15 Şubat 2015 Pazar

Bakış açını değiştir!

Dün sevgisizlik günü idi, dün sevgilimi kardeşimiz, kızımız Özgecan'ı kaybettiğimiz gündü. Malesef Türkiye'de her 4 saatte bir taciz / tecavüz vakası oluyor; %1 i erkek, %27 si kadın ve %72 si çocuk! Çarpıcı değil mi? 
Peki nasıl oluyor bu?

Çocukken hatırlarım, aklımız ermeye başladığımızda abilerimizden cinsellik ile ilgili hikayeler duyardık. Sohbetler, iktidarsız olmadığını göstermeye çalışanların abilerin gövde gösterisi şeklinde olurdu. Sonra bizler de katılmaya başladık sohbetlere; kim daha uzağa işeyecek veya kiminki daha büyük tartışmaları idi genelde konular. Sonra cinsel ilişkiler, kimin daha fazla skoru var, seks dergileri, filmler, vs... Bu konuyu derinleştirmek ve incelemek gerekir ama bu ortam doğru değil. 

Bu zihniyetle büyüyen erkek, kadını bir seks objesi olarak görüyor ve karşındakinin bir insan olduğunu unutuyor. 

Bugüne bakınca tablo bana çok acı görünüyor, çünkü yukarıda verdiğim rakamlara şirketlerde yöneticisinin tacizine uğrayan, köyde eşek peşinde koşan, şehirde kedi kovalayanlar yok! 

Önce konuya kendimizden başlayalım, bakış açımızı değiştirelim; etek giymiş kadının bacağına değil, yüzüne bakalım, tayt giymiş kadının arkasından yürürken kadının poposundan çekelim gözlerimizi, çocuklarımıza cinselliği biz anlatalım, tabu olmasın ve saçma sapan bilgiler donanmasınlar, en önemlisi kendi köşemize odaklanalım ve orayı aydınlatmaya bakalım.

Sevgiyle Mus

21 Ocak 2015 Çarşamba

Kar tanesi

Stuttgart, 20.01.2015

Köşedeki toplantı odasında oturuyorum. Ekranda iş için kritik bir şeyler var... Bir anlatan kişiye bakıyorum bir de pencereden dışarıya... Çok yüksek bir ağaç var, yapraklarını dökmüş. Yorgun gözüküyor... Acaba bu onun yorgunluğu mu yoksa benim yansımam mı?

Üzerine düşen kar tanelerini tutamayacak kadar cılız bazı dalları, dalların arasından geçip yere varıyor birçok kar tanesi. Yorgun bir savaşçı edasıyla kucaklıyor ıslak toprağı, belki de köklerinin ihtiyacı vardır bu kar tanesinin getirdiği suya, canlılığa ve hayata. Eğer bir kar tanesi canlılık, hayat verecek kadar güçlü ise benim ne işim var bu odada? binlercesini kaçırmak neye mal oluyor bana...

Aklımda deli düşünceler dönüyorum konuya, aslında olmayan ve beyinlerimizin yarattığı sanal problemlere ve hiç bir zaman çözüm omayan önerilere... Bir kar tanesi bir sunuş, bir kar tanesi bir sunuş...

Yes, I agree! diyorum, katılıyorum yani, katılıyorum...


24 Kasım 2014 Pazartesi

Organizasyon dedikleri...

Havalimanında oturuyorum, yan masamda iki şık giyimli bey oturuyordu. Orta yaşlı olan, genç olana "bir kağıt kalem çıkar" dedi. Genç olan çıkardı kağıdı kalemi. "Organizasyonu çiz" dedi, "ama kutular boş olsun". Genç olan çizdi bir şekil, isim koymadı. Sonra "organizasyonu istediğin gibi şekillendir, ben dahil herkesi değiştirebilirsin" dedi. Genç biraz şaşkın, biraz çekingen şekilde başladı. Karşılıklı konuşmalar ile isimler çıkmaya başladı, o bunu iyi yapar, bu şunu kötü yapar... Açıldı genç olan... Bir çok isim, bir çok gözlem... O insanların bu gözlemlerden haberi olduğu meçhul! Uçağa az bir vakit kaldı, aldı orta yaşlı kağıtları... 

Sonrası mı? Muhtemelen board'da konuşulur ve yeni organizasyon açıklanır. Ya da bir beyin egsersizi olarak kalır bir yerlerde... İlüzyonun içinde akıl oyunları işte! Acımasız! Boş vakitleri doldurmak için insan santrancı! 

Ilüzyonun içinde çoktur böyle şeyler, şaşırmadın zaten sende. Bir kaptırdın mı kendini duramazsın; kariyer filan... Sonra ya Koçluk eğitiminde bulursun kendini ya da psikologda... Ama hep bir şey eksik, evet biliyorum eksik ve bu eksikliği sen yaratıyorsun! Neden burdasın? Para kazanmak ya da kariyer yapmak için mi? 

Seni bilmem ama benim amacım bu değil ! 

Iyi düşünmeler 

17 Kasım 2014 Pazartesi

En güzel yorgunluk

Dün akşam 8 civarı uyudum ve bu sabah zar zor kalktım, et kesmiş bacaklarım, acayip yorgunum... Yorgunum; çok ama çok güzel bir yorgunluk bu... Bir of bile yok, içim içime sığmıyor, içim huzur dolu... Bu başka yorgunluk, bu; Pelin'in kahramanı olmak, koruncuklara sıcacık yuva sağlamak, onların ihtiyaçlarını karşılayabilmek için küçücük bir yorgunluk... 

Hafta sonu İstanbul Maratonu'nda 10km koştum, çok keyifli bir gün geçti... