2 Eylül 2016 Cuma

Bengaluru, Hindistan

Bu sene başından beri bizim şirketin Hindistan ofisi ile sıkı ilişki halindeyiz; Mayıs ayında onlar bizi ziyaret etti, bu hafta da biz iade-i ziyaret yaptık ve Bangalore'u ziyaret ettik. 

Hindistan'a gitmek için vize almamız gerekiyor ve iş vizesi için bir çok evrak istiyorlar 😔 Turist vizesi alacaksanız istenen belgeler çok daha az. Vize için kendiniz Hindistan konsolosluğuna gidiyorsunuz. Harbiye'de Hilton'un yanında bir apartmanın 6. katında  bir daire... Sabah erken gidip sıraya girmek gerekiyor ve biraz yavaş işleyen bir süreç. İyi haber ise aynı günün akşamına veriyorlar vizeyi ☺️

Hindistan'a gitmeden önce kiminle konuşsam ülke hakkında fikri vardı; "çok pis bir ülke" / "giderken muhakkak bisküvi götür, orda birşey yiyemezsin" / "koca koca sivnekler var, acayip ısırıyor"... hiç kimseden pozitif bir şey duymadım. Ben de ilk defa gittiğim için dinledim tabii ama şu anda kesinlikle farklı düşünüyorum. Buyurun benim izlenimlerim☺️

Bengaluru ismi yeni, önceden Bangalore idi ismi bu şehrin, Hindistan'ın Karnataka eyaletinin başkenti ve Bilişim Merkezi. Malesef İstanbul'dan direk uçuş yok, aktarmalı gelmek gerekiyor. THY, Delhi ve Mumbai'ye uçuyor. Biz Emirates ile gidip Dubai'de aktarma yaptık. 

Aktarma ile birlikte 14,5 saat sonrasında Bengaluru'ya ulaştık. Havalimanını yeni, çok boş, kolayca çıkabiliyorsunuz. Biz iş seyahati için gittiğimizden araç ayarlanmıştı ama havalimanında taksi var. 

Hindistan para birimi rupi, 1TL yaklaşık 22 rupi. Genel olarak da Türkiye'ye göre çok ucuz olduğunu söyleyebilirim ☺️

Havalimanından otele gidene kadar ilgimi çeken fotoğrafları aşağıda paylaşıyorum. Biz şehir merkezinde Grand Mercure Hotel'de kaldık. Çok temiz bir otel, tavsiye ederim, geceliği 70€. 

 
 
Şehir içinde yolculuk için en havalı yöntem tuk tuk. Üç tekerlekli taksiler ile çok ucuza istediğiniz yere gidebilirsiniz ☺️ Bengaluru'da inanılmaz bir trafik var, havalimanından otele 2 saatte gidebildik, gün içinde de devam ediyor trafik 😔 trafikte bir de çok fazla korna sesi var, sürekli korna çalıyorlar😔

 

 
 
 
Yollarda bir çok ineğe rastlayabilirsiniz, bu çok doğal. İneklerin sahipleri var, onlar geziyor, besleniyor ve süt sağılma zamanları geldiğinde eve gidiyorlar, sütleri bırakıp tekrar çıkıyorlar. Yolların, trafiğin bir parçası haline gelmiş bu sevimli hayvanlar☺️

 
 
 
İnek demişken, sadece yollarda değil, her yerde karşılaşıyorsunuz kendileri ile. Bu inek ve 5 arkadaşı her akşam bu dükkana geliyormuş, dükkan sahibi de bir paket bisküvi açıp onları doyuruyormuş. Bu sahneye biz de şahit olduk ☺️

 
  
  
 
Bengaluru çok yeşil, çünkü çok yağmur alıyor.


Damatlık kıyafetlere bayıldım ☺️ burda damat olmak kolay, gelin olmak zor. Gelin olabilmek için babanızın erkek tarafına başlık parası vermesi gerekiyor, iyi eğitimli erkek babaları parayı kırıyor ☺️

 
 
 
 
 
Şimdi bir ayinden bahsedeceğimi, çok hoşuma gitti. Yeni bir araba, motor aldınız, önce çiçeği asıyorsunuz, her türlü kutlamada çiçek var. Sonra tapınağa geliyorsunuz, tapınaktaki rahip sizin aracınıza boyalar ile semboller yapıyor ve kırmızı boya sürüyor. Sonra yere limon koyuyorlar, siz limonu eziyorsunuz. Bu ayin sizin kazasız belasız aracı sürmeniz için yapılıyor. Bizde yeni araba ya da motor alınınca kurban kesilir ve kanı plakaya sürülür, benzer bir şey de burada var. 

