sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Eylül 2015 Çarşamba

Ben insan(e)ım!

Rahatsızım olanlardan! Uzaktan izlediğim ülkemde olanlardan, çevremde olanlardan. Bu olanlar ben miyim, yoksa onların yüzleri mi? Benim aynam mı onların mı? Bilmiyorum, bilemedim. Dün akşam bir yabancı arkadaş garson bayana el ile tacizde bulundu! Onun yaptığı, onca komik olan oyuna, erkeklerin uçkur düşkünlüğüne ne demeli? Bunu ben yapmazdım, yapmam ve yapmayacağım da! Ama sadece benim yapmamam değil, belki bir sonraki aşamada yapanları da uyarmak, engellemek gerekiyor belki de! Kınamadan, üzmeden, kazanarak, birleştirerek ve severek! 

Ülkemde olanlar! Sağ duyulu aklı selim kişilerin çıkıp herkesin karşısında nesaj vermesi gerekmez mi? Benim hocam olan insanlar susmaya karar verdi. Birilerinin konuşması lazım. 

Gözümüzün önünde markalar, ürünler, servisler! Onları geçip arkalarında olup bitenleri görmüyoruz! Bırak görmeyi, görmek için bakmıyoruz bile! Gerçekte ne var? Neler oluyor ve biz ne duyuyoruz? Son günlerde kaç şehit verdiğimizi bilmiyoruz diye paylaşımlar var. Sadece o mu? Bizim gözümüzü boyayan medya + pazarlama dehaları var. Arka tarafı görmemizi engelleyen. 

Peki ne zaman değişti bu? Bir kaç ay önce aynı değil miydi? Ya da bir kaç yıl önce? Tabii ki aynıydı! Peki be değişti? 

Yaşanılan acılar, benim sokağıma kadar gelen terör, yanan arabalar, vs. beni farklı bakmaya itti. Yani olanlardan korkar hale geldim ben ve benim gibiler! 3. Sayfa haberlerinde olan şeyler artık benim de başıma gelebilirdi. 
Korku-panik-psikolojik gerilim ve sistemi besler bir hale geldim! 
Korku-panik-Facebook paylaşımları-kin kusmalar
Korku-panik-Twitter paylaşımları-kin kusmaya devamlar
Korku-panik-ilişkileri koparmalar
Korku-panik-ne yapacağını bilememeler

Ey benim gibi olan kardeşim; iyi para kazanan, mortgage ile geleceğini satan, acaba İspanya'dan bir ev alıp EU vatandaşlığına geçer miyim diye düşünenler! Konu sen değilsin! Kendini kurtarmak değil konu! Konu bilinçle topyekün kurtulmak! Sevgi ile birbirine kenetlenme ile ortak akıl ile kurtulma. 

Ama bunu ben yapamam, sevgi saçmalıklarına inanmıyorum diyorsun. Olabilir, inanma ama dene! Korkuyu besleme, korku ile ilgili bir düşünce gelince "ben bu düşünceyi satın almıyorum" de. Kalma o düşüncede, derinleşme. Onun yerine iyilik yapmak için girişimde bulun. Git, sokakta mendil satan çocuk ile konuş. Konuşmasan da 5TL ver ve bir mendil al. Sokağında çöplerden beslenen kimler var bak bakalım. Araba ike gezme bugün, yürüyerek geç sokağından. Camını yıkamaya çalışan çocuğa bugün müsaade et. Sadece para isteyen dilenciye para ver. Sana ettiği duaları duy, yüzündeki sevinci, gülümsemeyi gör; bak ve gör. Bunu yapabilirsin, bu senin doğan! At maskeleri, doğduğun gibi ol; saf, mis gibi kokan bebek ol yine. Yani olduğun gibi ol! Sen hiç değişmedin, unutma. Çık bu oyunun içinden. Aynı bebekken yaptığın gibi, insanları izle ve bildiklerini unut; sadece izle ve öğren! Vicdanın ile muhakeme et, sevmediklerini bırak, taklit et ve öğren! Zihninle değil, vicdanın ile. 

