iç yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iç yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Kasım 2013 Pazar

Meleğim

Sabah erken saatler, alarm ile uyanmamış olmanın mutluluğu içerisindeyim. Yıllar boyu hep aynı saatte kalktım 05:45! Hemen kalk, köprüyü geçeceksin, geç kalırsan yandın! Saatlerce trafikte mi olmak istiyorsun? Hani nerde senin Alman tarafın, disiplinli tarafın, kallllllllkkkkkkk! Tamam tamam kalkıyorum deyip sıçrardım yataktan. 

Çok komiktir, birgün fizik tedavi uzmanı bana yataktan nasıl kalkıyorsunuz diye sormuştu, bende nasıl sıçrayarak kalktığımı göstermiştim. Kadın şok oldu, hayır boyle olmaz ben size nasıl kalkmanız gerektiğini göstereyim demişti. Normal bir insanın kalkması gereken bir kalkış şekli varmış ve onu da o zaman öğrenmiştim. Uyguladım mı? Hayır! 

Kasım ayı bu sene sıcak seyrediyordu iki gün önceye kadar ama iki gündür soğudu ve mevsim normallerine döndü. Meteorolojinin yıllar boyu veri biriktirip mevsim normalleri yayınlaması çok güzel. Bu veri toplama ve aritmetik ortalama alma o kadar çok içimize işlemiş ki bir normal bulma sevdamız var, bakınız benim ikinci paragrafda kullandığım normal insan. Sanki bir normal arayışı ve onunla kıyas yapma yarışı var. 

Amma dağıttım konuyu, Derviş ve Filozof olmayınca böyle bir oradan bir buradan anlatıyorum... Güverteye çıkıyorum, metal zeminde çıt çıt çıt yağmur damlalarının sesi, yağmurluğumun kapşonunu çekiyorum kafama. Sonra çıkartıyorum, biraz ıslanayım ve olacak ki! Hafif sert bir rüzgar var, güverte bomboş... Yürüyorum, ileride ıslak bir bankda bir kız oturuyor... Yaklaşıyorum yanına doğru, bir gariplik var. Bu kız, hayır canım olur mu hiç. Aaa bu kızın arkasında kanatları var. Bembeyaz bir kıyafeti var üzerinde, sarı kızıl saçları, uzun, kıvırcık... Bana bakıp gülümsüyor, onun bakışları beni davet ediyor, onun bakışlarına kilitleniyorum ve ona doğru yürüyorum, etrafta olan bitenler duruyor,  martı geçiyor yavaş çekimde, o anda sadece ben ve o kız! 

"Selam" dedi. Selam, artık öğrendim, benden sana zarar gelmez diyor.

Selam dedim bende. Sadece gözlerimin içine bakıyor ve hiç birşey söylemiyor. Ben gözlerimi kaçırmaya çalışıyorum, birisinin benim gözlerimin içine böyle bakmasına alışık değilim, ben utanıyorum. Ben, benim öğrendiklerim, benim din öğrenimim, benim normlarım, benim ahlak kurallarım, benim normallerim, benim bildiklerim, hepsine aykırı! O'nun gözleri hep gözlerimde, ben bir martıya bir ona, sonra bir geminin bacasına, bir ona, sonra bir denize bir ona... Ben onun gözlerine bakamıyorum! 

"Ben meleğim" dedi. "Her insanın bir kız bir de erkek meleği olur, ben senin kız meleğinim". 

Ben meleklerin görünmez olduğunu sanırdım diyorum. O benim gözlerime kilit. Utanıyorum, kızarıyorum, bakma benim gözlerime demek istiyorum. 

"Ben senin kendini tanımana; hem sevdiğin hem de sevmediğin taraflarını keşfetmene yardımcı olacağım. Sen tam olana kadar yoldaşın olacağım"

Peki tam olunca ne olacak? 

"Sen evren olacaksın, sen sevgi olacaksın, sen sen olacaksın ve akacaksın."

İşte ben bunları anlamıyorum.

"Sabır!"

Sanki Derviş'i duymuş gibi oldum; sabır sabır sabır!

"Yalınlık, Şefkat ve Sabır... Bunlar bizim düsturumuz!"

Yaramaz bir çocuk gibi hissettim kendimi. Sustum. Gözlerine bakmayı denedim, onunkiler zaten hep benim gözümde. Bende onun gözlerine daldım. 

