Gece sabaha döndüğünde hala gözlerimi kırpmamıştım, havanın aydınlanmaya başladığını görünce hemen fırladım ve çıktım güverteye. İşte o an gelmişti; gecenin gündüze kavuştuğu, aşıkların birbirine dokunduğu tek an. O müthiş an, o kanatan, can acıtan an! Gece ölmek üzere can çekişirken gündüz doğmaya çalışıyordu...
Gece gündüze aşık olmuş
Gündüz geceye
Hiç söylememişler birbirlerine
Bu bir sırmış içlerinde
Sabah gün doğarken gece ölürmüş
Akşam gün batarken gündüz ölürmüş
Kavuşmaları imkansızmış
Yalnız iki zaman varmış buluştukları;
Gün doğumu, gün batımı
Haylaz koştu geldi yanıma, haydi oyun oynayalım dedi. Haklıydı, o kadar çok ihmal etmiştim ki onu... Kendimle kalmak iyi, çok iyi geliyor ama Haylaz bu, hep onunla ilgilenmemi istiyor.
Tamam geliyorum!
İçimdeki Derviş, Haylaz ve ben. Geminin yürümesi için hepimize ihtiyaç var.
EGCP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
EGCP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Ekim 2013 Salı
Gün doğumu, gün batımı
Etiketler:
derviş,
EGCP,
Gestalt,
Gestalt coaching,
Gestalt Coaching Turkey,
Gestalt koçluğu,
Gestalt Koçluk,
iç yolculuk,
içime yolculuk,
koçluk,
mustafa ayhan,
Şehirde derviş olmak,
yaşam koçluğu,
yolculuk
18 Ekim 2013 Cuma
Beni affet bu gece
Gece zifiri karanlık... Haylaz mışıl mışıl uyuyor yanı başımda. Derviş yatağında yok, güverteye çıkmış olmalı, polarımı üstüme geçirip güverteye çıkıyorum yavaş yavaş. Gökyüzü kapkara, ne ay var ne yıldızlar. Ay olsa ne iyi olurdu, ben aya bakınca onu görüyorum, aşkım ay oluyor bana görünüyor. Ay olmayınca kolum kanadım kırık... Derviş nerede acaba, ortalıklarda yok... Turluyorum güvertede, işte orda ışığın altında... Elinde birşeyler var onları okuyor.
Hayrola Derviş gecenin bu saatinde ne yapıyorsun burda?
"Uykum kaçtı, biraz hava almaya çıktım, sen niye burdasın?"
Garip bir rüya gördüm; bir bilgenin yanındaydım, ona sorular soruyordum. Ben cevapları merakla beklerken bana sadece baktı, baktı... "Derviş" dedi! Gözümü açtım, sen yoksun. Seni bulmaya geldim, neden senin ismini söyledi?
"Demek Derviş dedi... Sence neden benim ismimi söyledi?"
Bilmiyorum.
"Çok kolay söylüyorsun bu sözü, kendine sormadan bilmiyorum diyorsun! Gerçekten bilmiyor musun?"
Bilmiyorum
"Biliyorsun ama kendine söyleyemiyorsun? Biz niye burdayız? Niye bu yolculuğa çıktık? Derviş dedi çünkü ben bu yolculukta sana rehberlik edeceğim. Sana sorularının cevaplarını söylemedi, çünkü bilmiyor! Onların cevapları sende, sadece sende. Belki bütün cevapları hemen bulamayacaksın, bu yol sabır yolu, sabredeceksin."
Peki bu yol, ne kadar sürecek?
"Bu sana bağlı; ne kadar derine inmek istersen o kadar uzayacak, ne kadar sığ kalırsan o kadar kısalacak."
Geride bıraktıklarım, onları görebilecek miyim?
"Uzunca bir süre hayır!"
Bu sözü bir tokat gibi patladı yüzümde, kamarasına doğru yürümekte olan Derviş'in arkasından bakakaldım. Koyu gri sulara baktım, daldım, gittim... O en sevdiğim şarkıyı mırıldanmaya başladım... Geride bıraktıklarım için....
