Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ekim 2014 Perşembe

Gönlüm beni yanıltmaz!

Aslında hep bir tercih yapıyoruz; hüzün / sevinç, sevgi / nefret,... Çok ince bir çizgi var aralarında; hop oraya, hop buraya zıplayıp duruyorum, tıpkı bilgisayar oyunlarındaki gibi; bir sağa, bir sola. Kendimi dinlediğim zamanlarda biliyorum nerede olmak istediğimi. Ama zaman zaman şehrin karmaşası, seyahatler, iş hayatındaki konular beni hızlandırıyor.

Peki hızlanmak da bir tercih değil mi? Kesinlikle bir tercih; hızlanmadan, hayali streslere kapılmadan yaşamak mümkün. Kişilere takılmadan, olaylara odaklanıp, herkesi ve herşeyi sevip kucaklayarak yaşamak mümkün. Direk değilim ki ben bu dünyaya, ben bir dervişim; yaşadım, yürüyorum ve gidiyorum...

Selametle ey derviş
Selametle git yâre
Selam olsun gittiğin yere
Senin gittiğin yer olur yöre
Tutunma sakın âdete, örfe

İçinde bulunduğum ekosisteme ne kadar çok kulak verirsem o kadar kayboluyorum. Artık kulaklarımı kapatıyorum çünkü sadece belirli frekans aralığını duyabiliyor, gözlerimi de, ağzımı da... Bu duygular beni yanıltıyor, bir tek gönlüm açık; en güvendiğim, en sevdiğim gönlüm. Gönlüm beni asla yanıltmaz!

Sevgiyle
Mus

7 Kasım 2013 Perşembe

Gemi kaptanı

dı dı dıt dı dı dıt dı dı dıt
sıçrıyorum, her sabah olduğu gibi... bu gemiye binmeden önce her sabah 05:45'de alarm sesi ile uyanır ve o sıçramanın etkisi ile gün boyu kulaklarımda dolgunluk olurdu. Burda biyolojik saatim ile uyanıyorum ve çok mutluyum, kulaklarımdaki dolgunluk gitti. Peki bu alarm neydi? Haylaz saat ile oynamış olmalı... Ooo saat 8:00 oluyor, hemen giyinip yemek salonuna çıkmalıyım. Geminin kaptanı bizi yemeğe çağırdı bu akşam; Derviş, Haylaz, Filozof ve ben. Onlar gitmiş olmalı...

Salona çıkıyorum, yuvarlak masa kurulmuş. Kaptan ve biz. Yüce rehber ve iç sesleri... Masada yok yok maşallah, kaptan çok cömert birine benziyor.

"Selam" diyor kaptan, "gel şöyle yanıma". "Hoşgeldiniz, masama şeref verdiniz" diyor ve kadehini kaldırıyor "yolculuğumuzun hayırlı bitmesi için kaldırıyorum kadehimi, şerefe" diyor.

Yemeğe başlıyoruz, bir tarafımda kaptan, diğer yanımda haylaz, karşımda Derviş ve filozof. Sohbet başlıyor. Kah yolculuk, kah sevgi, kah oyunlar, kah çocukluk, kah bilgelik, kah felsefe... Herkes özgürce paylaşıyor görüşlerini.

Masada en çok konuşan Haylaz, çocuk yaşına bakmadan büyük büyük laflar ediyor ve dikkatin hep onda olmasını istiyor.

Kaptan "sen niye burdasın be oğlum kalsaydın ya evde ailenle" dediğinde Haylaz'ın gözleri doluyor, duygulanıyor ve başlıyor anlatmaya...

"Benim en çok özlemini çektiğim şey çocuk olmak. Çocuk olmak istiyorum, özgürce oynamak. Ailenle kalsaydın diyorsun kaptan amca, kalamazdım, ben bu gemiye aidim. Benim vatanım burası, benim yerim sizlerin yanı. Siz bana çok iyi bakıyorsunuz, bana çocuk olduğumu hissettiriyorsunuz, benim istediğim bu." diyor.Bunları söylemek onu rahatlattı, neşesi tekrar yerine geldi. Daha fazla anlatmak istiyordu ama duygularını beyni kelimelere dökemiyordu... "Ben hep lego setim olsun istemiştim, burda lego seti bile var. Ailem alamamıştı, paraları yoktu." biraz neşeli, biraz hüzünlü bir halde söylüyor bunları.

Kaptan "hepiniz bana emanetsiniz, bu gemide hepinizin ihtiyaçları düşünüldü. Bu geminin siz olmadan ilerlemesi imkansız. Hepimiz bu gemiyi oluşturuyoruz ve tam oluyoruz. Biz bir ekibiz." diyor. 


Kaptan da benim
Haylaz da
Derviş de benim
Filozof da

Kaptan ruhumuz
Rotamız sevgi
Gündüz güneş, Gece, ay aydınlatır yolumuzu
Güneş sonsuz sevgi,
Ay sonsuz sevginin yansıması

Biz bir ekibiz ve tam'ız
Kaptan, Haylaz, Derviş, Filozof ve ben
Şair.