"Bak şimdi oldu dedi, göz göze olunca konuşmaya gerek yok! Sadece gözlerimde kal" dedi.
Sonra konuşmadan konuşmaya başladık, ses çıkarmadan, el kol hareketleri yapmadan kalpten kalbe. Gözlerimiz kilitlendi birbirine, sadece biz vardık, öylece saatlerce kaldık.
 
 

7 Kasım 2013 Perşembe

Gemi kaptanı

dı dı dıt dı dı dıt dı dı dıt
sıçrıyorum, her sabah olduğu gibi... bu gemiye binmeden önce her sabah 05:45'de alarm sesi ile uyanır ve o sıçramanın etkisi ile gün boyu kulaklarımda dolgunluk olurdu. Burda biyolojik saatim ile uyanıyorum ve çok mutluyum, kulaklarımdaki dolgunluk gitti. Peki bu alarm neydi? Haylaz saat ile oynamış olmalı... Ooo saat 8:00 oluyor, hemen giyinip yemek salonuna çıkmalıyım. Geminin kaptanı bizi yemeğe çağırdı bu akşam; Derviş, Haylaz, Filozof ve ben. Onlar gitmiş olmalı...

Salona çıkıyorum, yuvarlak masa kurulmuş. Kaptan ve biz. Yüce rehber ve iç sesleri... Masada yok yok maşallah, kaptan çok cömert birine benziyor.

"Selam" diyor kaptan, "gel şöyle yanıma". "Hoşgeldiniz, masama şeref verdiniz" diyor ve kadehini kaldırıyor "yolculuğumuzun hayırlı bitmesi için kaldırıyorum kadehimi, şerefe" diyor.

Yemeğe başlıyoruz, bir tarafımda kaptan, diğer yanımda haylaz, karşımda Derviş ve filozof. Sohbet başlıyor. Kah yolculuk, kah sevgi, kah oyunlar, kah çocukluk, kah bilgelik, kah felsefe... Herkes özgürce paylaşıyor görüşlerini.

Masada en çok konuşan Haylaz, çocuk yaşına bakmadan büyük büyük laflar ediyor ve dikkatin hep onda olmasını istiyor.

Kaptan "sen niye burdasın be oğlum kalsaydın ya evde ailenle" dediğinde Haylaz'ın gözleri doluyor, duygulanıyor ve başlıyor anlatmaya...

"Benim en çok özlemini çektiğim şey çocuk olmak. Çocuk olmak istiyorum, özgürce oynamak. Ailenle kalsaydın diyorsun kaptan amca, kalamazdım, ben bu gemiye aidim. Benim vatanım burası, benim yerim sizlerin yanı. Siz bana çok iyi bakıyorsunuz, bana çocuk olduğumu hissettiriyorsunuz, benim istediğim bu." diyor.Bunları söylemek onu rahatlattı, neşesi tekrar yerine geldi. Daha fazla anlatmak istiyordu ama duygularını beyni kelimelere dökemiyordu... "Ben hep lego setim olsun istemiştim, burda lego seti bile var. Ailem alamamıştı, paraları yoktu." biraz neşeli, biraz hüzünlü bir halde söylüyor bunları.

Kaptan "hepiniz bana emanetsiniz, bu gemide hepinizin ihtiyaçları düşünüldü. Bu geminin siz olmadan ilerlemesi imkansız. Hepimiz bu gemiyi oluşturuyoruz ve tam oluyoruz. Biz bir ekibiz." diyor. 


Kaptan da benim
Haylaz da
Derviş de benim
Filozof da

Kaptan ruhumuz
Rotamız sevgi
Gündüz güneş, Gece, ay aydınlatır yolumuzu
Güneş sonsuz sevgi,
Ay sonsuz sevginin yansıması

Biz bir ekibiz ve tam'ız
Kaptan, Haylaz, Derviş, Filozof ve ben
Şair.

2 Kasım 2013 Cumartesi

Filozof

Gece...

Gecenin sessizliğini saatin tik tak'ları ve yan kamaradan gelen televizyon sesi bozuyor. Haylaz horul horul uyuyor, nasıl uyumasın yaramaz, akşama kadar koşuşturup duruyor. Derviş'in yatağı boş, şaşırmadım. Güvertededir kesin, bu gece dolunay var, hiç kaçırmaz. 