 
Yukarıda çiçekten bahsettim, çiçek pazarları harika, mis gibi kokuyor etrafı. Çiçekler ile kolyeler yapıyorlar, harika ☺️

 
Pazardaki dükkanlardan alışveriş yapmak öyle kolay değil, önce ayakkabılarınızı çıkarmanız gerekiyor ☺️

 
Bu Ganesha'lar sahiplerini bekliyor. Bir ganesha yapan yere gittik, gelecek hafta burada festival var, 5 Eylül'de. Çamurdan yapılıp boyanan bu Ganesha'lar suya bırakılacaklar. İnsan boyundan daha büyük olan bu Ganeshaların fiyatları 400€ ile 1000€ arasında değişiyor. Herkes küçük büyük bunlardan ediniyor, bizim gördüklerimizin dışında küçük olanlar da var. Haftaya nehirler rengarenk olacak! Görüntü güzel ama çevreye etkisi kötü😔

 
 
Çok fazla dışarıda yemek yemedik, bu restoran eski ve lezzetli imiş. Gittik, yedik; küçük küçük porsiyonlar halinde bir çok acı yemek getirdiler ☺️ Tabak, bardak, çatal kaşık gümüş ☺️

 
 
Araçlar çok yeni gözükmüyor ama sorduğumuzda en fazla 10-15 yaşında olduğunu öğrendik. Yollar kötü, altyapıya ciddi yatırım yapması gerekiyor Hindistan'ın. Ülkem güzel ülkem, biz çok daha iyiyiz ☺️

Bi de sivrisinek mevzuu var, evet sivrisinek var ama bizim otelde örneğin sürekli ilaçlama yapıyorlardı. Odada, lobide hiç görmedim. Yine otelde su arıtma vardı, duş vs sorun olmadı ☺️

Bence Hintliler bize çok benziyor; insanlar çok cana yakın, inançlarına düşkün ve kabuldeler. Ben Hindistan'ı çok çok beğendim, aklıma gelenler bunlar. Sorularınız olur ise yoruma yazın ben yanıtlayayım. 

Sevgiyle kalın
Mus

21 Ağustos 2016 Pazar

Yusuf

İlkokul birinci sınıfta sınıfta Yusuf diye bir arkadaşım vardı, Yenişehir'de oturuyorduk o zaman, Bursa'nın ilçesi... Ailesi çiftçiydi Yusuf'un. Birinci sınıfı bitirip yaz tatiline çıktığımızda, biz tatil yaparken Yusuf ailesi ile birlikte çalışmaya gitmiş herhalde... Yaz tatili bitip okula döndüğümüzde Yusuf gelmedi okula! Yusuf niye gelmedi diye sorup araştırdığımızda Yusuf'un öldüğünü duyduk! Yusuf ölmüştü! Düşmüş, traktörün tekerinin altında kalmış...

Farklı hayatlarımız var, hepimizin kendi gerçekliği var, o gerçekliğin içinde yaşayıp gidiyoruz. Kendi gerçekliğimiz bizi o kadar kaplıyor ki, başka yaşamları, onlar ile kesişme noktalarımızı zaman zaman gözden kaçırıyoruz. Hayatıma Yusuf girmişti, peki niye karşılaşmıştık onun ile? Ne mesajı vardı Yusuf'un bana ve birinci sınıftaki arkadaşlarına?

Bütün kutsal kitaplarda Yusuf peygamberin hikayesi vardır. Ben Yusuf peygamberin hikayesini çok severim. Kör kuyunun dibine atılıp ölüme terkedilmesinden Mısır'ı yöneten adam olmasına kadar geçen süreçte bir çok dersler var. Beni en çok etkileyen ise sabır ile karşılamasıdır her olayı, vazgeçmemesi.