Beni afftet bu gece, sadece bil istedim, karanlığın içinde, sadece bil istedim...
Hayrola Derviş gecenin bu saatinde ne yapıyorsun burda?
"Uykum kaçtı, biraz hava almaya çıktım, sen niye burdasın?"
Garip bir rüya gördüm; bir bilgenin yanındaydım, ona sorular soruyordum. Ben cevapları merakla beklerken bana sadece baktı, baktı... "Derviş" dedi! Gözümü açtım, sen yoksun. Seni bulmaya geldim, neden senin ismini söyledi?
"Demek Derviş dedi... Sence neden benim ismimi söyledi?"
Bilmiyorum.
"Çok kolay söylüyorsun bu sözü, kendine sormadan bilmiyorum diyorsun! Gerçekten bilmiyor musun?"
Bilmiyorum
"Biliyorsun ama kendine söyleyemiyorsun? Biz niye burdayız? Niye bu yolculuğa çıktık? Derviş dedi çünkü ben bu yolculukta sana rehberlik edeceğim. Sana sorularının cevaplarını söylemedi, çünkü bilmiyor! Onların cevapları sende, sadece sende. Belki bütün cevapları hemen bulamayacaksın, bu yol sabır yolu, sabredeceksin."
Peki bu yol, ne kadar sürecek?
"Bu sana bağlı; ne kadar derine inmek istersen o kadar uzayacak, ne kadar sığ kalırsan o kadar kısalacak."
Geride bıraktıklarım, onları görebilecek miyim?
"Uzunca bir süre hayır!"
Bu sözü bir tokat gibi patladı yüzümde, kamarasına doğru yürümekte olan Derviş'in arkasından bakakaldım. Koyu gri sulara baktım, daldım, gittim... O en sevdiğim şarkıyı mırıldanmaya başladım... Geride bıraktıklarım için....
Beni afftet bu gece, sadece bil istedim, karanlığın içinde, sadece bil istedim...
14 Ekim 2013 Pazartesi
Yolculuk
Bir daha dönüş yok biliyorum. "Ok yaydan bir kez çıktı mı bir daha geri dönmez" derdi hep. Ok yaydan fırladı artık, eteğimde biriktirdiğim onlarca farkındalık, hepsi dönüşmeyi bekliyor...
Limana doğru ağır ağır yürüyoruz; Derviş, Haylaz ve ben. Bu karar çok ani oldu, daha önce konuşuyorduk ama o hep gelecekte olacaktı, bugünün konusu olmamıştı hiç. Hava epey bir serin, yanımıza kalın birşeyler aldık, gerçi Haylaz üşümez, o her daim yarı çıplak. Derviş çantasına doldurdu kumaşları, incileri... Çok garip adam, aşkına verecekmiş buluştuklarında. Çantana sen peynir ekmek, su filan alsana, ölecek açlıktan haberi yok.
Uzaktan limanın ışıkları görünüyor, bizim gemi bekliyordum umarım. "Ordaaaa" diye bağırıyor Haylaz, başlıyor koşmaya... Ona söyleyemedik henüz, o kadar neşeli ki şimdi de neşesini bozmak istemedim. Deniz'in kokusunu içime derin derin çekiyorum, geminin yanındayız. Derviş'le bakışıyoruz, umarım eminsindir diyorum, "bilmiyorum" diyor. Bilmiyorum?
Öğleden sonraydı, ay erken gelmişti, yarım ay. Uzandık çimenlere, Derviş başladı aşkından bahsetmeye... Kim bu dedim, Derviş kim? Aşkın kim? Bu ne kadar büyük bir aşk, her gün acıdan kavruluyorsun, kim için? "Merak ediyor musun" dedi. "Karşılaşmaya hazır mısın?". "Ben hazırım" dedi Haylaz, hiç birşey anlamadan dinlemeden. Hazırım dedim, meraktan ölüyorum. "O zaman" dedi "karanlık olunca düşüyoruz yola, bu gece bir gemi kalkacak limandan, adı Yolcular. O gemiye binelim". Nereye gidiyor dedim o gemi? Ne zaman döneceğiz? "Nereye gittiğini şimdi söyleyemem ama gemi bir daha dönmeyecek". Haylaz'ı aradı gözlerim, uzaktaydı... Ne demek dedim dönmeyecek, bizi nasıl bir maceraya sürüklüyorsun? "Aşkımın aşkımız olmasını istiyorsan ve karşılaşmaya hazırsan tek yolumuz bu, dönüş yok!". Tamam dedim, zaten hep acele karar veririm...