Üstüme hırkamı alıp çıkıyorum güverteye, başlıyorum turlamaya. Az ileride iki kişi görüyorum, işte orda Derviş, yanındaki kim acaba? Yoksa o geçenlerde bahsettiği filozof bu mu? Yok canım, bu genç bir arkadaş... Ya gerçekten oysa? Ben ne konuşabilirim ki bir filozofla, ben ne anlarım felsefeden? Yok ben en iyisi kamaraya geri döneyim. Başladı yine karın ağrım, kendi kendimi yiyip bitiriyorum böyle, sonra da karnım ağrıyor. 

O arada Derviş beni görüyor "gelsene" diye sesleniyor. Ben parmağımla bir dakika gelir misin diye işaret yapıyorum. 

"Ne oldu, hayırdır?" diyor Derviş. 

Hiiiç, sana bakmaya gelmiştim, senin yanındaki kim?

"Filozof, bahsetmiştim ya sana, gel seninle tanışmak istiyor"

Ama ben, bilmiyorum, ne konuşabilirim ki onunla, ben felsefeden anlamam. 

"Her zamanki mükemmeliyetçiliğin üzerinde, herşeyi bilmek zorunda değilsin! Bırak bunu, senin içinde bir bilge, bir filozof var. Sen onu saklıyorsun. Senin dışarıdan bir bilgiye ihtiyacın yok, herşey içinde. Keşfedeceksin, sabır." dedi Derviş. 

Biraz düşünmeye ihtiyacım var. Söylediklerin kulağa hoş geliyor ama mantığım almıyor, anlamıyorum. 

"Peki o zaman, sen sadece merhaba de ve sonra git yat." dedi Derviş.

Merhaba dedim.

"Selam" dedi filozof. "Selam, benden sana zarar gelmez demektir." dedi. 

Bilmiyordum dedim. 

"Biz de felsefenin üç şartından bahsediyorduk, katılsana" dedi ve devam etti; "Birincisi dertli olacaksın, ikincisi kendin olacaksın, üçüncüsü tam olacaksın."

Düşündüm, bir derdim var ki bu gemideyim, evet bir derdim var. Bir arayış içindeyim. Kendim miyim? Bütün maskelerimi atmaya çalışıyorum, bu konuda daha yolum var. Tam mıyım, değilim.  Tam olmak için kendi döngümü tamamlamam gerekiyor; hem aydınlık hem de karanlık tarafımla barışmam gerekiyor.

"Daldın gittin?" dedi filozof.

Söylediklerini düşünüyordum ve beynimde tartıyordum dedim. Ben bunlarla kalayım biraz, tanıştığımıza memnun oldum dedim. Dert, Kendilik, Tamlık... Bunları sayıklaya sayıklaya kamaraya gittim, uzandım. Olmadı, kalktım, aldım elime bir kağıt kalem başladım yazmaya...

Bir derdim var evet,
Ne olduğunu bilmesem de

Bir derdim var evet;
Belki onu aramak
Belki ona dönmek
Belki beni aramak
Belki bana dönmek...

Bana dönmek...
Kendime, nefs'ime
Bir derdim var evet,
Hem can acıtan hem de zevk veren bir dert
Adı sevgi olan yüce bir dert
Adı aşk olan ilahi bir dert.




29 Ekim 2013 Salı

uçmak...

Geminin güvertesindeyiz, öğle vakti, hava sıcak, güneş her zamanki cömertliği ile bizi selamlıyor. Biraz kemiklerimiz ısınsın diye çıktık buraya, kamara soğuk, karanlık ve sessiz. Havayı güzel bulan herkes çıkmış güverteye. Daha kapıyı açar açmaz fırladı Haylaz, başladı koşturmaya.

Derviş ile ben oturduk, daldık denize. Güneşin ışıkları denizin üstünde renk oyunları oynuyor. Önce gözlerim kamaşıyor, sonra alışıyor. Etraf bulanıklaşıyor ve sadece denizin üstünde dans eden ışıklar kalıyor. Işıklar, coşuyorlar birbirlerine karışıyorlar... Enerji olup akıyorlar, birbirine bağlı milyonlarca atom gibi... İnanılmaz bir görüntü bu, harika!

