hayat koçluğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat koçluğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2013 Salı

Kapılar ve ardındaki süprizler

Bu fotoğrafı dün gece Dubai'deki otelime gelince çektim. Otel koridorlarından kapıların fotoğraflarını çekmeyi seviyorum. Bu kapılar bana hayatta önümüze çıkan seçenekleri hatırlatıyor. Hergün bir sürü seçim yapıyoruz, işte bu kapıların arkasında seçimlerin sonuçları var. Seçeneklerimizi ne kadar artırabilirsek o kadar zengin olabiliyoruz ve iç pusulamızın gösterdiği yöndekini seçme fırsatımız oluyor. Seçimler ve sonuçlar derdi Dorothy harika türkçesiyle... Seçimler ve sonuçlar...

Kapıların arkasında süprizler bizi bekliyor. O kapıyı açmak için anahtar beynime, içeri girmek için cesarete ve içeride gördüklerimi kabul edip o odada yaşayabilmek için şefkat ve sevgiye ihtiyaç duyuyorum.

Otel odaları... Çok vaktim geçiyor otel odalarında, bazen bir evden fazlası oluyorlar benim için. Uzakta olmak hüzünlü olsa da o odaya girmek beni rahat ettiriyor. Aslında otel odası yok, başka ülke de yok. Ne Dubai var, ne de Lagos. Başka ülke de benim, otelde benim, o odalar da benim... Açmaya çalıştığım da kendi kapılarım. Bedenim farklı diyarlarda olsa ben hep kendi diyarımdayım, burada kendi başkentimde, kendi merkezimde. Ruhumun merkezi, vatanım. Beynim ise yeni oyunlara gebe, aklı gezmekte, beni merkezimden uzaklaştırmak onun en sevdiği şey. Aradığım denge, beynim polarite peşinde. Denge...

Nasılsın diye sordu Lian dün, iyiyim dedim. İyiyim demek adetten olduğu için değil, gerçekten iyiyim.Eteklerimde biriktirdiklerimi paylaşıyorum ve bu beni çok mutlu ediyor :)

Sevgiler,
Mustafa

7 Kasım 2013 Perşembe

Gemi kaptanı

dı dı dıt dı dı dıt dı dı dıt
sıçrıyorum, her sabah olduğu gibi... bu gemiye binmeden önce her sabah 05:45'de alarm sesi ile uyanır ve o sıçramanın etkisi ile gün boyu kulaklarımda dolgunluk olurdu. Burda biyolojik saatim ile uyanıyorum ve çok mutluyum, kulaklarımdaki dolgunluk gitti. Peki bu alarm neydi? Haylaz saat ile oynamış olmalı... Ooo saat 8:00 oluyor, hemen giyinip yemek salonuna çıkmalıyım. Geminin kaptanı bizi yemeğe çağırdı bu akşam; Derviş, Haylaz, Filozof ve ben. Onlar gitmiş olmalı...

Salona çıkıyorum, yuvarlak masa kurulmuş. Kaptan ve biz. Yüce rehber ve iç sesleri... Masada yok yok maşallah, kaptan çok cömert birine benziyor.

"Selam" diyor kaptan, "gel şöyle yanıma". "Hoşgeldiniz, masama şeref verdiniz" diyor ve kadehini kaldırıyor "yolculuğumuzun hayırlı bitmesi için kaldırıyorum kadehimi, şerefe" diyor.

Yemeğe başlıyoruz, bir tarafımda kaptan, diğer yanımda haylaz, karşımda Derviş ve filozof. Sohbet başlıyor. Kah yolculuk, kah sevgi, kah oyunlar, kah çocukluk, kah bilgelik, kah felsefe... Herkes özgürce paylaşıyor görüşlerini.

Masada en çok konuşan Haylaz, çocuk yaşına bakmadan büyük büyük laflar ediyor ve dikkatin hep onda olmasını istiyor.