Geminin adı Yolcular, bir sürü insan doluşuyoruz gemiye. Derviş dönüyor ve "bilmiyorum dedim ya" diyor "aslında biliyorum ama sen bunu anlamlandırıp kelimelere dökemeyeceğin için söylemiyorum". Derviş'i çoğu zaman anlamadığım doğru ama bu da fazla! "Bana kızma, sabırlı ol. Bu yolculuk senin yolculuğun, kafandaki fazlalıkları atıp sadeleşeceksin, sabırı öğreneceksin, şefkati öğreneceksin ve sonra aşkımızda tanışacaksın. Şu anda anlayamıyorsun çünkü bu Liman'dan ötesine hiç gitmedin." Söylediklerini anlamlandıramıyorum ama korkusuzca bu sefere çıkıyorum. Bu benim hayatımın yolculuğu, Derviş'in dediği gibi her anın tadını çıkararak, acılara dayanarak ilerleyeceğim.
Limana doğru ağır ağır yürüyoruz; Derviş, Haylaz ve ben. Bu karar çok ani oldu, daha önce konuşuyorduk ama o hep gelecekte olacaktı, bugünün konusu olmamıştı hiç. Hava epey bir serin, yanımıza kalın birşeyler aldık, gerçi Haylaz üşümez, o her daim yarı çıplak. Derviş çantasına doldurdu kumaşları, incileri... Çok garip adam, aşkına verecekmiş buluştuklarında. Çantana sen peynir ekmek, su filan alsana, ölecek açlıktan haberi yok.
Uzaktan limanın ışıkları görünüyor, bizim gemi bekliyordum umarım. "Ordaaaa" diye bağırıyor Haylaz, başlıyor koşmaya... Ona söyleyemedik henüz, o kadar neşeli ki şimdi de neşesini bozmak istemedim. Deniz'in kokusunu içime derin derin çekiyorum, geminin yanındayız. Derviş'le bakışıyoruz, umarım eminsindir diyorum, "bilmiyorum" diyor. Bilmiyorum?
Öğleden sonraydı, ay erken gelmişti, yarım ay. Uzandık çimenlere, Derviş başladı aşkından bahsetmeye... Kim bu dedim, Derviş kim? Aşkın kim? Bu ne kadar büyük bir aşk, her gün acıdan kavruluyorsun, kim için? "Merak ediyor musun" dedi. "Karşılaşmaya hazır mısın?". "Ben hazırım" dedi Haylaz, hiç birşey anlamadan dinlemeden. Hazırım dedim, meraktan ölüyorum. "O zaman" dedi "karanlık olunca düşüyoruz yola, bu gece bir gemi kalkacak limandan, adı Yolcular. O gemiye binelim". Nereye gidiyor dedim o gemi? Ne zaman döneceğiz? "Nereye gittiğini şimdi söyleyemem ama gemi bir daha dönmeyecek". Haylaz'ı aradı gözlerim, uzaktaydı... Ne demek dedim dönmeyecek, bizi nasıl bir maceraya sürüklüyorsun? "Aşkımın aşkımız olmasını istiyorsan ve karşılaşmaya hazırsan tek yolumuz bu, dönüş yok!". Tamam dedim, zaten hep acele karar veririm...