"Küçükken ne olmak isterdin?" diye soruyor Derviş. Ben ışıkların dansından gözümü almak istemiyorum ama tekrar netleşiyor görüntü ve ilüzyona dönüyorum. O arada savaş üç uçağı geçiyor üzerimizden, işte kurtarıcılarım diye düşünüyorum ve yapıştırıyorum cevabı. Pilot! Pilot olmak isterdim. Bunu söylerken düşünüyorum, evet çok istemiştim pilot olmayı. Yan komşumuzun oğlu Levent abi Kuleli Askeri Lisesi'ni kazanmıştı, sonra Hava Harp Okulu... Pilot... Beynime yerleştirilmiş bir imaj, Tom Cruise'un resmi; yakışıklı pilot, jöleli saçlar, Ray-Ban gözlükler ve asker kıyafeti... Cool olmak, kızlar bana hayran olsun, çocukken bunları hayal etmiştim. 


"Ya şimdi?" diye sordu Derviş. Zor soru bu! Yine uçmak istiyorum ama bu sefer farklı, çok farklı. Bir F4 ile uçmak değil. Daha çocukca bir hayal. Üstümdeki aba kanatlarım olsa diye hayal ediyorum. Ben kendim uçak olsam; hem uçak hem pilot ben olsam. Bu gemi yolculuğunun hızı bana yetmiyor bazen hızlanmak, uçmak hedefe hemen varmak istiyorum.

"Sabırsızsın" dedi Derviş. Evet dedim, sabırsızlanıyorum, çok merak ediyorum varacağımız yeri.

"Beklentilerin var, beklentilerinden kurtul" dedi. "Beklentilerin seni varılacak yer ile ilgili düşüncelere sevk ediyor ve an'ı kaçırıyorsun. Buraya odaklan, bak Haylaz'a nasıl oynuyor, kendisine arkadaş da bulmuş." Arkadaş? Ben bu yolculukta yalnız olacağımı düşünmüştüm? diye sordum Derviş'e.

"Burada" dedi "senin gibi yolcular var. Dün bir filozof ile tanıştım" dedi. Filozof? Beni de tanıştırır mısın dedim. "Tabii" dedi. Yaşasın dedim, demek ki benim gibi iç yolculuğa çıkmış insanlar var gemide. Onlarla konuşabilirim.

"Evet" dedi Derviş, "onlar da senin gibi yoldalar, eğer istersen yoldaş olursunuz, bu yolda destek önemlidir." Çok sevindim, filozof ile tanışmayı dört gözle bekliyorum.

Aklım yine çocukluğuma gitti; pilot, Top Gun ve Berlin'in unutulmaz şarkısı "take my breath away"...


28 Ekim 2013 Pazartesi

Aşk yok olmaktır

Son günlerde çok popüler Mabel Matiz'in bu şarkısı. Aşk yok olmaktır... Çok hareketli ve hoş bir parça... Ben ismine çok takıldım bu şarkının; Aşk gerçekten yok olmak mıdır?

Aşk, gerçek aşk, saf ve pürüzsüz. Gözlerinin içine dalıp gitmek, aylar, mevsimler, yıllar geçsede o gözlerde kalmak, gözlerini alamamak hep orda olmak ve hareket edememek. Hiç ama hiç bitmesin diye bahaneler uydurmak. Sevgilinin yanında olmak. Bu hayallerle çıkılır yola. Düşününce bile insanın içi kıpır kıpır olur, karnında kelebekler uçuşur sanki... 

Aşık olmak, dertli olmaktır bence. Aşkının peşinden koşmak, ciğerlerin parçalanırcasına koşmak, hiç bitmeyeceğini bile bile, son nefesine kadar koşmak ve sonunda ona kavuştuğunda onun kollarında can vermek. Gerçek aşk, saf ve pürüzsüz. O'na olan aşk. O = Yaradan, O = Ben, O = Bütünlük, O = Sevgi, O = Tamlık.

Hafta sonu felsefe söyleşisinde sevgili Berna "kendim olunca ben burada olmayacağım" dedi. İçime olan yolculuğumun sonu, aşkıma kavuşma ve misyonun tamamlanması. Aşk yok olmak değil bence, aşkına kavuşunca yok olmak.

Yol uzun, Derviş'e müsade... Sizi bu güzel şarkıyla bırakıyorum. 