Kardeşleriniz tarafından bir kuyunun dibine atıldığınızı düşünün; istenmeyen bir kişi olduğunuza mı yanarsınız, yavaş yavaş orda öleceğinize mi! Ama o sabrediyor ve ordan geçen bir kervan kurtarıyor onu; canını kurtarıyor tabii ki sadece, bir köle olarak satmak için çıkarıyorlar ordan. Sonra efendisinin eşinin onu arzulaması ve hapse atılması... bir çok ders var Yusuf'un hikayesinde hepimize, açın istediğiniz bir kaynaktan okuyun derim.

Ben Yusuf'u ilkokulda kaybettim ama sonra bir çok Yusuf'lar daha oldu hayatımda, hep bana bir şeyler öğretiyor Yusuf'lar... sağ olsunlar!

Sevgiler
Mus

30 Temmuz 2016 Cumartesi

Şu çılgın Türkler

Yine yapacağımızı yaptık, bu topraklardan aldığımız bilgelik ve güç ile darbeye karşı durduk, planları bozduk, dünyayı ters köşeye yatırdık! Çanakkale gibi, Kurtuluş savaşı gibi, bu sefer içimize sokulan ve uzaktan kumanda edilen hainlere karşı! Bu topraklarda doğduğuma şükür ediyorum ve bir Türk olduğum için gurur duyuyorum! 

15 gün geçti darbe girişiminin üstünden, ülkemizde bir taraftan yaralar sarılmaya çalışırken bir taraftan da birlik beraberlik mesajları veriliyor, siyasiler bir araya geliyor konuşuyor, güzel şeyler oluyor ülkemde. 

Bu hafta Almanya'daydım ve dış basını izledim. Emellerine ulaşamamış, Türkiye'yi bölememiş, istikrarını bozamamış gelişmişler, basın organlarını kullanarak Türkiye'nin imajını yerle bir etme peşinde. Ölen masumlar, maşa olarak kullanılan gencecik Mehmetçikler, tankların önüne atlayan kahramanlar, bombalanan Meclis, ... hiç konuşulmuyor yurtdışı basınında, varsa yoksa senaryolar senaryolar...  

Arkadaşlar, Türk'ün Türk'ten başka dostu yok! Bizim bir olup, beraber olup ülkemizde yaşananları objektif bir şekilde aktarmamız gerekiyor. Heybemizde biriktirdiklerimizi kullanma zamanı şimdi, ülkemizin geleceği için umut aşılama ve tek sevdamız olan ülkemiz için çalışma zamanı. 

Ben tek başıma ne yapabilirim diye sorma, aynaya bak, yaptığın işi en iyi şekilde yapıyor muyum diye sor kendine. Ne demiş Mustafa Kemal "Vatanını en çok seven, vazifesini en iyi yapandır". Kahramanlık peşinde koşmaya gerek yok, yaptığımız işi eksiksiz en iyi şekilde yapalım yeter. 

Race diye bir film var, Jessi Owens'ın hikayesini anlatıyor; bir zenci olarak Hitler Almanya'sında olimpiyatlara katılıyor. Zor kararlar alıyor ama hep en iyi bildiği şeyi yapıyor: koşuyor ve hiç bir zaman Politikaya alet olmuyor. 

Ben politikadan anlamam, politikacılar binlerce yıldır bu topraklardan gelip geçiyorlar, kalıcı olan bilgelik, bu topraklarda yaşayan bilgeler... Mevlana zamanında kral ya da padişah ya da yönetici kimdi bilen var mı? Ben bilmiyorum ama Mevlana'yı biliyorum. Biz bilgiye, bilgeliğe değer verelim, sevgi ile umut aşılayalım, biliyoruz ki bu da geçer! 

Sevgiler 
Mus

15 Haziran 2016 Çarşamba

Kalbini tutabilir misin?