Geminin adı Yolcular, bir sürü insan doluşuyoruz gemiye. Derviş dönüyor ve "bilmiyorum dedim ya" diyor "aslında biliyorum ama sen bunu anlamlandırıp kelimelere dökemeyeceğin için söylemiyorum". Derviş'i çoğu zaman anlamadığım doğru ama bu da fazla! "Bana kızma, sabırlı ol. Bu yolculuk senin yolculuğun, kafandaki fazlalıkları atıp sadeleşeceksin, sabırı öğreneceksin, şefkati öğreneceksin ve sonra aşkımızda tanışacaksın. Şu anda anlayamıyorsun çünkü bu Liman'dan ötesine hiç gitmedin." Söylediklerini anlamlandıramıyorum ama korkusuzca bu sefere çıkıyorum. Bu benim hayatımın yolculuğu, Derviş'in dediği gibi her anın tadını çıkararak, acılara dayanarak ilerleyeceğim.
Etiketler:
EGCP,
Gestalt,
Gestalt coaching,
Gestalt Coaching Turkey,
Gestalt koçluğu,
iç yolculuk,
içime yolculuk,
mustafa ayhan,
Şehirde derviş olmak,
yaşam koçluğu,
yolculuk
8 Ekim 2013 Salı
Şehirli Derviş - 3
Kurumsal hayatta en popüler terimlerden birisidir Değişim Yönetimi. Yönetici olacaksanız sizi Değişim Yönetimi eğitimine gönderirler ya da bir proje yapılacaksa hemen bir Değişim Yönetimi takımı da kurulur, yapılan ne ise herkese dağılsın ve doğru anlaşılsın diye. Bi de çok meşhur bir söz vardır; Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.
Şehirli Derviş kurumsal hayatında Değişim Yönetimini bilir, değişmeyen tek şey değişimin kendisidir; bunu anlar, deneyimler ve kabul eder. Kendi hayatında ise değişmeyen bir referans noktası arar, kurumsal hayatta herşeyin değişeceğine inanır ama kendi hayatında bu olmaz, bir sıkıntı huzursuzluk yaratır. Çünkü değişim onu belirsizliğe sürükler ve belirsizlik olunca başlar senaryolar kurmaya; çoğu zaman negatif, felaket senaryoları...
Şehirli Derviş'in kurumsal hayatta öğrendiği şeyi kendi hayatında da uygulaması şart. Her şey geçici ve her şey sürekli değişiyor; insan hayatı, yaşamlar, beden, dünya... Bu geçicilik ve değişkenlikte bir sabit yer bulmak, köklenmek ihtiyacında olan bizler bunu yapamayınca başlıyoruz güvensiz ve huzursuz tipler olmaya. Peki ne yapalım, değişim trenine atlayalım, akışa bırakalım kendimizi, direnç göstermek yersiz ve engel olmak imkansız. Kabul edelim ve akışta an'a tutunalım. Nasıl mı? Çok basit bir formülü var; dur, üç kere derin nefes al, farkında olarak üç derin nefes ve hayatına devam et. Bu küçük ama çok büyük uygulama bizi an'a geri getirecek.
Şehrin ortasında bilgisayar, tablet, cep telefonu, televizyonda geçirdiğimiz vakit bizi mekanikleştiriyor, tıkır tıkır işleyen bir makine gibi ondan ona ondan ona geçiyoruz. Arada durmayı üç nefes almayı düstur edinip hayatımıza sokmalıyız. Post it'leri alalım şimdi yapıştıralım bilgisayarın ekranına! Dur, yavaşla, üç kere nefes almayı unutma!
Kazablanka'dan sevgiler
Etiketler:
değişim,
değişim yönetimi,
derin nefes,
EGCP,
Gestalt,
Gestalt coaching,
Gestalt Coaching Turkey,
Gestalt koçluğu,
Gestalt Koçluk,
kişisel gelişim,
koçluk,
Şehirde derviş olmak,
yaşam koçluğu
4 Ekim 2013 Cuma
Güç
Dün akşam sevgili Şeyma ve Suzi'nin "Hayaletlerimiz ve Hayal Ettiklerimiz" atölye çalışmasına katıldım. Harika bir deneyimdi, aşağıdaki resmi yaptım ve benim kağıda yansıttıklarım, gruptaki arkadaşların geri bildirimleri ile tam'lanıp ayrıldım oradan.
