24 Kasım 2014 Pazartesi

Organizasyon dedikleri...

Havalimanında oturuyorum, yan masamda iki şık giyimli bey oturuyordu. Orta yaşlı olan, genç olana "bir kağıt kalem çıkar" dedi. Genç olan çıkardı kağıdı kalemi. "Organizasyonu çiz" dedi, "ama kutular boş olsun". Genç olan çizdi bir şekil, isim koymadı. Sonra "organizasyonu istediğin gibi şekillendir, ben dahil herkesi değiştirebilirsin" dedi. Genç biraz şaşkın, biraz çekingen şekilde başladı. Karşılıklı konuşmalar ile isimler çıkmaya başladı, o bunu iyi yapar, bu şunu kötü yapar... Açıldı genç olan... Bir çok isim, bir çok gözlem... O insanların bu gözlemlerden haberi olduğu meçhul! Uçağa az bir vakit kaldı, aldı orta yaşlı kağıtları... 

Sonrası mı? Muhtemelen board'da konuşulur ve yeni organizasyon açıklanır. Ya da bir beyin egsersizi olarak kalır bir yerlerde... İlüzyonun içinde akıl oyunları işte! Acımasız! Boş vakitleri doldurmak için insan santrancı! 

Ilüzyonun içinde çoktur böyle şeyler, şaşırmadın zaten sende. Bir kaptırdın mı kendini duramazsın; kariyer filan... Sonra ya Koçluk eğitiminde bulursun kendini ya da psikologda... Ama hep bir şey eksik, evet biliyorum eksik ve bu eksikliği sen yaratıyorsun! Neden burdasın? Para kazanmak ya da kariyer yapmak için mi? 

Seni bilmem ama benim amacım bu değil ! 

Iyi düşünmeler 

17 Kasım 2014 Pazartesi

En güzel yorgunluk

Dün akşam 8 civarı uyudum ve bu sabah zar zor kalktım, et kesmiş bacaklarım, acayip yorgunum... Yorgunum; çok ama çok güzel bir yorgunluk bu... Bir of bile yok, içim içime sığmıyor, içim huzur dolu... Bu başka yorgunluk, bu; Pelin'in kahramanı olmak, koruncuklara sıcacık yuva sağlamak, onların ihtiyaçlarını karşılayabilmek için küçücük bir yorgunluk... 

Hafta sonu İstanbul Maratonu'nda 10km koştum, çok keyifli bir gün geçti... Binlerce insan koştu ve aralarında bir grup vardı ki onlar farklı... Onlar farkındalık için, bağış toplamak için koştu; yok hayır onlar kanatlanıp uçtu... Bir kez daha sevginin nasıl yayıldığını ve insanın sevgiyle yapamayacağı şey olmadığını gördüm... Sevgi için çaba, dayanışma için gayret gösterdi bir grup insan... Sağolun varolun...

Tabi o bir grup insana destek olan, dua eden, bağış gönderen ve onlara gönül kapılarını açanlar var bir de... Çooook teşekkürler sizlere de... 

Koruncuk kahramanları projemiz halen devam ediyor, koşu bitti ama proje Aralık ortasına kadar devam ediyor, koruncuklara siz de yardım etmek isterseniz: 

Bağışınızı aşağıdaki açıklama ile yapmanız benim takibim için oldukça önemli (AA Adım Adım’ın kısaltması ve MAyhan benim koşucu kodum).
AÇIKLAMA : "AA MAyhan ADINIZ SOYADINIZ"
BANKA ADI : Akbank Gayrettepe Şubesi  ALICI ADI : Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı
Hesap No : 192700    IBAN No : TR48  0004 6002 8788 8000 1927 00

Seneye 15km koşacağım, sevgiyi yaymak ve daha fazla insana dokunmak için...

Sevgiyle kalın
Mus

12 Kasım 2014 Çarşamba

Geçmişteki hatalar

Sor bakalım kendine; zihnin en çok ne ile meşgul? En çok, mmmm galiba geçmişte yaşananlar ile meşgul; iyi olanlar değil, kötü anılar, pişmanlıkla ve yalanlar. Isıtıp ısıtıp temcit pilavı gibi koyuyor önüme. O anda ne varsa önümde farketmiyor, gidiyor zihnim, duygularım, bedenim geçmişe. 

Bizim evde uzunca bir zaman mikrodalga fırın olmadı, yeni bir pratik bizim için. Şunu farkettim ki, mikrodalga ile bir şeyi ısıtırsanız inanılmaz sıcak oluyor ve yakıyor, diğer yandan bence tadını da götürüyor. İyi de ne alaka şimdi demeyin! Zihnim de mikrodalga fırın gibi işte, çok kısa sürede eski hatalarımı karşıma getiriyor; çok sıcak, yakıcı ve bayat bir şekilde! Ben bunu istemiyorum artık.

