi? Nasıl birşey bu?
Bugün evet bugün anladım ne demek suyla bütünleşmek
Durduruyor beni sakinleştiriyor
Yavaşlatıyor beni
Acele yok, yavaş yavaş
Tek yapmam gereken nefes alıp vermek
İşte bu... oluyor galiba, su bana iyi geliyor
Kuma yazdım ne olduğunu; waterapy

2 Ağustos 2013 Cuma

İçime Yolculuk - 2


Yürüyorum, yavaş yavaş ve sabırla, bu çok uzun bir yol. Hedefim neresi bilmiyorum, yürüdükçe önüm aydınlanıyor ve bunu görmek beni çok mutlu ediyor. Bu yolculukta olan sevgili arkadaşlarım ile görüşüyorum, onları dinliyorum, bende anlatıyorum ve zenginleşiyorum. İyi niyet edip isteyince gerçekleşmeyecek birşey yok buna inanıyorum artık.

Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldeyim
Gidiyorum gündüz gece
Dünyaya geldiğim anda
Yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir handa

Gidiyorum gündüz gece
Düşünülürse derince
Uzak gözükür görünce
Yol bir dakka miktarınca
Gidiyorum gündüz gece

Şaşar Veysel işbu hale
Gah ağlayan gahi güle
Yetişmek için menzile
Gidiyorum gündüz gece

4 Temmuz 2013 Perşembe

Kapanış ve Mezuniyet

Aralık 2012'de başladığım EGCP (Eurasian Gestalt Coaching Program) Koçluk Eğitimimi  tamamladım ve mezun oldum. Artık ben de bir koçum :) 24 kişi başladık bu yolculuğa, ben ve 23 yoldaşım 5'er günlük 4 modül olmak üzere 20 günlük eğitim aldık. Eğitim diyorum ama EGCP Koçluk Programı eğitimden çok farklı, orada bulunmak ve yaşamak gerekir. Koçluk eğitimi almak isteyen herkese muhakkak EGCP'yi tavsiye ederim. Koçluk almak isteyen ya da bu koçluk ile ilgili soruları olanlar olur ise benimle irtibata geçebilirler.


Eğitimin son modülü kapanış (closure) konusu idi. Bazı bitişler heyecanla beklenirken bazıları hiç istenmez. Proje yöneticisi için "go-live" tarihi çok önemlidir ve o günü iple çeker. Kapanış burada önemlidir çünkü "unfinished business" bitmemiş işler listelenir, kapanış kutlamaları yapılır ve öğrenilenler sonraki projeler için kayıt edilir. Bir metod ile (PMI) belirlendiği için proje yöneticiliği yapan herkes bunları bilir.

Peki ilişkilerde böyle midir? Herşey çok güzel başlar ama bir ilişkiyi bitirmek çoğu zaman sorun olur. Ya da ölüm, hiç gelmesini istemeyiz inkar ederiz ama gelir... Burada belirli bir metod yoktur ve kişi kendini geliştirip kendisi ile bütünleştikçe kapanışları yapmak kolaylaşacaktır. İşte benim bu noktada çok önemli öğrenimlerim oldu koçluk eğitiminde; birincisi bitişi kabul etmek yani eğitimden örnek verirsem EGCP 2012-2013 Pazar günü bitecek. İkincisi başlangıçtan itibaren elde edilen anıları saklamak (resimler, videolar, yazılar...). Üçüncüsü kapanıştan keyif almak, kapanışı keyifli bir hale getirmek ve kutlama yapmak. Dördüncüsü kapanışı yapmak ve bu defteri kapatmak. Bunlar benim çıkarımlarım ve kapanışları daha iyi yapabilmek için aklımda tutacaklarım.

EGCP 2012-2013 Mezunları olarak çok güzel bir kapanış yaptık. Mezuniyet töreni, hediyeler, kep atma hepsi harikaydı. Ben başta kendim olmak üzere EGCP Fakülte üyelerine ve bu yolculukta beraber olduğum gestaltörlere çok teşekkür ediyorum, hepinizi çok seviyorum.