2 Kasım 2013 Cumartesi

Filozof

Gece...

Gecenin sessizliğini saatin tik tak'ları ve yan kamaradan gelen televizyon sesi bozuyor. Haylaz horul horul uyuyor, nasıl uyumasın yaramaz, akşama kadar koşuşturup duruyor. Derviş'in yatağı boş, şaşırmadım. Güvertededir kesin, bu gece dolunay var, hiç kaçırmaz. 

Üstüme hırkamı alıp çıkıyorum güverteye, başlıyorum turlamaya. Az ileride iki kişi görüyorum, işte orda Derviş, yanındaki kim acaba? Yoksa o geçenlerde bahsettiği filozof bu mu? Yok canım, bu genç bir arkadaş... Ya gerçekten oysa? Ben ne konuşabilirim ki bir filozofla, ben ne anlarım felsefeden? Yok ben en iyisi kamaraya geri döneyim. Başladı yine karın ağrım, kendi kendimi yiyip bitiriyorum böyle, sonra da karnım ağrıyor. 

O arada Derviş beni görüyor "gelsene" diye sesleniyor. Ben parmağımla bir dakika gelir misin diye işaret yapıyorum. 

"Ne oldu, hayırdır?" diyor Derviş. 

Hiiiç, sana bakmaya gelmiştim, senin yanındaki kim?

"Filozof, bahsetmiştim ya sana, gel seninle tanışmak istiyor"

Ama ben, bilmiyorum, ne konuşabilirim ki onunla, ben felsefeden anlamam. 

"Her zamanki mükemmeliyetçiliğin üzerinde, herşeyi bilmek zorunda değilsin! Bırak bunu, senin içinde bir bilge, bir filozof var. Sen onu saklıyorsun. Senin dışarıdan bir bilgiye ihtiyacın yok, herşey içinde. Keşfedeceksin, sabır." dedi Derviş. 

Biraz düşünmeye ihtiyacım var. Söylediklerin kulağa hoş geliyor ama mantığım almıyor, anlamıyorum. 

"Peki o zaman, sen sadece merhaba de ve sonra git yat." dedi Derviş.

Merhaba dedim.

"Selam" dedi filozof. "Selam, benden sana zarar gelmez demektir." dedi. 

Bilmiyordum dedim. 

"Biz de felsefenin üç şartından bahsediyorduk, katılsana" dedi ve devam etti; "Birincisi dertli olacaksın, ikincisi kendin olacaksın, üçüncüsü tam olacaksın."

Düşündüm, bir derdim var ki bu gemideyim, evet bir derdim var. Bir arayış içindeyim. Kendim miyim? Bütün maskelerimi atmaya çalışıyorum, bu konuda daha yolum var. Tam mıyım, değilim.  Tam olmak için kendi döngümü tamamlamam gerekiyor; hem aydınlık hem de karanlık tarafımla barışmam gerekiyor.

"Daldın gittin?" dedi filozof.

Söylediklerini düşünüyordum ve beynimde tartıyordum dedim. Ben bunlarla kalayım biraz, tanıştığımıza memnun oldum dedim. Dert, Kendilik, Tamlık... Bunları sayıklaya sayıklaya kamaraya gittim, uzandım. Olmadı, kalktım, aldım elime bir kağıt kalem başladım yazmaya...

Bir derdim var evet,
Ne olduğunu bilmesem de

Bir derdim var evet;
Belki onu aramak
Belki ona dönmek
Belki beni aramak
Belki bana dönmek...

Bana dönmek...
Kendime, nefs'ime
Bir derdim var evet,
Hem can acıtan hem de zevk veren bir dert
Adı sevgi olan yüce bir dert
Adı aşk olan ilahi bir dert.




15 Ekim 2013 Salı

Gitmek

"Gitmek mi zor kalmak mı" diye sordu Derviş
Gitmek dedim, hiç düşünmeden 
Ben hep gittim, bir tek gitmeyi biliyorum
Giderken hep canım yanar... 
Sence? dedim

"Kalmak" dedi
"Gidenin arkasından bakar kalırsın
Sen sabit kalırsın, o senden uzaklaşır
Canının bir parçasını götürür giden
Sen sadece bakar kalırsın
İçin kanaya kanaya dönersin eve
O yok evinde, şehrinde, vatanında"

Giden de her yerde aşkını arar 
Başkalarına bakar da görmez 
Yabancı yerler, yabancı yüzler
Canının bir parçası aşkında
Dönmeyi bekler 

Peki, gitmek mi zor kalmak mı?

4 Ekim 2013 Cuma

Güç

Dün akşam sevgili Şeyma ve Suzi'nin "Hayaletlerimiz ve Hayal Ettiklerimiz" atölye çalışmasına katıldım. Harika bir deneyimdi, aşağıdaki resmi yaptım ve benim kağıda yansıttıklarım, gruptaki arkadaşların geri bildirimleri ile tam'lanıp ayrıldım oradan. 

Ben köklenmeyi sembolize ettim ama bir arkadaşım onları damar olarak yorumladı... Aslında köklenmek aşağıya doğru yaptığımız bir şey değil içimizde damarlarımız, sinir sistemimiz.

