29 Ağustos 2013 Perşembe

Sonuç odaklılık

Bu nasıl bir yaratıcılık ey yaradan! Batmakta olan güneşin kızıllığı ile alaca karanlık grisi bulutların oluşturduğu renk cümbüşüne bakıyorum uçağın penceresinden. Ben bu daracık kabinde senin yarattığın güzelliklere bakarken bir taraftan kendi ellerimle öldürdüğüm yaratıcılığımı canlandırmaya çalışıyorum. Dorothy ablam "paradoxical isn't it" derdi şimdi. Gerçekten paradoks.

Bulutların üstünde uçamayan insanın aklıyla yarattığı uçan makinasının içinde "Julia Cameron - Artist's Way" i okuyup haftalık ödevlerimi  yapıyorum, içimdeki küçük artisti canlandırmaya çalışıyorum.Kitap tavsiyesi için Füsun'a, kitabı hediye ettiği için Şeyma'ya teşekkürler :)

Londra'dan dönüyorum, bir sürü yeni farkındalık cebimde. En önemlisi "sonuç odaklı olmak çok da matah bir şey değilmiş!"

İki gün boyunca bir sürü görüşmeler yaptım Londra'da, hepsi bir süreç içerisinde gelişecek ve uzun vadede güzel sonuçlar verecek ama benim kurumsal hayatta öğrendiğim sonuç odaklılık hemen bir netice almamı söylüyor, beni sıkıştırıyor. Onu dinlediğim zaman süreçten uzaklaşıyor ve sürecin tadını çıkaramıyorum. Başla ve bitir, peki arada olanlar?

Bu sabah erkenden Thames nehrinin kenarına oturdum ve sonuç odaklı olmanın bana kazandırdıkları ve kaybettirdiklerine bakarken bir kuğu geldi, yaklaştı, yaklaştı. O kadar güzel süzülüyordu ki suda...  sakin ama gideceği yere doğru emin bir şekilde ilerliyordu. İşte o an dedim ki yavaşlayacağım, sabredeceğim. Eğer yine hızlanırsam, eğer yine andan koparsam bu kuğuyu hatırlayacağım, o benim yavaşlık simgem olacak.


Gerektiğinde tavşan, gerektiğinde kaplumbağa olmak. Bundan sonra farkında olarak ve seçerek bu rolleri oynayacağım. Sonuç odaklılığın yanında süreç odaklı da olacağım.

İyi geceler

25 Ağustos 2013 Pazar

Anneannem

Anneannenin ismi ne diye sordu birisi lisedeyken, bilmiyorum dedim, adı anneanne idi... Sonradan öğrendim adı Ayşe imiş...

Maşinga sobasının üstünde hep su kaynardı, o su herşey için kullanılırdı; çay için, yemek için, bulaşık yıkamak için... Hep tek başınaydı ve benim gözümde çok güçlü bir kadındı... Ta ki onu bugün yoğun bakımda kolları bağlı bir şekilde görene kadar. Çaresizdi, etrafına boş boş bakıyordu, önce beni tanımadı, sonra hatırladı... Çocukları bile sordu, sevindim. Kollarını çözmemi istedi, belli ki yine kendi işini kendisi görmek istiyordu. Hep öyle alışmıştı çünkü, hiç kimseden yardım istemedi bugüne kadar. 94 yaşına gelmiş bir Anadolu kadını, hep vermiş hiç almamış ve hiç istememiş. Ne kadar zor onun için orda yatıyor olmak. Kollarımı çöz Mustafa diyor, çöz! Ben kendi suyumu içerim, kendi yemeğimi yerim. Ben her işimi kendim gördüm gerekirse ölüme de kendim giderim ama böyle ellerim kollarım bağlı bir şekilde değil! Senin karşında benim elim kolum bağlandı ey koca çınar! 

Allah sana güç kuvvet verecek ve çıkacaksın o yoğun bakımdan, daha senden öğrenecek çok şeyimiz var. Dualarım seninle sevgili anneannem. 

18 Ağustos 2013 Pazar

Tatil


İşte iki haftalık çooooook uzun tatilim bitti. Nasıl geçti diye soruyorsun, söyleyeyim. Benim yaşamda geç keşfettiğim şey şimdiki zaman. Ya geçmiş ya da gelecek zamana takılı kalırdım, bu sefer öyle yapmadım. Şimdiki zamanda yaşadım, her anı derinleştirerek sonuna kadar yaşadım. İki hafta bana iki yıl gibi geldi. Bir çok anı yazdım gönül defterime. Her biri çok ama çok değerli, paranın satın alamayacağı şeyler. 
Peki dönmek zor olmadı mı? Hayır olmadı, şimdi işi yaşama zamanı. Her anını keyifle ve zevkle yaşayacağım. Sevgili takımım ile birlikte coşmaya devam edeceğiz. Ben ne kadar kendimsem o kadar verimliyim. Ben ne kadar herkesi ve herşeyi olduğu gibi kabul edip saygı duyarsam o kadar içindeyim hayatın.
Peki bu ay ve deniz neden? Evime geldim, yuvama... ve terasta beni onlar karşıladı, tatilin son gün bitti dediler birazdan yeni gün başlıyor. Teşekkür ettim kendime, aileme, arkadaşlarıma... Şimdiki zamanda hep yanımda oldukları için. 
İyi geceler hepimize