İyi de ne yapacaksın ? Ne mi yapacağım, benim inancıma göre dünyadaki her iyi ve kötü yaptığım şey kayıt ediliyor melekler tarafımdan; iyiler sağ tarafımdaki, kötüler sol tarafımdaki melek tarafından. Eğer Allah bu iş ile ilgili iki melek görevlendirdi ise ve hesabımı ahirette verecek isem neden bu dünyada kendime işkence ediyorum? Meleklerime bırakıyorum kayıt görevini ve raporlamasını. Ben bir saniye önceki Mustafa değilim, o öldü. Şimdi yeni bir ben var. 

Bu geçmiş ile ilgili benim deneyimim ve işe yarıyor. Tavsiye ederim. 

Sevgiler 
Mus

16 Ekim 2014 Perşembe

Gönlüm beni yanıltmaz!

Aslında hep bir tercih yapıyoruz; hüzün / sevinç, sevgi / nefret,... Çok ince bir çizgi var aralarında; hop oraya, hop buraya zıplayıp duruyorum, tıpkı bilgisayar oyunlarındaki gibi; bir sağa, bir sola. Kendimi dinlediğim zamanlarda biliyorum nerede olmak istediğimi. Ama zaman zaman şehrin karmaşası, seyahatler, iş hayatındaki konular beni hızlandırıyor.

Peki hızlanmak da bir tercih değil mi? Kesinlikle bir tercih; hızlanmadan, hayali streslere kapılmadan yaşamak mümkün. Kişilere takılmadan, olaylara odaklanıp, herkesi ve herşeyi sevip kucaklayarak yaşamak mümkün. Direk değilim ki ben bu dünyaya, ben bir dervişim; yaşadım, yürüyorum ve gidiyorum...

Selametle ey derviş
Selametle git yâre
Selam olsun gittiğin yere
Senin gittiğin yer olur yöre
Tutunma sakın âdete, örfe

İçinde bulunduğum ekosisteme ne kadar çok kulak verirsem o kadar kayboluyorum. Artık kulaklarımı kapatıyorum çünkü sadece belirli frekans aralığını duyabiliyor, gözlerimi de, ağzımı da... Bu duygular beni yanıltıyor, bir tek gönlüm açık; en güvendiğim, en sevdiğim gönlüm. Gönlüm beni asla yanıltmaz!

Sevgiyle
Mus

5 Ekim 2014 Pazar

Uyanık ol!

Kahkaha sesleri müziği bastırıyor, son dönemin popüler bütün şarkıları bir ağızdan söyleniyor... Saat 01:00... O tanıdık kahkaha kulaklarımı tırmalıyor, alkolün sınırının aşıldığı ve " koy ver gitsin, bir daha mı geleceğiz bu dünyaya" boşvermişliği ile atılan kahkaha. 

Bir şarkı daha başlıyor, bu eskilerden... Bu akşam bütün meyhanelerini dolaştım İstanbul'un... Masalardan eşlik edenler ile detone olan kötü yorumcu... Ne çok severim bu şarkıyı, bağıra çağıra söylediğim çoktur, alkolün beni götürdüğü sahte cennetlerde... Masalara vurulan eller ile tabak çanağın sıçraması... 

Çocuklar uyanmasa bari diye geçiriyorum içimden. Gece yarısı uyanıp da uykuları kaçmasın... Kafamda ziyaret ettiğim eski dostların masaları... Herkesin dilinde bir spiritüellik ve uyanık olma sevdası... Işığı görme ve aydınlanma... Lambayı yakıyorum, yazacak birşey bulmak için... Aydınlanıyor etraf; bir dokunuş ve aydınlanma... İşte bunun peşinde koşan binlerce sevdalı... Sen ne veriyorsun bu sevdanın karşılığında? Meyhane şarkıları olmaz mı? Hadi oradan! Uyanık olmak istiyorsan, uyanık ol! Seni uyutacak şeyler yapma, hadi kal sağlıcakla! 

15 Eylül 2014 Pazartesi

insane

Yine uykusuzum, bu benim için yabancı bir durum değil. Sanki ciğerlerimi parçalarcasına koşmuşum, nefes alışım ciğerlerimi doldurmuyor, yetmiyor aldığım nefes! Nedir beni bu kadar nefes nefese ve yorgun kılan?  Nedir beni bu savaşa sokan ve yorgun düşüren?

Sabahlar bir kaçış benim için, günün aydınlanması ile gözümü açıyorum... hiç kapanmamış gözlerimi... Gün ışığının bir saniyesini bile kaçırmak istemiyorum. Gecenin karanlığı her şeyi örtüyor; gizli, saklı bir çok şey! Zihnim beni gündüz ve geceye getirip götüren, hem gündüz hem de geceyi yaşatan.... Dışarısı karanlık mı aydınlık mı bilmiyorum aslında... Oturuyorum yatağın ortasına, bakınıyorum; karşımda bir boy aynası ve aynada birisi... kim bu? yüzü traşlı, kim bilir kaç gündür yüzü jilet görmemiş... Daha ne kadar kaçacağım diye düşünüyorum... Daha ne kadar sürecek bu macera? 