Hadi bugün farklı bir şey yap. Izleme haberleri, sadece insana odaklan. Hepimizin bebek olduğunu ve birilerini taklit ederek öğrendiğini unutma. Evet aslında hepimiz masumuz. Kimseyi suçlama, sadece bebek olmaya çağır herkesi, bak nasıl değişecek dünya! 

Sevgiler
Mus

9 Temmuz 2015 Perşembe

Karşılıksız Sevgi üstüne saçmalamalar

Özellikle sabahları kendi kendime konuşmayı çok severim. Bu sabah da traş olurken kendi kendime konuşmaya başladım.   Hayatıma giren birkaç kişi geldi aklıma, bazılarına kızgınlık, bazılarını sevgi ile andım. Aslında o kişiler yoktu, onları hiç tanımamıştım; onlar benim o anki yansımalarımdı.

 

Her zaman uğraştığım konular ve sınavlarım oluyor, bunları yaşarken o konu ile ilgili birileri giriyor hayatıma. Ben kendimi görüyorum onlarda, ne yaşanırsa yaşanıyor ve ben sanki karşımdaki yaşıyormuş gibi izliyorum! Aslında öyle olmuyor, karşımdaki değil ben yaşıyorum ne yaşanıyorsa. Benim algım karşımdakini yaratıyor. Bu süreçte karşımdakine kızmıyorum aslında kendime kızıyorum ya da karşımdakini sevmiyorum kendimi seviyorum. Konu karşı tarafın değil benim, aynadaki benim! 

 

Bunları düşünürken peki ya "karşılıksız sevgi nasıl oluyor?" diye sordum kendi kendime. Her halimi kabul edip kendime sıkı sıkı sarılıp her halimi sevdiğim zaman karşılıksız seviyorum diyebilirim. Burada biliyorum ki ak sütten çıkmış ak kaşık değilim ama şunu biliyorum ki ne yaşanması gerekiyorsa yaşanıyor ve ben de rolümü oynuyorum ve bana verilen görevi yerine getiriyorum, ikiliği düşünmeden "her işte bir hayır vardır" düşüncesi ile. 

 

Peki bunu sürdürebilmek mümkün mü diyorum (zihnim hemen geleceğe gidiyor!). Neyi niye sürdürülebilir mi diye düşüneyim ki, şu anda bunu yapmak yeterli. Kendi bataklığımda, kendimin farkında olarak anları yaşamaya devam. 

 

Sevgiler,

Mus

17 Kasım 2014 Pazartesi

En güzel yorgunluk

Dün akşam 8 civarı uyudum ve bu sabah zar zor kalktım, et kesmiş bacaklarım, acayip yorgunum... Yorgunum; çok ama çok güzel bir yorgunluk bu... Bir of bile yok, içim içime sığmıyor, içim huzur dolu... Bu başka yorgunluk, bu; Pelin'in kahramanı olmak, koruncuklara sıcacık yuva sağlamak, onların ihtiyaçlarını karşılayabilmek için küçücük bir yorgunluk... 

Hafta sonu İstanbul Maratonu'nda 10km koştum, çok keyifli bir gün geçti... Binlerce insan koştu ve aralarında bir grup vardı ki onlar farklı... Onlar farkındalık için, bağış toplamak için koştu; yok hayır onlar kanatlanıp uçtu... Bir kez daha sevginin nasıl yayıldığını ve insanın sevgiyle yapamayacağı şey olmadığını gördüm... Sevgi için çaba, dayanışma için gayret gösterdi bir grup insan... Sağolun varolun...

Tabi o bir grup insana destek olan, dua eden, bağış gönderen ve onlara gönül kapılarını açanlar var bir de... Çooook teşekkürler sizlere de... 