Kaptan "sen niye burdasın be oğlum kalsaydın ya evde ailenle" dediğinde Haylaz'ın gözleri doluyor, duygulanıyor ve başlıyor anlatmaya...

"Benim en çok özlemini çektiğim şey çocuk olmak. Çocuk olmak istiyorum, özgürce oynamak. Ailenle kalsaydın diyorsun kaptan amca, kalamazdım, ben bu gemiye aidim. Benim vatanım burası, benim yerim sizlerin yanı. Siz bana çok iyi bakıyorsunuz, bana çocuk olduğumu hissettiriyorsunuz, benim istediğim bu." diyor.Bunları söylemek onu rahatlattı, neşesi tekrar yerine geldi. Daha fazla anlatmak istiyordu ama duygularını beyni kelimelere dökemiyordu... "Ben hep lego setim olsun istemiştim, burda lego seti bile var. Ailem alamamıştı, paraları yoktu." biraz neşeli, biraz hüzünlü bir halde söylüyor bunları.

Kaptan "hepiniz bana emanetsiniz, bu gemide hepinizin ihtiyaçları düşünüldü. Bu geminin siz olmadan ilerlemesi imkansız. Hepimiz bu gemiyi oluşturuyoruz ve tam oluyoruz. Biz bir ekibiz." diyor. 


Kaptan da benim
Haylaz da
Derviş de benim
Filozof da

Kaptan ruhumuz
Rotamız sevgi
Gündüz güneş, Gece, ay aydınlatır yolumuzu
Güneş sonsuz sevgi,
Ay sonsuz sevginin yansıması

Biz bir ekibiz ve tam'ız
Kaptan, Haylaz, Derviş, Filozof ve ben
Şair.

2 Kasım 2013 Cumartesi

Filozof

Gece...

Gecenin sessizliğini saatin tik tak'ları ve yan kamaradan gelen televizyon sesi bozuyor. Haylaz horul horul uyuyor, nasıl uyumasın yaramaz, akşama kadar koşuşturup duruyor. Derviş'in yatağı boş, şaşırmadım. Güvertededir kesin, bu gece dolunay var, hiç kaçırmaz. 

Üstüme hırkamı alıp çıkıyorum güverteye, başlıyorum turlamaya. Az ileride iki kişi görüyorum, işte orda Derviş, yanındaki kim acaba? Yoksa o geçenlerde bahsettiği filozof bu mu? Yok canım, bu genç bir arkadaş... Ya gerçekten oysa? Ben ne konuşabilirim ki bir filozofla, ben ne anlarım felsefeden? Yok ben en iyisi kamaraya geri döneyim. Başladı yine karın ağrım, kendi kendimi yiyip bitiriyorum böyle, sonra da karnım ağrıyor. 

O arada Derviş beni görüyor "gelsene" diye sesleniyor. Ben parmağımla bir dakika gelir misin diye işaret yapıyorum. 

"Ne oldu, hayırdır?" diyor Derviş. 

Hiiiç, sana bakmaya gelmiştim, senin yanındaki kim?

"Filozof, bahsetmiştim ya sana, gel seninle tanışmak istiyor"

Ama ben, bilmiyorum, ne konuşabilirim ki onunla, ben felsefeden anlamam. 

"Her zamanki mükemmeliyetçiliğin üzerinde, herşeyi bilmek zorunda değilsin! Bırak bunu, senin içinde bir bilge, bir filozof var. Sen onu saklıyorsun. Senin dışarıdan bir bilgiye ihtiyacın yok, herşey içinde. Keşfedeceksin, sabır." dedi Derviş. 

Biraz düşünmeye ihtiyacım var. Söylediklerin kulağa hoş geliyor ama mantığım almıyor, anlamıyorum. 

"Peki o zaman, sen sadece merhaba de ve sonra git yat." dedi Derviş.

Merhaba dedim.

"Selam" dedi filozof. "Selam, benden sana zarar gelmez demektir." dedi. 