O küçük pencereden sızan gün ışığına dalıyorum, sıcak olacak galiba bugün... Sıcak ya da soğuk ne farkeder ki? Duygularımı kaybedeli çok oldu... Haydi kalk diyorum, söylenme! Şükret haline, dua et, haydi kalk! Beynimin içindeki konuşmalardan ibaretim ben! Sanki bir tek beynim var, vücudumun geri kalanı yok! Sadece beynim, içinde konuşmaların susmadığı beynim! 

Çok defalar öğrendim aslında onu susturmayı, bir silah gibi kullandım onu susturma egzersizlerini. Aslında baştan çok iyi geldi, ama sonra yine aynı... Bir iyi geldi, üç kötüye gitti! Ve bugün, bu noktaya geldi! Beynim... 

Nerdeyim? Dur telefona bakayım. Nereden gelip nereye gidiyorum? Dur, ajandam söyler bana şimdi. Ben artık karıştım, bilmiyorum nerdeyim!

Yeterrrrrrrrr! diye bağırıyor, kalk! Dur diyorum, öyle bağırma! Savaş istemiyorum ben yine! Dur lütfen, savaş istemiyorum içimde. Ne zaman savaş olsa, bombalar patlıyor vücudumda... Karaciğer, böbrek, akciğer! Dur daha fazla istemiyorum, durdur savaşı! Sen, sen kimsin peki? Savaş istemeyen kim? Kim kim? Kim? Kimlikleri gösterin!


11 Eylül 2014 Perşembe

Seçimler ve sonuçları

Yalnızım, saate baktım 04:56. Almanya'yım. Türkiye'deki uyanma saatim gelmiş, saat Türkiye'de 6 oluyor... Akşam geç yemek yemenin getirdiği bir rahatsızlık var midemde; bana neden böyle yapıyorsun diyor! Gün boyu süren toplantılar, toplantılar sonrasında gidilen yemekler ve geç saatlerde yenen ve sindirilmeye fırsat olmadan uyumalar... 

Zordur kurumsal hayatta kariyer yapmak; çok şey vermek gerekir kendinden! Pazartesi gününü örnek alalım; ikizler okula başladı, sabahtan öğlene kadar onlarla harika vakit geçirdik. Duygusal olarak çok beslenmiş olmama rağmen sabah başlayan bel ağrısı beni öldürüyordu. Öğlen çocukları eve bırakıp yola çıktım, havaalanına gittim. Arabayı parkettiğimde zar zor inebildim ve belimi doğrultup yürüyemiyordum! Bir yandan önümüzdeki günlerde yapılacak kritik toplantılar ve bir yandan bel ağrım... Haydi toparla dedim kendi kendime, toparlan! 4D7'den havalimanı kapısı yaklaşık 70-80 metre ve ben o yolu 3,4 kez durarak 10dk'da yürüyebildim! Hala gitmem gerekiyor diye düşünüyordum ve öyle de yaptım. Check-in ve kontroller 10dk kadar sürdü, şanslıydım. CIP salonuna kendimi attığımda "oh be" dedim, "yolun yarısı bitti". 

Uçak 1 saat 45 dakika gecikmeli kalkacaktı, "güzel" dedim, "biraz çalışabilirim"... Arada bir ayağa kalkıp geziyordum ki sandalyeye çakılıp kalmayayım. Büyük bir çaba sarfediyordum gitmek için... Uçak saati geldiğinde kapıya gittim ve önümde daha önce biz de üst düzey yöneticilik yapmış bir bey ile karşılaştım. Hemen geçmişe gittim, onun da ciddi bel sorunları olmuştu, sürekli iş yemeklerinden dolayı kilo aldığından şikayet ederdi. "Anladım" dedim, "bugünün dersi bu!". Demek bu yüzden bu kadar ağrıya rağmen vazgeçmemiştim! Bu karşılaşmayı yaşamam gerekiyordu, onun bana ilettiği, kariyer yapmanın zorluklarını ben bugün yaşıyordum. O söylemişti, ben tercih etmiştim ve bugün yaşıyordum... Bu bir yüzleşme idi benim için, bıraktım söylenmeyi, bıraktım belimdeki ağrıyla uğraşmayı! "Bu senin seçimin, kararını sahiplen ve yoluna devam et" dedim! 

Sonra ne mi oldu? Beni Business Class'a upgrade ettiler, Airbus A330'un tam yatan koltuklarında yatarak dinlenerek uçtum Stuttgart'a! Ne bel ağrısı kaldı, ne kendi kendime hayıflanma. Hayat akıyor, herşey değişiyor, geçmişe takılıp kalmak sadece beni çürütüyor! Şimdi açtım kanatlarımı rüzgarı bekliyorum, o nereye savurursa oraya uçacağım, 
Sevgiyle kalın,
Mus