 
Yok safaride filan değilim. Saat 02:57, uyandım... Tuvalet ihtiyacı... Alkolü bıraktığımdan beri dışarıda akşam yemeği yerken çok su içiyorum, o yüzden... Güney Afrika'dayım, Johannesburg'dan 60-70 km uzakta, doğanın göbeğinde 6-7 odalı bir misafir evindeyim. Uyandığımda beni bu resim karşılıyor, başucuma duvar kağıdı yapmışlar. Buradaki bir şirketin yöneticisi ile birlikte akşam yemeğinde geleceği inşa ettik. İnşa ettik diyorum, çünkü geleceği konuşurken oraya gidiyorum ve o durum ile şimdiki durum arasında bambu ağacı ve bulabildiğim ipler ile köprü kuruyorum. Artık o benim için bir yol oluyor. Bunları artırıp seçeneklerimi çoğaltıyorum bazen, bazen de bu köprüyü sağlamlaştırıyorum. Şunu anladım ki; çok büyüttüğümüz bu dünya aslında bir oyun alanı, istediğim kadar düşleyebilirim, düşlerim gerçekleşir ya da gerçekleşmez. Ben düşlemeye devam ederim, yeni yeni hikayeler oluşturabilirim. Düşlemek benim elimde, düşün gerçekleşmesi için çaba göstermek benim elimde ama olup olmaması benim elimde değil. O Takdir-i İlahi! 

Madem uyandım o zaman bu sessiz huzurlu ortamda sessizliği dinleyeyim dedim. Uyku ile uyanıklık arasında doğanın kollarına bıraktım kendimi. Yıldızların üstünde açtım kollarımı, düşme korkusunu çıkardım aklımdan. Başladı göbek deliğimin altında bir nokta pıt pıt pıt atmaya. Sonsuz karanlık ve sonsuz aydınlık arasında bir yerlerdeydim. Yıldızlar, yıldızlar... Sanki beni havada tutuyorlar. Öyle atıyordu göbek deliğimin altındaki nokta, kalamadım o noktada. Bir yere sığınmak istedim, tam ortada kalamadım, kalbimi çıkarıp elimde tutma cesaretini bulamadım; olduğu gibi tutamadım ya iyi ya da kötüye gidiyordu düşüncelerim. Halbuki iyi kötü, karanlık aydınlık yoktu, burası neresiydi? Kalbimi alıp yüzleşmek, onu saf sevgiyle yıkama yeriydi ama olmadı, yapamadım! Bu benim için çok büyük, çok fazla idi. Sığınacak bir yer, güç alacak bir dal aradım. İşte o anda en büyük rehberimi çağırdım, şefaat istedim. Sağıma döndüm, huzura daldım. Keyfini çıkaramadan çıktım oradan. Şunu hissettim ki; burada, doğanın göbeğinde, kirlenmiş bu topraklarda, yakın dönemin acılarını hissettiğim bu topraklarda, insan olmanın değerini ve neler yapabildiğimizi gördüğüm bu topraklarda, sınır yok! Uçmak, çok yüksekten düşmek çok kolay. 

Gözlerimi kapatıyorum, dinliyorum doğayı, dinliyorum anlamlandıramadığım hayvan seslerini. Ben bir beton duvarın arkasında, elektrikli teller ile korunan bir korunakta, önce hayvanlardan ve bitkilerden sonra yerel halktan çalınan bu topraklarda rahat uyuyamıyorum, uyuyamayacağım! 

Size iyi geceler,
Mus

12 Haziran 2016 Pazar

Zaman o zaman

Bir kağıt verir misin babacım? Yazıyor, çiziyor, resmediyor kızım hayatı. Onun gözünden bakmayı deniyorum bazen ama zihnim o kadar berrak değil, bir çok yılın getirdiği tortular var, yapışmış kalmış. Bırakamadığım ve hamallık yaptığım bir çok şey. Artık veda vakti geldi. Cimrilik yapmayacağım, cömert olacağım ve her türlü kötü alışkanlığımı vereceğim. 

Bu hafta iş yerinde bir arkadaşım bana çok önemli bir ders verdi. Bilginin vebali var, topladığın bilgileri başkalarına aktarmalısın, dönüştürmelisin dedi. Doğru, haklıydı... Heybemde topladığım bir çok şey var, bunları dönüştürmek, çevreme yararlı olmak için yapmam gerekenler var... Ama ben o kadar hızlı yaşıyorum ki; bazen hangi ülkede, hangi otelde olduğumu karıştırıyorum... Peki, bu bahaneleri geçelim! İstersen paylaşırsın! Bunları düşünürken ne zamandır blog yazmadığımı farkettim ve aldım kalem kağıdı... Tamam da ne yazacağım? 