3 Ağustos 2013 Cumartesi

Waterapy


Çok hızlısın dedi dur biraz
Ben durmayı bilmem ki
Nerden buluyorsun bu enerjiyi
Enerji mi? var mı yok mu bakmam ki
Yorgunsun dedi, ben hissediyorum
İyiyim dedim iyiyim ama ...
İyi değilim
Yorgunum ve durmak istiyorum
Yüzerken suyla bütünleş dedi Dost
Suyla bütünleşmek mi? Nasıl birşey bu?
Bugün evet bugün anladım ne demek suyla bütünleşmek
Durduruyor beni sakinleştiriyor
Yavaşlatıyor beni
Acele yok, yavaş yavaş
Tek yapmam gereken nefes alıp vermek
İşte bu... oluyor galiba, su bana iyi geliyor
Kuma yazdım ne olduğunu; waterapy

2 Ağustos 2013 Cuma

İçime Yolculuk - 2


Yürüyorum, yavaş yavaş ve sabırla, bu çok uzun bir yol. Hedefim neresi bilmiyorum, yürüdükçe önüm aydınlanıyor ve bunu görmek beni çok mutlu ediyor. Bu yolculukta olan sevgili arkadaşlarım ile görüşüyorum, onları dinliyorum, bende anlatıyorum ve zenginleşiyorum. İyi niyet edip isteyince gerçekleşmeyecek birşey yok buna inanıyorum artık.

Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldeyim
Gidiyorum gündüz gece
Dünyaya geldiğim anda
Yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir handa

Gidiyorum gündüz gece
Düşünülürse derince
Uzak gözükür görünce
Yol bir dakka miktarınca
Gidiyorum gündüz gece

Şaşar Veysel işbu hale
Gah ağlayan gahi güle
Yetişmek için menzile
Gidiyorum gündüz gece

30 Temmuz 2013 Salı

İçime yolculuk


Bu fotoğraf benim içime yaptığım yolculuğun fotoğrafı. Yolun başı karanlık, başlamak çok zor, sonra biraz aydınlanır gibi oluyor ama sonrası yine karanlık. Bu yolu yeni buldum, bilmediğim tanımadığım bir yol ama bir taraftan da sanki hep kullandığım ve ezbere bildiğim bir yol gibi tanıdık. Bu yola girmek zor diyor bir tarafım, diğer tarafım zor olsun ki uğraştığımda değsin diyor. Bir tarafım bu yolda kullanacağın ekipmanların, fenerin, asan yok diyor diğer tarafım birikimlerini kullan diyor. Tam bu noktada çok güzel bir şiir geldi aklıma;
... (Yusuf Hayaloğlu'nun Bir acayip adam şiirinin bir kısmı) 
Sordum birgün Suphi'ye söylediklerini niye anlamıyorum diye 
Bildiklerini dedi yüzleştir hayatla, 
Doğru ile yanlışı o zaman ayırt edebilir ve anlayabilirsin
...
Birikimlerim var ve bunları hayatıma sokup kullanmam ve pratik etmem gerekiyor (yazarken bir shift oldu :))

Bu yolun başı karanlık ve yolculuğa başlamak zor, daha başlarken korkularım engel olmaya çalıştı bana dur dediler, korkularım bu yoldaki karanlık yerlerde saklı, onlara dokunmadım bugüne kadar yok saydım ama artık üstlerine gidiyorum, çıkın ortaya sizinle yüzleşeyeceğim diyorum. Biliyorum ki onlarla yüzleşmez ve onlarla barışmazsam bu yol aydınlanmayacak. 

Bu yol resmini ve fikirlerimi yaşadıklarımı bir dostum ile paylaşıyorum, o da benzer bir yolculukta... Bu konuyu paylaşabiliyor olmak ve anlaşılabiliyor olmak güzel. 

Dostuma ve tüm evrene bana kattıkları için sonsuz teşekkürler. Bu cesareti gösterip bu yola çıktığım için kendime de teşekkürler.

İyi geceler

27 Temmuz 2013 Cumartesi

Erol Akyavaş Sergisi

İstanbul Modern'deyim, bu yazımı muhteşem boğaz manzarasına sahip Kafe'sinden yazıyorum.

Erol Akyavaş sergisini dolaştım ve çok ama çok beğendim. Sevgili arkadaşım ve koçum Şeyma'ya tavsiyesinden dolayı teşekkür ediyorum. 

Erol Akyavaş 1932 yılında doğmuş ve 1999 yılında hayata veda etmiş. 

Beni çok etkileyen Akyavaş'ın Hurifilik tarikatının etkisiyle resimlerinde Arapça harfleri fazlasıyla kullanması oldu. Resmin içine o kadar iyi işlemiş ki harfleri çok özgün olmuş. Cehennet isimli bir eseri var, muhteşem. Ölü bedenler, ruhlar, Allah yazısı ve mor renk... Ruhların özgür kaldığı alan diye okudum ben, bir bedenden diğerine geçtikleri yer...

Bunun yanında o kadar çok duvar, sur varki resimlerinde o duvarları yıkmak ve surların arasından kaçmak istedim. 

25 Ağustos'a kadar gezebilirsiniz bu sergiyi; bayramdı tatildi derken atlamayın. 

Sevgiyle kalın