22 Ekim 2013 Salı

Gün doğumu, gün batımı

Gece sabaha döndüğünde hala gözlerimi kırpmamıştım, havanın aydınlanmaya başladığını görünce hemen fırladım ve çıktım güverteye. İşte o an gelmişti; gecenin gündüze kavuştuğu, aşıkların birbirine dokunduğu tek an. O müthiş an, o kanatan, can acıtan an! Gece ölmek üzere can çekişirken gündüz doğmaya çalışıyordu...

Gece gündüze aşık olmuş
Gündüz geceye
Hiç söylememişler birbirlerine
Bu bir sırmış içlerinde

Sabah gün doğarken gece ölürmüş
Akşam gün batarken gündüz ölürmüş
Kavuşmaları imkansızmış
Yalnız iki zaman varmış buluştukları;
Gün doğumu, gün batımı

Haylaz koştu geldi yanıma, haydi oyun oynayalım dedi. Haklıydı, o kadar çok ihmal etmiştim ki onu... Kendimle kalmak iyi, çok iyi geliyor ama Haylaz bu, hep onunla ilgilenmemi istiyor.

Tamam geliyorum!

İçimdeki Derviş, Haylaz ve ben. Geminin yürümesi için hepimize ihtiyaç var.

18 Ekim 2013 Cuma

Beni affet bu gece

Gece zifiri karanlık... Haylaz mışıl mışıl uyuyor yanı başımda. Derviş yatağında yok, güverteye çıkmış olmalı, polarımı üstüme geçirip güverteye çıkıyorum yavaş yavaş. Gökyüzü kapkara, ne ay var ne yıldızlar. Ay olsa ne iyi olurdu, ben aya bakınca onu görüyorum, aşkım ay oluyor bana görünüyor. Ay olmayınca kolum kanadım kırık... Derviş nerede acaba, ortalıklarda yok... Turluyorum güvertede, işte orda ışığın altında... Elinde birşeyler var onları okuyor.
Hayrola Derviş gecenin bu saatinde ne yapıyorsun burda?
"Uykum kaçtı, biraz hava almaya çıktım, sen niye burdasın?"
Garip bir rüya gördüm; bir bilgenin yanındaydım, ona sorular soruyordum. Ben cevapları merakla beklerken bana sadece baktı, baktı... "Derviş" dedi! Gözümü açtım, sen yoksun. Seni bulmaya geldim, neden senin ismini söyledi?
"Demek Derviş dedi... Sence neden benim ismimi söyledi?"
Bilmiyorum.
"Çok kolay söylüyorsun bu sözü, kendine sormadan bilmiyorum diyorsun! Gerçekten bilmiyor musun?"
Bilmiyorum
"Biliyorsun ama kendine söyleyemiyorsun? Biz niye burdayız? Niye bu yolculuğa çıktık? Derviş dedi çünkü ben bu yolculukta sana rehberlik edeceğim. Sana sorularının cevaplarını söylemedi, çünkü bilmiyor! Onların cevapları sende, sadece sende. Belki bütün cevapları hemen bulamayacaksın, bu yol sabır yolu, sabredeceksin."
Peki bu yol, ne kadar sürecek?
"Bu sana bağlı; ne kadar derine inmek istersen o kadar uzayacak, ne kadar sığ kalırsan o kadar kısalacak."
Geride bıraktıklarım, onları görebilecek miyim?
"Uzunca bir süre hayır!"
Bu sözü bir tokat gibi patladı yüzümde, kamarasına doğru yürümekte olan Derviş'in arkasından bakakaldım. Koyu gri sulara baktım, daldım, gittim... O en sevdiğim şarkıyı mırıldanmaya başladım... Geride bıraktıklarım için....
Beni afftet bu gece, sadece bil istedim, karanlığın içinde, sadece bil istedim...


14 Ekim 2013 Pazartesi

Yolculuk

Bir daha dönüş yok biliyorum. "Ok yaydan bir kez çıktı mı bir daha geri dönmez" derdi hep. Ok yaydan fırladı artık, eteğimde biriktirdiğim onlarca farkındalık, hepsi dönüşmeyi bekliyor...