Ben Ejderha koydum, bir arkadaşım ona güç dedi... Evet güç, içimdeki ışığı dışarıya çıkarmak için koyduğum obje, aynen ejderhanın içinden alevleri çıkarması gibi.

Ortada bir ağaç gövdesi var, yaşlı ve bilge... Aynı ruhum gibi.

 

Işığı ararım çünkü karanlıktan korkarım ben 
Ördüğüm ağdan ışk girmesini isterim
Eğer ışık olmazsa her yer karanlık, korkunç
Göz gözü görmez o zaman, ruhum kaybolur
Gözlerim kapatıp senin yanında olmak istesemde 
Olmaz, gidemez ruhum, ışığını arar
Ben ışığım, içindeyim desem de dinlemez
Dışarıda arar ışığı

İçindeki ışıkla tanışmadın ki 
Onunla bir tanışsan ne çok seveceksin sen
Gel kaçma, aç kollarını ve sarıl ona
Ona, içindeki ışığa
İçimdeki ışıkda kim ola
Benim ben, ışığım ben
Bu cana aşığım ben 

Mustafa Ayhan, 03/10/2013




Şehirde Derviş Olmak - 2

 

Şehirli dervişler için özellikle İstanbul'da yaşayanlar için bu şarkıyı tavsiye ederim. Ben Mercan Dede'yi dinlemeyi seviyorum, bence şehirde derviş olmak konseptine uygun bir tarzı var.

Bugün sizinle bu konuda yazdığım bir şiiri paylaşmak istiyorum:



Kolay değil şehirde derviş olmak
Saatlerce trafikte olup sakin kalmak
Egzoz kokularını yok sayıp kekik kokusunu aramak
Gökdelenin tepesinde oturup köklenmek
Klimalı ortamda derin nefes alıp bedeni zinde tutmak
Bir tüpün içinde saatlerce uçarken kanat çırpmak
İşyerindekilerden ne öğrenebilirim deyip hep meraklı olmak
Para için bedenini, beynini satıp ruhunu satmamak
Hiç kolay değil şehirde derviş olmak... 

Bu şiiri 23 Eylül'de yazdım ve sevgili Suzi bana bir geri bildirimde bulundu, son mısrada "Hiç kolay değil" yerine "Şimdilik kolay değil" daha iyi olur dedi. Evet haklı, farkındalık oluştuktan sonra ve niyetine girdikten sonra hiç birşey zor değil. 

Şehirde derviş olmak yazımdan sonra email ve telefonlar aldım, o kadar çok şehirli derviş varmış ki etrafımda ama ben farklı bir şapka ile tanışım onları. Şimdi biliyorum, hepimiz aynı yoldayız. Sizde yolculuğunuzu sevdiklerinizle, yakınlarınızla paylaşın, göreceksiniz ki çevrenizde birileri sizinle aynı yolda.

Sevgiler

9 Eylül 2013 Pazartesi

Gestaltör'lerin buluşması

Dün akşam 2013 Eurasian Gestalt Coaching Programı mezunları ve fakülte buluştuk. Sevgili Gülbin bize evini, bahçesini ve yüreğini açtık, çok teşekkürler. Bir de süpriz yaptı bana, bende aşağıdaki şiiri yazdım dün için. Çok mutlu oldum, çok güzel bir akşam oldu :)

 Süpriz

Çağırdı herkesi yanına
Kadeh kaldıralım diye
Çok güzel bir insana dedi
Kim bu güzel insan dedim
Beni gösterdi
Sonra bir tekne geldi
Aldı götürdü beni sonsuz maviliğe
Bembeyaz, yelkenli
Adı süpriz...
Boğaz'ın rüzgarıyla hızlandık
Güvertede toplanmış eğleniyorduk
Pastayı keser misin dedi
Uyandım...
Kesmeyelim, gezecektim daha teknemle...
Teşekkür ettim, çok teşekkür
Süprizlerin en güzeli için
Evini, bahçeni, yüreğini bize açtığın için...

Mustafa Ayhan, 09/09/2013

6 Eylül 2013 Cuma

İlk şiirim

Yaz sonu

Sonsuz yeşillik
Kafamı kaldırdığımda gördüğüm şey
Güneşin vurduğu yerler sarıya çalıyor
Gölgeler koyu
Ağaçlar yapraklarını dökmeye başladılar
Tıpkı benim gibi
Bende yazla ile ilgili anılarımı eliyorum
Sararmış olanları bırakıyorum
Yeşil olanları alıp götürüyorum İstanbul'a.

Sonsuz mavilik
Uzanıyorum çimenlere 
Gökyüzü masmavi
Bir tek bulut bile yok
Benim gibi, temizledim yüreğimi
Açtım herkese ve herşeye
Masmavi yüreğimi götürüyorum İstanbul'a

Mustafa Ayhan, 06/09/2013

Not: Sabah sevgili Sinem'in şiirini okudum ve ilham geldi. Teşekkürler Sinem.