Ramazan ayındayız, müslüman arkadaşlarıma "mübarek olsun" mu diyeceğim? 
Kelimeler akademisinden bu ay mezun oluyorum, bununla ilgili mi bir şey yazacağım? 
Ülkem için, geleceğimiz için bir şey yapmaya çalışıyorum, bunu mu yazayım? 
Yeni yerler, yeni insanlar, yeni kültürler ile tanışıyorum, bınları mı kaleme almalıyım? 

En iyisi ben yeri gelince, sıcağı sıcağına hepsini yazayım. 

Sevgiler 
Mus

22 Aralık 2015 Salı

Yaşamak dediğin ne ki?

Artık seyahatler rutin olmuştu onun için; her hafta yeni bir rota, her hafta farklı bir ülke. Giderken hüzünlü, dönerken sevinçli. Kim bilir kaç kere dua etmişti sağ salim inmek için, sallanmadan uçmak için, ailesine kavuşmak için... Kim bilir kaç kere korkmuştu, korkudan tir tir titremişti! Kim bilir kaç kere söylemişti "en çok sana dönmeyi seviyorum İstanbul" cümlesini. O kadar şehir görümüştü ama hiç biri onun şehri gibi değildi! Şehr-i İstanbul!

O gün de her zaman ki gibi bavulunu hazırlamış ve yola çıkmıştı. Şanslıydı! Business Class'a upgrade etmişlerdi! "ohh ayaklarımı uzatıp giderim" diye düşündü. Gerçekten de öyle yaptı. Ayaklarını uzattı rahat rahat, film izledi. Her şey çok iyi gidiyordu, ta ki inişe geçene kadar. Çok bulutlu idi hava, uçak alçalıyor, alçalıyor ama bulutlar bir türlü bitmiyordu. Ve bir anda "bom" etti, müthiş bir gürültü ile bembeyaz oldu kabin! Hiç bu kadar güzel bir beyaz görmemişti daha önce; her yer kar ile kaplandı sanki ve ondan başka kimse kalmadı orada; o ve beyaz. Atoma çarpan o bembeyaz ışık! Bölünüp yedi renkli gökkuşağını oluşturmadan önceki saf hali ile geldi beyaz ışık! Nur'u gördü, çıplak gözle göremezdi o nuru! Ne olmuştu?

Sallantı devam etti, az sonra uçağın tekerlekleri yere değdi, ulaşması gereken yere varmıştı! Varmıştı da, artık o eski o değildi. Bembeyaz ışık gözlerini kör etmiş ve sanki göremez olmuştu. Yok görüyordu aslında ama eskisi gibi değil. Sanki hiç bir anlamı yoktu insanların, nesnelerin! Pasaport polisi artık ona "kıllık" yapmıyor, görevini yapıyordu. Trenin geç kalmasının, sakarlıklarının bir sebebi vardı muhakkak kafayı yormuyordu insanlara ve olaylara. Anlamı yoktu hiçbir şeyin! Herşey olması gerektiği gibi oluyordu, onları değiştirmek gibi gereksiz uğraşlardan vazgeçmişti! Ne istiyor ise oluyor, istemezse olmuyordu! Tutmuyor hiçbir şeyi kafaya takmıyordu! Ne oluyordu? Sanki yaşamı bembeyaz ışık ile bitmişti ve tanıdığı / bildiği ülke / dünyada değildi!

Komikti yaşadıkları! bir şeyi görüyor yaşıyor, olmadı ise tekrar yaşıyordu! deja vu! olmadı baştan! hata yapmak çok keyifliydi, düşmek, ağlamak! oh be hayat vardı! Zamansız gülüyor, ağlıyordu. Yemek yemek yerine nefes ile doyuyordu, ne bir kilo fazlası ne de azı vardı; tam kararında! Fazlası dünyalı yapardı onu, o bulutların üzerindeydi! azı uçururdu, buna hazır değildi!