Limana doğru ağır ağır yürüyoruz; Derviş, Haylaz ve ben. Bu karar çok ani oldu, daha önce konuşuyorduk ama o hep gelecekte olacaktı, bugünün konusu olmamıştı hiç. Hava epey bir serin, yanımıza kalın birşeyler aldık, gerçi Haylaz üşümez, o her daim yarı çıplak. Derviş çantasına doldurdu kumaşları, incileri... Çok garip adam, aşkına verecekmiş buluştuklarında. Çantana sen peynir ekmek, su filan alsana, ölecek açlıktan haberi yok.

Uzaktan limanın ışıkları görünüyor, bizim gemi bekliyordum umarım. "Ordaaaa" diye bağırıyor Haylaz, başlıyor koşmaya... Ona söyleyemedik henüz, o kadar neşeli ki şimdi de neşesini bozmak istemedim. Deniz'in kokusunu içime derin derin çekiyorum, geminin yanındayız. Derviş'le bakışıyoruz, umarım eminsindir diyorum, "bilmiyorum" diyor. Bilmiyorum?

Öğleden sonraydı, ay erken gelmişti, yarım ay. Uzandık çimenlere, Derviş başladı aşkından bahsetmeye... Kim bu dedim, Derviş kim? Aşkın kim? Bu ne kadar büyük bir aşk, her gün acıdan kavruluyorsun, kim için? "Merak ediyor musun" dedi. "Karşılaşmaya hazır mısın?". "Ben hazırım" dedi Haylaz, hiç birşey anlamadan dinlemeden. Hazırım dedim, meraktan ölüyorum. "O zaman" dedi "karanlık olunca düşüyoruz yola, bu gece bir gemi kalkacak limandan, adı Yolcular. O gemiye binelim". Nereye gidiyor dedim o gemi? Ne zaman döneceğiz? "Nereye gittiğini şimdi söyleyemem ama gemi bir daha dönmeyecek". Haylaz'ı aradı gözlerim, uzaktaydı... Ne demek dedim dönmeyecek, bizi nasıl bir maceraya sürüklüyorsun? "Aşkımın aşkımız olmasını istiyorsan ve karşılaşmaya hazırsan tek yolumuz bu, dönüş yok!". Tamam dedim, zaten hep acele karar veririm...

Geminin adı Yolcular, bir sürü insan doluşuyoruz gemiye. Derviş dönüyor ve "bilmiyorum dedim ya" diyor "aslında biliyorum ama sen bunu anlamlandırıp kelimelere dökemeyeceğin için söylemiyorum". Derviş'i çoğu zaman anlamadığım doğru ama bu da fazla! "Bana kızma, sabırlı ol. Bu yolculuk senin yolculuğun, kafandaki fazlalıkları atıp sadeleşeceksin, sabırı öğreneceksin, şefkati öğreneceksin ve sonra aşkımızda tanışacaksın. Şu anda anlayamıyorsun çünkü bu Liman'dan ötesine hiç gitmedin." Söylediklerini anlamlandıramıyorum ama korkusuzca bu sefere çıkıyorum. Bu benim hayatımın yolculuğu, Derviş'in dediği gibi her anın tadını çıkararak, acılara dayanarak ilerleyeceğim. 

4 Ekim 2013 Cuma

Güç

Dün akşam sevgili Şeyma ve Suzi'nin "Hayaletlerimiz ve Hayal Ettiklerimiz" atölye çalışmasına katıldım. Harika bir deneyimdi, aşağıdaki resmi yaptım ve benim kağıda yansıttıklarım, gruptaki arkadaşların geri bildirimleri ile tam'lanıp ayrıldım oradan. 

Ben köklenmeyi sembolize ettim ama bir arkadaşım onları damar olarak yorumladı... Aslında köklenmek aşağıya doğru yaptığımız bir şey değil içimizde damarlarımız, sinir sistemimiz.

Ben Ejderha koydum, bir arkadaşım ona güç dedi... Evet güç, içimdeki ışığı dışarıya çıkarmak için koyduğum obje, aynen ejderhanın içinden alevleri çıkarması gibi.

Ortada bir ağaç gövdesi var, yaşlı ve bilge... Aynı ruhum gibi.