Koruncuk kahramanları projemiz halen devam ediyor, koşu bitti ama proje Aralık ortasına kadar devam ediyor, koruncuklara siz de yardım etmek isterseniz: 

Bağışınızı aşağıdaki açıklama ile yapmanız benim takibim için oldukça önemli (AA Adım Adım’ın kısaltması ve MAyhan benim koşucu kodum).
AÇIKLAMA : "AA MAyhan ADINIZ SOYADINIZ"
BANKA ADI : Akbank Gayrettepe Şubesi  ALICI ADI : Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı
Hesap No : 192700    IBAN No : TR48  0004 6002 8788 8000 1927 00

Seneye 15km koşacağım, sevgiyi yaymak ve daha fazla insana dokunmak için...

Sevgiyle kalın
Mus

18 Nisan 2014 Cuma

Koçluk reloaded

Kurumsal alışkanlık işte; kişisel gelişim eğitimleri... Yetkinlik matriksinde sen nerdesin, hedef nerde, aradaki gap için bir kişisel gelişim eğitimi... Yıllık planlar yapılır ve bir sürü powerpoint yoğun eğitime katılırsın filan... 

Bu powerpoint yoğun ve bittiğinde birşey hatırlamadığım eğitimlerden sıkılmaya başladığım bir dönemde, daha dişe kemiğe dokunur bir şey olması açısından koçluk eğitimine gitmeye karar verdim. Amacım kişisel gelişim, özellikle de liderlik yetkinliklerimin gelişimi idi. Gestalt Koçluk Programına gittim altı ay ve bir sürü şey deneyimleyerek öğrendim, sonunda da bir kişisel vizyon yazdım. Vizyonda benim kişisel gelişimim ya da liderlik yetkinliklerim ile ilgili bir şey yoktu, onu bırak cümlede ben yoktum. İnsan vardı, insanlara dokunmak vardı, farkındalıkların artırılması için ayna olmak vardı... Sonradan anladım, asıl gelişim, asıl büyüme insana dokunarak oluyormuş; her danışan sana bir öğretmen oluyormuş...

Amaç insana dokunmak olunca, benim gibi kendisi ile uğraşmayı seven, sınırlarını sürekli zorlayan 6 kişi ile yollarımız çakıştı. Tesadüfe bakın ki, en yakınımda, kendi şirketimde idi bu insanlar. Sevilay kurum içi koçluk dedi, yapmaya başladık, Ali eğitimler gönderdi, almaya başladık... Biz 7 kişi (bu yedi sayısının bir hikmeti var da, neyse...) bir arada bir şeyler yapalım dedik ve "Takım Koçluğu" fikri çıktı. Sağolsun Kamelya ve Nilgün eğitimi ayarladı ve eğitime katıldık. Ben kendimi biraz kötü hissettim baştan, Gestalt Koçu'yum ama Erickson eğitimi alıyorum diye, sonra iyi ki yapmışım dedim, farklı ekolleri tanımak benim zenginliğimi artırdı :)

Eğitim başladığında 7 farklı kişiydik, eğitim bittiğinde bir takımın üyesi 7 farklı kişi olarak ayrıldık. Yüksek Performanslı Takım koçluğu eğitiminde biz takım olmayı deneyimledik; vizyonumuzu oluşturduk, takım kurallarımızı, değerlerimizi, yol haritamızı... Biz kurumiçi koçlar olarak bireylere dokunurken artık takımlara dokunacağız, daha fazla insana ulaşacağız.

Çok yüksek performanslı bir takım olduk, çünkü çok iyi bir takım koçumuz vardı; Dr. Zerrin Başer. Bize hem eğitim verdi hem de bizim takım olma sürecimizde takım koçumuz oldu. Feyza Köseoğlu'da 3 gün bizimle birlikteydi ve bize  çok destek oldu.

Çok yüksek performanslı bir takım olduk, çünkü sevgimiz vardı, birbirimize ve insana olan güvenimiz, herkesin yüreği vardı ortada ve inanılmaz bir enerji. Enerji demişken, bir sabah eğitime Yi Jin Jing yaparak başladık ve uçtuk o gün uçtuk :) En önemlisi de farklılıklarımız vardı; farklı cinsler, farklı koçluk yaklaşımları, farklı dinler, farklı düşünceler, farklı görüşler (hele de Burcu'nun bize farklı yerlere götürmesi, Mehmet'in susarak konuşması yok mu)... hepsine saygı duyduk, herkesin tam ve eksiksiz olduğunu kabul ettik...