Yaşamak dediğin böyle bir şey işte! Zihnin oyunları, sen ne istiyorsan onu yaşıyorsun! çok ciddiye alma, sen sadece iste!

sevgiler
Mus

20 Kasım 2015 Cuma

Güney Afrika seyahatim


Bundan önce 2 kez Johannesburg için bilet almış fakat gelememiştim, kısmet bu sefereymiş. İşim gereği bundan sonra buraya da gidip gelmeye başlayacağım.  Haydi başlayalım keşfe :)

Önce sağlık! Güney Afrika Cumhuriyeti için seyahat sağlığı bilgilerine buradan ulaşabilirsiniz: http://www.seyahatsagligi.gov.tr/Site/SaglikBilgisi/ZA

Benim gibi kısa süreli iş seyahatine gidiyorsanız gideceğiniz bölgeye göre sıtma için ilaç alabilirsiniz. Burada bu konuya da açıklık getireyim, sıtma için alınan ilaç aslında sıtma olursanız ölüm riskini azaltan / ortadan kaldıran bir ilaç. Bu ilacı almak sivrisineğin sizi ısırmayacağı ya da sizin hasta olmayacağınız anlamına gelmiyor. Her halükarda sivrisineklere karşı önlem almakta fayda var; vücuda uygulanan spreyler (sinkov gibi) ya da prize takılan tabletler gibi… Ben Brits'de göl kenarında bir otelde kaldığım için Kartal'daki sağlık merkezine gidip ilacımı aldım. Bir gün önce içmeye başlayıp dönüşte 7 gün daha kullanmak gerekiyor.

İstanbul - Johannesburg arasında Türk Hava Yollarının her gün karşılıklı uçuşları var. İstanbul'dan kalkış gece yarısından sonra (00:50) ve 9 saat 55 dakika sürüyor. Dönüş ise 19:45'te ve 9 saat 40 dakika sürüyor. Tabii bu komik bir rota; Johannesburg'dan sonra aynı uçak Durban'a devam ediyor dolayısıyla siz Johannesburg'da iniyorsunuz ve Durban'a devam edecek yolcular uçakta kalıyor :) Uçuş uzun olduğu için geniş gövdeli uçaklar geliyor buraya, biz Airbus A330 ile geldik.

Güney Afrika Cumhuriyeti vize istemiyor, önceden bir hazırlık yapmanıza gerek yok. Buraya geldiğinizde Güney Afrika Cumhuriyeti vatandaşları ve diğerleri diye ayırıyorlar, pasaport kontrolünde 30 gün kalabileceğinizi gösteren damga vuruyorlar ve "enjoy your stay" deyip gönderiyorlar. Acayip hızlı ve kolay :) Bunun yanında uçakta sağlık durumunuzu beyan eden form doldurmanız gerekiyor, ebola yayılımını engellemek için yapmışlar! Pasaport kontrolünden önce bu formları alıyorlar ve Ebola Scanning denilen kontrolden geçiyorsunuz; yani sıcaklığınızı gösteren bir termal kameradan…

ZAR (Rand), Güney Afrika para birimi, 1Euro yaklaşık 15 ZAR. Burada dikkatli olmanız gereken bir durum var. Eğer para bozduracaksanız bunu havalimanında yapın, şehir içinde çok da güvenli değil. Aslında kredi kartı kullanabiliyorsunuz çoğu yerde ama benim gibi şehir dışında bir yerde kalacaksanız nakit paraya ihtiyacınız olabilir, çünkü telefon / internet altyapısı çok da iyi değil ve kredi kartı onayı alamadıkları durumlar olabiliyormuş benim kaldığım otelde… Şehirde kalacaksanız sorun olmaz diye düşünüyorum.