Ben köklenmeyi sembolize ettim ama bir arkadaşım onları damar olarak yorumladı... Aslında köklenmek aşağıya doğru yaptığımız bir şey değil içimizde damarlarımız, sinir sistemimiz.
Ben Ejderha koydum, bir arkadaşım ona güç dedi... Evet güç, içimdeki ışığı dışarıya çıkarmak için koyduğum obje, aynen ejderhanın içinden alevleri çıkarması gibi.
Ortada bir ağaç gövdesi var, yaşlı ve bilge... Aynı ruhum gibi.
Işığı ararım çünkü karanlıktan korkarım ben
Ördüğüm ağdan ışk girmesini isterim
Eğer ışık olmazsa her yer karanlık, korkunç
Göz gözü görmez o zaman, ruhum kaybolur
Gözlerim kapatıp senin yanında olmak istesemde
Olmaz, gidemez ruhum, ışığını arar
Ben ışığım, içindeyim desem de dinlemez
Dışarıda arar ışığı
İçindeki ışıkla tanışmadın ki
Onunla bir tanışsan ne çok seveceksin sen
Gel kaçma, aç kollarını ve sarıl ona
Ona, içindeki ışığa
İçimdeki ışıkda kim ola
Benim ben, ışığım ben
Bu cana aşığım ben
Mustafa Ayhan, 03/10/2013
Şehirde Derviş Olmak - 2
Şehirli dervişler için özellikle İstanbul'da yaşayanlar için bu şarkıyı tavsiye ederim. Ben Mercan Dede'yi dinlemeyi seviyorum, bence şehirde derviş olmak konseptine uygun bir tarzı var.
Bugün sizinle bu konuda yazdığım bir şiiri paylaşmak istiyorum:
Kolay değil şehirde derviş olmak
Saatlerce trafikte olup sakin kalmak
Egzoz kokularını yok sayıp kekik kokusunu aramak
Gökdelenin tepesinde oturup köklenmek
Klimalı ortamda derin nefes alıp bedeni zinde tutmak
Bir tüpün içinde saatlerce uçarken kanat çırpmak
İşyerindekilerden ne öğrenebilirim deyip hep meraklı
olmak
Para için bedenini, beynini satıp ruhunu satmamak
Hiç kolay değil şehirde derviş olmak...
Bu şiiri 23 Eylül'de yazdım ve sevgili Suzi bana bir geri bildirimde bulundu, son mısrada "Hiç kolay değil" yerine "Şimdilik kolay değil" daha iyi olur dedi. Evet haklı, farkındalık oluştuktan sonra ve niyetine girdikten sonra hiç birşey zor değil.
Şehirde derviş olmak yazımdan sonra email ve telefonlar aldım, o kadar çok şehirli derviş varmış ki etrafımda ama ben farklı bir şapka ile tanışım onları. Şimdi biliyorum, hepimiz aynı yoldayız. Sizde yolculuğunuzu sevdiklerinizle, yakınlarınızla paylaşın, göreceksiniz ki çevrenizde birileri sizinle aynı yolda.
Sevgiler
Etiketler:
EGCP,
Gestalt,
Gestalt coaching,
Gestalt Coaching Turkey,
Gestalt koçluğu,
Gestalt Koçluk,
iç yolculuk,
içime yolculuk,
mustafa ayhan,
Şehirde derviş olmak,
Şiir,
yaşam koçluğu
17 Eylül 2013 Salı
Saat 03:00
Gözlerim açıldı bir anda
Saate baktım, saat 03:00
Beynim hiç uyumamış gibi
Düşünceler cirit atıyor beynimde
Birisi alttan hava üflüyormuş gibi hepsi havalanmış...
Onu ne yapacağım, bu ne olacak...
Biz koçlar "Tanıdık mı?" diye sorarız
Soruyorum kendime, "Evet tanıdık, hem de çok tanıdık..."