Bilmiyordum dedim. 

"Biz de felsefenin üç şartından bahsediyorduk, katılsana" dedi ve devam etti; "Birincisi dertli olacaksın, ikincisi kendin olacaksın, üçüncüsü tam olacaksın."

Düşündüm, bir derdim var ki bu gemideyim, evet bir derdim var. Bir arayış içindeyim. Kendim miyim? Bütün maskelerimi atmaya çalışıyorum, bu konuda daha yolum var. Tam mıyım, değilim.  Tam olmak için kendi döngümü tamamlamam gerekiyor; hem aydınlık hem de karanlık tarafımla barışmam gerekiyor.

"Daldın gittin?" dedi filozof.

Söylediklerini düşünüyordum ve beynimde tartıyordum dedim. Ben bunlarla kalayım biraz, tanıştığımıza memnun oldum dedim. Dert, Kendilik, Tamlık... Bunları sayıklaya sayıklaya kamaraya gittim, uzandım. Olmadı, kalktım, aldım elime bir kağıt kalem başladım yazmaya...

Bir derdim var evet,
Ne olduğunu bilmesem de

Bir derdim var evet;
Belki onu aramak
Belki ona dönmek
Belki beni aramak
Belki bana dönmek...

Bana dönmek...
Kendime, nefs'ime
Bir derdim var evet,
Hem can acıtan hem de zevk veren bir dert
Adı sevgi olan yüce bir dert
Adı aşk olan ilahi bir dert.




18 Ekim 2013 Cuma

Beni affet bu gece

Gece zifiri karanlık... Haylaz mışıl mışıl uyuyor yanı başımda. Derviş yatağında yok, güverteye çıkmış olmalı, polarımı üstüme geçirip güverteye çıkıyorum yavaş yavaş. Gökyüzü kapkara, ne ay var ne yıldızlar. Ay olsa ne iyi olurdu, ben aya bakınca onu görüyorum, aşkım ay oluyor bana görünüyor. Ay olmayınca kolum kanadım kırık... Derviş nerede acaba, ortalıklarda yok... Turluyorum güvertede, işte orda ışığın altında... Elinde birşeyler var onları okuyor.
Hayrola Derviş gecenin bu saatinde ne yapıyorsun burda?
"Uykum kaçtı, biraz hava almaya çıktım, sen niye burdasın?"
Garip bir rüya gördüm; bir bilgenin yanındaydım, ona sorular soruyordum. Ben cevapları merakla beklerken bana sadece baktı, baktı... "Derviş" dedi! Gözümü açtım, sen yoksun. Seni bulmaya geldim, neden senin ismini söyledi?
"Demek Derviş dedi... Sence neden benim ismimi söyledi?"
Bilmiyorum.
"Çok kolay söylüyorsun bu sözü, kendine sormadan bilmiyorum diyorsun! Gerçekten bilmiyor musun?"
Bilmiyorum
"Biliyorsun ama kendine söyleyemiyorsun? Biz niye burdayız? Niye bu yolculuğa çıktık? Derviş dedi çünkü ben bu yolculukta sana rehberlik edeceğim. Sana sorularının cevaplarını söylemedi, çünkü bilmiyor! Onların cevapları sende, sadece sende. Belki bütün cevapları hemen bulamayacaksın, bu yol sabır yolu, sabredeceksin."
Peki bu yol, ne kadar sürecek?
"Bu sana bağlı; ne kadar derine inmek istersen o kadar uzayacak, ne kadar sığ kalırsan o kadar kısalacak."
Geride bıraktıklarım, onları görebilecek miyim?
"Uzunca bir süre hayır!"
Bu sözü bir tokat gibi patladı yüzümde, kamarasına doğru yürümekte olan Derviş'in arkasından bakakaldım. Koyu gri sulara baktım, daldım, gittim... O en sevdiğim şarkıyı mırıldanmaya başladım... Geride bıraktıklarım için....
Beni afftet bu gece, sadece bil istedim, karanlığın içinde, sadece bil istedim...