Güvenlik burda ciddi bir sorun! beni havalimanında karşılayan meslektaşım doğma büyüme buralı ve Johannesburg'da havalimanına yakın bir yerlerde yaşıyor. Bana "artık korku içinde yaşamaktan bıktım, iki kızım var onların bu ülkede yaşamalarını istemiyorum" dedi. Evlerinde 4 tane köpek varmış, 1 tane de bahçelerinde. Buradaki evlerin ya da sitelerin etrafı çelik tellerle ya da yüksek duvarlar ile çevrili. En üstte jilet teller var ki caydırıcılığı olsun. Benim meslektaşımın bir keresinde başına silah dayamışlar ve evlilik yüzüğü dahil, kolye, araba anahtarı... ne varsa almışlar… Burada bölge bölge size nereye gidilip gidilemeyeceğini söylüyorlar, genel olarak gündüz bir problem yok ama akşam sokaklara pek çıkmıyor turistler! Tabii benim gibi koşu yapmak isteyenler için "no go". Benim kaldığım Hartbeespoort Dam kıyısı bir yerleşim, buraya Dutch'lar gelip yerleşmiş ve daha güvenli bir bölge. Muhteşem bir göl manzarası ve dağ manzarası var :) Sabahları kuş sesleri ile uyanıyorsunuz ve inanılmaz dingin bir enerjisi var bu bölgenin.  




Bölge güvenli ama tabii yine de gece yarısı silah sesleri ile uyanıyorsunuz, yakın ya da uzak bilmiyorum ama bir yerlerde silah atılıyor. Bir gece silah sesleri ile uyandım, bayağı uzun sürdü. Arkadaşım ile konuştuk bana polis ile hırsız ya da suçlular ile olan çatışmaları anlattı. İnsanız ve enteresanız, sonra normale dönüştü bu sesler. İnsanlar yüksek duvar ve elektrikli tel örgülerle çevrili sitelerde, evlerde yaşıyorlar. Bizimki gibi misafir evlerinde bile elektrikli tel örgüler standart, yoksa firmalar kontrat imzalamıyormuş. Büyük otellerde 3 katmanlı güvenlik kontrolü var; araba ile üç kapıdan geçiyorsunuz ve biri kapanmadan diğeri açılmıyor.


Çok parası olmayan insanlar aşağıdaki gibi yerlerde yaşıyor :(



İlk gün iş yerinden çıkıp otele ulaşıncaya kadar yoğun bir şekilde yağmur ve sonrasında dolu yağdı ve maalesef bu hafta hep böyle olacakmış :(  
 Dolu yağması meşhurmuş, burada yaşayan arkadaşım ceviz büyüklüğünde dolu yağdığını söyledi! Arabalara zarar veriyormuş… Bizim geçtiğimiz yollar kar yağmış gibi bembeyaz oldu. Burası için pek normal değil, çünkü güney yarım küredeki bu ülke yaza girmeye hazırlanıyor.

Tabii Afrika'dayız ve burada küçük sürprizler hep var. Hava sıcak olunca, ki ikinci gün öyle idi, maymunlar yerleşim yerlere yakın yerlere iniyorlar, sokakta maymun görmek doğal, bu benim için yeni. Bizim otelde balkon kapısını açık bırakmamayı öneriyorlar içeriye maymun girmesin diye :) Yine bir akşam tam yatağa yatacağım, gözümün önünden bir şey geçti ve duvarda hızla ilerledi; bizim normlarımıza göre biraz büyük bir örümcek. O tavanda ben yorgan kafamda yattık :) Aynı gece duvarın köşesinde bir boşluk olduğu ve 2 şeyin hareket ettiğini fark ettim. Yaklaşıp baktığımda 15 santim boylarında 2 tane kırkayak gördüm, bu kadar büyüklerini ilk defa gördüm hayatımda. Yatağın üstünde bir örtü vardı, üstlerinde attım, ertesi sabah görevlilere söyledim, yatak örtüsünde dikkat etsinler diye…

Yemekler çok pahalı değil. İlk akşam 3 kişi akşam yemeği için yaklaşık 50€ ödedik, ki iyi bir restorandı. Ertesi gün bir Çin restoranına gittik ve yarısını ödedik. Bir çok mutfağı bulmanız mümkün burada, bir de tabii ki timsah, antilop, yılan, bir çok farklı hayvan etinden ızgaralar sunan restoranlar mevcut, seçim size ait.

Johannesburg, Pretoria, Brtis, Midrand bence Afrika ortalamasının çok üstünde bir gelişmişliğe sahip, ekonomik olarak Afrika kıtasının en büyüğü olmanın da etkisi var tabii. Bir çok ülkeden expat yaşıyor burda ve eğer Nijerya, Kenya gibi ülkeleri gördüyseniz burası onların yanında Paris :)

Sevgiler
Mus