Şimdi sıra bu öğrendiklerimizi yaymaya geldi, sevgiyle insana dokunmaya. Biz bir takım olarak buna inandık, geliyoruz!








24 Aralık 2013 Salı

Mekansızlık

Sabahın ilk ışıkları ile terk ediyorum şehrimi, bu sefer iki günlüğüme. Ay el sallıyor bay bay diyor, bir taraftan güneş uyanmaya çalışıyor.



Mekansızlığı tatmışsın sen dedi meleğim, evet haklı, mekansızlığı tattım. Uzak ülkelerin, uzak şehirlerin otellerinde gece yarısı sıçrayarak uyanıp "ben nerdeyim?" diye kendi kendime sorduğum, tuvalet nerde diye arandığım geceler çok olmuştur. Hiç tanımadığım yüzlerde sevdiklerimi aradığım çok olmuştur, garip gülümsemeler, garip bakışlar, garip kızgınlıkların içinde...

Mekansızlık... 

Kötü birşey değil mekansızlık, aydınlanma yolunda yürüyen (hangi inanış, hangi felsefe olursa olsun) kişiler kendilerini misafir olarak görüyorlar, bu dünyaya bir misafir olarak geldik gideceğiz diye bakıyorlar. Dünyaya, dünyadaki varlıklara çok fazla anlam yüklemek, onlara bağlanmak ve sonrasında onların kölesi olmak alışıldık bir sorun. Geçen gün şunu düşündüm; ben bir pervaneli uçağım ve yüklerimden dolayı yükselemiyorum. Bavullarımı atmam gerekiyor, hafifletmem gerekiyor uçağımı; eşyalar, kıyafetler, ayakkabılar, ilişkiler, hepsinin elden geçmesi gerek!

Mehmet ile birlikte yoldayız, mekansızlığı konuşuyoruz, birden at avrat silah dedi... Güldük baştan, sonra düşününce haklı buldum... Bizim ecdadımız göçebe yaşıyor, ordan oraya akın ediyor, dünya ile bir bağlantıları yok denecek kadar az... Sonra yerleşmeye başlıyor, yayılmaya, daha fazla daha fazla kazanmaya toprak almaya, dünyada yayılmaya... Olmuyor dağılıyor. 

İşte paradoks burda başlıyor; dünyaya çıplak geliyoruz ve çıplak gidiyoruz. Arada bir sürü mal mülk elde ediyoruz ve giderken bırakıyoruz. Bu mal mülkü elde ederken onların sahibiymiş gibi yapıyoruz ve hep bizimmiş gibi sarılıyoruz. Geldiğim nokta şu; dünyadaki mal, mülk, ilişkilere ne kadar sıkı sarılır isek gerçeklikte o kadar az alan kalıyor. Dünyadaki mal, mülk, ilişkileri ne kadar bırakırsak gerçeklikte o kadar alan açılıyor ve sevgiye, aşka dönüşüyor.

Peki bu paradoksu nasıl çözebiliriz, hem dünya da hem de gerçeklikte olmak nasıl olabilir? Bunun cevabı denge zannedersem. Dünyevi işleri gerçeklikle dengelemek. Hayatı idame ettirecek kadar dünya ile ilişkide olup, enerjimizi akışa yönlendirmek ve gerçeklikte olmak.

Sonuç olarak, dünyadaki mekansızlık gerçeklikte mekan yaratıyor. Buna bir bakmakta fayda var, farklı görüşler var ise konuşalım.

Sevgili Tülin dün okuduğum yazısını Sevda ve güneşle diye kapatmıştı, çok sevdim bunu..
Sevgi ve güneşle kalın
Mustafa