29 Ağustos 2013 Perşembe

Sonuç odaklılık

Bu nasıl bir yaratıcılık ey yaradan! Batmakta olan güneşin kızıllığı ile alaca karanlık grisi bulutların oluşturduğu renk cümbüşüne bakıyorum uçağın penceresinden. Ben bu daracık kabinde senin yarattığın güzelliklere bakarken bir taraftan kendi ellerimle öldürdüğüm yaratıcılığımı canlandırmaya çalışıyorum. Dorothy ablam "paradoxical isn't it" derdi şimdi. Gerçekten paradoks.

Bulutların üstünde uçamayan insanın aklıyla yarattığı uçan makinasının içinde "Julia Cameron - Artist's Way" i okuyup haftalık ödevlerimi  yapıyorum, içimdeki küçük artisti canlandırmaya çalışıyorum.Kitap tavsiyesi için Füsun'a, kitabı hediye ettiği için Şeyma'ya teşekkürler :)

Londra'dan dönüyorum, bir sürü yeni farkındalık cebimde. En önemlisi "sonuç odaklı olmak çok da matah bir şey değilmiş!"

İki gün boyunca bir sürü görüşmeler yaptım Londra'da, hepsi bir süreç içerisinde gelişecek ve uzun vadede güzel sonuçlar verecek ama benim kurumsal hayatta öğrendiğim sonuç odaklılık hemen bir netice almamı söylüyor, beni sıkıştırıyor. Onu dinlediğim zaman süreçten uzaklaşıyor ve sürecin tadını çıkaramıyorum. Başla ve bitir, peki arada olanlar?

Bu sabah erkenden Thames nehrinin kenarına oturdum ve sonuç odaklı olmanın bana kazandırdıkları ve kaybettirdiklerine bakarken bir kuğu geldi, yaklaştı, yaklaştı. O kadar güzel süzülüyordu ki suda...  sakin ama gideceği yere doğru emin bir şekilde ilerliyordu. İşte o an dedim ki yavaşlayacağım, sabredeceğim. Eğer yine hızlanırsam, eğer yine andan koparsam bu kuğuyu hatırlayacağım, o benim yavaşlık simgem olacak.


Gerektiğinde tavşan, gerektiğinde kaplumbağa olmak. Bundan sonra farkında olarak ve seçerek bu rolleri oynayacağım. Sonuç odaklılığın yanında süreç odaklı da olacağım.

İyi geceler

18 Ağustos 2013 Pazar

Tatil


İşte iki haftalık çooooook uzun tatilim bitti. Nasıl geçti diye soruyorsun, söyleyeyim. Benim yaşamda geç keşfettiğim şey şimdiki zaman. Ya geçmiş ya da gelecek zamana takılı kalırdım, bu sefer öyle yapmadım. Şimdiki zamanda yaşadım, her anı derinleştirerek sonuna kadar yaşadım. İki hafta bana iki yıl gibi geldi. Bir çok anı yazdım gönül defterime. Her biri çok ama çok değerli, paranın satın alamayacağı şeyler. 
Peki dönmek zor olmadı mı? Hayır olmadı, şimdi işi yaşama zamanı. Her anını keyifle ve zevkle yaşayacağım. Sevgili takımım ile birlikte coşmaya devam edeceğiz. Ben ne kadar kendimsem o kadar verimliyim. Ben ne kadar herkesi ve herşeyi olduğu gibi kabul edip saygı duyarsam o kadar içindeyim hayatın.
Peki bu ay ve deniz neden? Evime geldim, yuvama... ve terasta beni onlar karşıladı, tatilin son gün bitti dediler birazdan yeni gün başlıyor. Teşekkür ettim kendime, aileme, arkadaşlarıma... Şimdiki zamanda hep yanımda oldukları için. 
İyi geceler hepimize