Akşam uyuyup sabah uyanıp hiç uyumadığım olurdu, sadece yatmış olurdum
Bu gece onlara eklendi
Kalktım, Ay'ı aradı gözlerim
Gökyüzü kapkara, gizlemişler Ay'ımı
Belki O benimle konuşur, rahatlarım dedim
Olmadı...
Sonbahar geldi ya, o yüzden... Hava bulutlu Ay bile yok, tam da ihtiyacım olduğu günde...
Elime not kağıdı, telefon almak istemedim, biliyorum ki alsam elimden bırakamayacağım...
Onu not et, aman bunu unutma... şuraya da gir, buraya da...
Süzüldüm yatağa sessizce, kendime bile hissettirmeden. Kapadım gözlerimi usulca...
Küçükken yapardım bunu, karanlıktan korkardım, yorganı çekerdim başıma, altına saklanırdım, hiç birşey gelip beni bulamasın diye...
Yine öyle yaptım, hiç bir düşünce beni bulamasın diye...
9 Eylül 2013 Pazartesi
Gestaltör'lerin buluşması
Dün akşam 2013 Eurasian Gestalt Coaching Programı mezunları ve fakülte buluştuk. Sevgili Gülbin bize evini, bahçesini ve yüreğini açtık, çok teşekkürler. Bir de süpriz yaptı bana, bende aşağıdaki şiiri yazdım dün için. Çok mutlu oldum, çok güzel bir akşam oldu :)
Süpriz
Çağırdı herkesi yanına
Kadeh kaldıralım diye
Çok güzel bir insana dedi
Kim bu güzel insan dedim
Beni gösterdi
Sonra bir tekne geldi
Aldı götürdü beni sonsuz maviliğe
Bembeyaz, yelkenli
Adı süpriz...
Boğaz'ın rüzgarıyla hızlandık
Güvertede toplanmış eğleniyorduk
Pastayı keser misin dedi
Uyandım...
Kesmeyelim, gezecektim daha teknemle...
Teşekkür ettim, çok teşekkür
Süprizlerin en güzeli için
Evini, bahçeni, yüreğini bize açtığın için...
Mustafa Ayhan, 09/09/2013
29 Ağustos 2013 Perşembe
Sonuç odaklılık
Bu nasıl bir yaratıcılık ey yaradan! Batmakta olan güneşin kızıllığı ile alaca karanlık grisi bulutların oluşturduğu renk cümbüşüne bakıyorum uçağın penceresinden. Ben bu daracık kabinde senin yarattığın güzelliklere bakarken bir taraftan kendi ellerimle öldürdüğüm yaratıcılığımı canlandırmaya çalışıyorum. Dorothy ablam "paradoxical isn't it" derdi şimdi. Gerçekten paradoks.
Bulutların üstünde uçamayan insanın aklıyla yarattığı uçan makinasının içinde "Julia Cameron - Artist's Way" i okuyup haftalık ödevlerimi yapıyorum, içimdeki küçük artisti canlandırmaya çalışıyorum.Kitap tavsiyesi için Füsun'a, kitabı hediye ettiği için Şeyma'ya teşekkürler :)
Londra'dan dönüyorum, bir sürü yeni farkındalık cebimde. En önemlisi "sonuç odaklı olmak çok da matah bir şey değilmiş!"
İki gün boyunca bir sürü görüşmeler yaptım Londra'da, hepsi bir süreç içerisinde gelişecek ve uzun vadede güzel sonuçlar verecek ama benim kurumsal hayatta öğrendiğim sonuç odaklılık hemen bir netice almamı söylüyor, beni sıkıştırıyor. Onu dinlediğim zaman süreçten uzaklaşıyor ve sürecin tadını çıkaramıyorum. Başla ve bitir, peki arada olanlar?