 

Işığı ararım çünkü karanlıktan korkarım ben 
Ördüğüm ağdan ışk girmesini isterim
Eğer ışık olmazsa her yer karanlık, korkunç
Göz gözü görmez o zaman, ruhum kaybolur
Gözlerim kapatıp senin yanında olmak istesemde 
Olmaz, gidemez ruhum, ışığını arar
Ben ışığım, içindeyim desem de dinlemez
Dışarıda arar ışığı

İçindeki ışıkla tanışmadın ki 
Onunla bir tanışsan ne çok seveceksin sen
Gel kaçma, aç kollarını ve sarıl ona
Ona, içindeki ışığa
İçimdeki ışıkda kim ola
Benim ben, ışığım ben
Bu cana aşığım ben 

Mustafa Ayhan, 03/10/2013




Şehirde Derviş Olmak - 2

 

Şehirli dervişler için özellikle İstanbul'da yaşayanlar için bu şarkıyı tavsiye ederim. Ben Mercan Dede'yi dinlemeyi seviyorum, bence şehirde derviş olmak konseptine uygun bir tarzı var.

Bugün sizinle bu konuda yazdığım bir şiiri paylaşmak istiyorum:



Kolay değil şehirde derviş olmak
Saatlerce trafikte olup sakin kalmak
Egzoz kokularını yok sayıp kekik kokusunu aramak
Gökdelenin tepesinde oturup köklenmek
Klimalı ortamda derin nefes alıp bedeni zinde tutmak
Bir tüpün içinde saatlerce uçarken kanat çırpmak
İşyerindekilerden ne öğrenebilirim deyip hep meraklı olmak
Para için bedenini, beynini satıp ruhunu satmamak
Hiç kolay değil şehirde derviş olmak... 

Bu şiiri 23 Eylül'de yazdım ve sevgili Suzi bana bir geri bildirimde bulundu, son mısrada "Hiç kolay değil" yerine "Şimdilik kolay değil" daha iyi olur dedi. Evet haklı, farkındalık oluştuktan sonra ve niyetine girdikten sonra hiç birşey zor değil. 

Şehirde derviş olmak yazımdan sonra email ve telefonlar aldım, o kadar çok şehirli derviş varmış ki etrafımda ama ben farklı bir şapka ile tanışım onları. Şimdi biliyorum, hepimiz aynı yoldayız. Sizde yolculuğunuzu sevdiklerinizle, yakınlarınızla paylaşın, göreceksiniz ki çevrenizde birileri sizinle aynı yolda.

Sevgiler

30 Temmuz 2013 Salı

İçime yolculuk


Bu fotoğraf benim içime yaptığım yolculuğun fotoğrafı. Yolun başı karanlık, başlamak çok zor, sonra biraz aydınlanır gibi oluyor ama sonrası yine karanlık. Bu yolu yeni buldum, bilmediğim tanımadığım bir yol ama bir taraftan da sanki hep kullandığım ve ezbere bildiğim bir yol gibi tanıdık. Bu yola girmek zor diyor bir tarafım, diğer tarafım zor olsun ki uğraştığımda değsin diyor. Bir tarafım bu yolda kullanacağın ekipmanların, fenerin, asan yok diyor diğer tarafım birikimlerini kullan diyor. Tam bu noktada çok güzel bir şiir geldi aklıma;
... (Yusuf Hayaloğlu'nun Bir acayip adam şiirinin bir kısmı) 
Sordum birgün Suphi'ye söylediklerini niye anlamıyorum diye 
Bildiklerini dedi yüzleştir hayatla, 
Doğru ile yanlışı o zaman ayırt edebilir ve anlayabilirsin
...
Birikimlerim var ve bunları hayatıma sokup kullanmam ve pratik etmem gerekiyor (yazarken bir shift oldu :))

Bu yolun başı karanlık ve yolculuğa başlamak zor, daha başlarken korkularım engel olmaya çalıştı bana dur dediler, korkularım bu yoldaki karanlık yerlerde saklı, onlara dokunmadım bugüne kadar yok saydım ama artık üstlerine gidiyorum, çıkın ortaya sizinle yüzleşeyeceğim diyorum. Biliyorum ki onlarla yüzleşmez ve onlarla barışmazsam bu yol aydınlanmayacak. 

Bu yol resmini ve fikirlerimi yaşadıklarımı bir dostum ile paylaşıyorum, o da benzer bir yolculukta... Bu konuyu paylaşabiliyor olmak ve anlaşılabiliyor olmak güzel. 

Dostuma ve tüm evrene bana kattıkları için sonsuz teşekkürler. Bu cesareti gösterip bu yola çıktığım için kendime de teşekkürler.

İyi geceler