3 Ağustos 2013 Cumartesi

Waterapy


Çok hızlısın dedi dur biraz
Ben durmayı bilmem ki
Nerden buluyorsun bu enerjiyi
Enerji mi? var mı yok mu bakmam ki
Yorgunsun dedi, ben hissediyorum
İyiyim dedim iyiyim ama ...
İyi değilim
Yorgunum ve durmak istiyorum
Yüzerken suyla bütünleş dedi Dost
Suyla bütünleşmek mi? Nasıl birşey bu?
Bugün evet bugün anladım ne demek suyla bütünleşmek
Durduruyor beni sakinleştiriyor
Yavaşlatıyor beni
Acele yok, yavaş yavaş
Tek yapmam gereken nefes alıp vermek
İşte bu... oluyor galiba, su bana iyi geliyor
Kuma yazdım ne olduğunu; waterapy

2 Ağustos 2013 Cuma

İçime Yolculuk - 2


Yürüyorum, yavaş yavaş ve sabırla, bu çok uzun bir yol. Hedefim neresi bilmiyorum, yürüdükçe önüm aydınlanıyor ve bunu görmek beni çok mutlu ediyor. Bu yolculukta olan sevgili arkadaşlarım ile görüşüyorum, onları dinliyorum, bende anlatıyorum ve zenginleşiyorum. İyi niyet edip isteyince gerçekleşmeyecek birşey yok buna inanıyorum artık.

Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldeyim
Gidiyorum gündüz gece
Dünyaya geldiğim anda
Yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir handa

Gidiyorum gündüz gece
Düşünülürse derince
Uzak gözükür görünce
Yol bir dakka miktarınca
Gidiyorum gündüz gece

Şaşar Veysel işbu hale
Gah ağlayan gahi güle
Yetişmek için menzile
Gidiyorum gündüz gece

30 Temmuz 2013 Salı

İçime yolculuk


Bu fotoğraf benim içime yaptığım yolculuğun fotoğrafı. Yolun başı karanlık, başlamak çok zor, sonra biraz aydınlanır gibi oluyor ama sonrası yine karanlık. Bu yolu yeni buldum, bilmediğim tanımadığım bir yol ama bir taraftan da sanki hep kullandığım ve ezbere bildiğim bir yol gibi tanıdık. Bu yola girmek zor diyor bir tarafım, diğer tarafım zor olsun ki uğraştığımda değsin diyor. Bir tarafım bu yolda kullanacağın ekipmanların, fenerin, asan yok diyor diğer tarafım birikimlerini kullan diyor. Tam bu noktada çok güzel bir şiir geldi aklıma;
... (Yusuf Hayaloğlu'nun Bir acayip adam şiirinin bir kısmı) 
Sordum birgün Suphi'ye söylediklerini niye anlamıyorum diye 
Bildiklerini dedi yüzleştir hayatla, 
Doğru ile yanlışı o zaman ayırt edebilir ve anlayabilirsin
...
Birikimlerim var ve bunları hayatıma sokup kullanmam ve pratik etmem gerekiyor (yazarken bir shift oldu :))

Bu yolun başı karanlık ve yolculuğa başlamak zor, daha başlarken korkularım engel olmaya çalıştı bana dur dediler, korkularım bu yoldaki karanlık yerlerde saklı, onlara dokunmadım bugüne kadar yok saydım ama artık üstlerine gidiyorum, çıkın ortaya sizinle yüzleşeyeceğim diyorum. Biliyorum ki onlarla yüzleşmez ve onlarla barışmazsam bu yol aydınlanmayacak. 

Bu yol resmini ve fikirlerimi yaşadıklarımı bir dostum ile paylaşıyorum, o da benzer bir yolculukta... Bu konuyu paylaşabiliyor olmak ve anlaşılabiliyor olmak güzel. 

Dostuma ve tüm evrene bana kattıkları için sonsuz teşekkürler. Bu cesareti gösterip bu yola çıktığım için kendime de teşekkürler.

İyi geceler