Bu sabah erkenden Thames nehrinin kenarına oturdum ve sonuç odaklı olmanın bana kazandırdıkları ve kaybettirdiklerine bakarken bir kuğu geldi, yaklaştı, yaklaştı. O kadar güzel süzülüyordu ki suda... sakin ama gideceği yere doğru emin bir şekilde ilerliyordu. İşte o an dedim ki yavaşlayacağım, sabredeceğim. Eğer yine hızlanırsam, eğer yine andan koparsam bu kuğuyu hatırlayacağım, o benim yavaşlık simgem olacak.
Bulutların üstünde uçamayan insanın aklıyla yarattığı uçan makinasının içinde "Julia Cameron - Artist's Way" i okuyup haftalık ödevlerimi yapıyorum, içimdeki küçük artisti canlandırmaya çalışıyorum.Kitap tavsiyesi için Füsun'a, kitabı hediye ettiği için Şeyma'ya teşekkürler :)
Londra'dan dönüyorum, bir sürü yeni farkındalık cebimde. En önemlisi "sonuç odaklı olmak çok da matah bir şey değilmiş!"
İki gün boyunca bir sürü görüşmeler yaptım Londra'da, hepsi bir süreç içerisinde gelişecek ve uzun vadede güzel sonuçlar verecek ama benim kurumsal hayatta öğrendiğim sonuç odaklılık hemen bir netice almamı söylüyor, beni sıkıştırıyor. Onu dinlediğim zaman süreçten uzaklaşıyor ve sürecin tadını çıkaramıyorum. Başla ve bitir, peki arada olanlar?
Bu sabah erkenden Thames nehrinin kenarına oturdum ve sonuç odaklı olmanın bana kazandırdıkları ve kaybettirdiklerine bakarken bir kuğu geldi, yaklaştı, yaklaştı. O kadar güzel süzülüyordu ki suda... sakin ama gideceği yere doğru emin bir şekilde ilerliyordu. İşte o an dedim ki yavaşlayacağım, sabredeceğim. Eğer yine hızlanırsam, eğer yine andan koparsam bu kuğuyu hatırlayacağım, o benim yavaşlık simgem olacak.
Gerektiğinde tavşan, gerektiğinde kaplumbağa olmak. Bundan sonra farkında olarak ve seçerek bu rolleri oynayacağım. Sonuç odaklılığın yanında süreç odaklı da olacağım.
İyi geceler
2 Ağustos 2013 Cuma
İçime Yolculuk - 2
Yürüyorum, yavaş yavaş ve sabırla, bu çok uzun bir yol. Hedefim neresi bilmiyorum, yürüdükçe önüm aydınlanıyor ve bunu görmek beni çok mutlu ediyor. Bu yolculukta olan sevgili arkadaşlarım ile görüşüyorum, onları dinliyorum, bende anlatıyorum ve zenginleşiyorum. İyi niyet edip isteyince gerçekleşmeyecek birşey yok buna inanıyorum artık.
Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldeyim
Gidiyorum gündüz gece
Dünyaya geldiğim anda
Yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir handa
Gidiyorum gündüz gece
Düşünülürse derince
Uzak gözükür görünce
Yol bir dakka miktarınca
Gidiyorum gündüz gece
Şaşar Veysel işbu hale
Gah ağlayan gahi güle
Yetişmek için menzile
Gidiyorum gündüz gece
Etiketler:
EGCP,
Gestalt Koçluk,
hayat koçluğu,
içime yolculuk,
koçluk
4 Temmuz 2013 Perşembe
Kapanış ve Mezuniyet
Aralık 2012'de başladığım EGCP (Eurasian Gestalt Coaching Program) Koçluk Eğitimimi tamamladım ve mezun oldum. Artık ben de bir koçum :) 24 kişi başladık bu yolculuğa, ben ve 23 yoldaşım 5'er günlük 4 modül olmak üzere 20 günlük eğitim aldık. Eğitim diyorum ama EGCP Koçluk Programı eğitimden çok farklı, orada bulunmak ve yaşamak gerekir. Koçluk eğitimi almak isteyen herkese muhakkak EGCP'yi tavsiye ederim. Koçluk almak isteyen ya da bu koçluk ile ilgili soruları olanlar olur ise benimle irtibata geçebilirler.
Eğitimin son modülü kapanış (closure) konusu idi. Bazı bitişler heyecanla beklenirken bazıları hiç istenmez. Proje yöneticisi için "go-live" tarihi çok önemlidir ve o günü iple çeker. Kapanış burada önemlidir çünkü "unfinished business" bitmemiş işler listelenir, kapanış kutlamaları yapılır ve öğrenilenler sonraki projeler için kayıt edilir. Bir metod ile (PMI) belirlendiği için proje yöneticiliği yapan herkes bunları bilir.
Peki ilişkilerde böyle midir? Herşey çok güzel başlar ama bir ilişkiyi bitirmek çoğu zaman sorun olur. Ya da ölüm, hiç gelmesini istemeyiz inkar ederiz ama gelir... Burada belirli bir metod yoktur ve kişi kendini geliştirip kendisi ile bütünleştikçe kapanışları yapmak kolaylaşacaktır. İşte benim bu noktada çok önemli öğrenimlerim oldu koçluk eğitiminde; birincisi bitişi kabul etmek yani eğitimden örnek verirsem EGCP 2012-2013 Pazar günü bitecek. İkincisi başlangıçtan itibaren elde edilen anıları saklamak (resimler, videolar, yazılar...). Üçüncüsü kapanıştan keyif almak, kapanışı keyifli bir hale getirmek ve kutlama yapmak. Dördüncüsü kapanışı yapmak ve bu defteri kapatmak. Bunlar benim çıkarımlarım ve kapanışları daha iyi yapabilmek için aklımda tutacaklarım.
EGCP 2012-2013 Mezunları olarak çok güzel bir kapanış yaptık. Mezuniyet töreni, hediyeler, kep atma hepsi harikaydı. Ben başta kendim olmak üzere EGCP Fakülte üyelerine ve bu yolculukta beraber olduğum gestaltörlere çok teşekkür ediyorum, hepinizi çok seviyorum.
Eğitimin son modülü kapanış (closure) konusu idi. Bazı bitişler heyecanla beklenirken bazıları hiç istenmez. Proje yöneticisi için "go-live" tarihi çok önemlidir ve o günü iple çeker. Kapanış burada önemlidir çünkü "unfinished business" bitmemiş işler listelenir, kapanış kutlamaları yapılır ve öğrenilenler sonraki projeler için kayıt edilir. Bir metod ile (PMI) belirlendiği için proje yöneticiliği yapan herkes bunları bilir.
Peki ilişkilerde böyle midir? Herşey çok güzel başlar ama bir ilişkiyi bitirmek çoğu zaman sorun olur. Ya da ölüm, hiç gelmesini istemeyiz inkar ederiz ama gelir... Burada belirli bir metod yoktur ve kişi kendini geliştirip kendisi ile bütünleştikçe kapanışları yapmak kolaylaşacaktır. İşte benim bu noktada çok önemli öğrenimlerim oldu koçluk eğitiminde; birincisi bitişi kabul etmek yani eğitimden örnek verirsem EGCP 2012-2013 Pazar günü bitecek. İkincisi başlangıçtan itibaren elde edilen anıları saklamak (resimler, videolar, yazılar...). Üçüncüsü kapanıştan keyif almak, kapanışı keyifli bir hale getirmek ve kutlama yapmak. Dördüncüsü kapanışı yapmak ve bu defteri kapatmak. Bunlar benim çıkarımlarım ve kapanışları daha iyi yapabilmek için aklımda tutacaklarım.
EGCP 2012-2013 Mezunları olarak çok güzel bir kapanış yaptık. Mezuniyet töreni, hediyeler, kep atma hepsi harikaydı. Ben başta kendim olmak üzere EGCP Fakülte üyelerine ve bu yolculukta beraber olduğum gestaltörlere çok teşekkür ediyorum, hepinizi çok seviyorum.
Etiketler:
closure,
EGCP,
Gestalt Coaching Turkey,
Gestalt Koçluk,
kapanış
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



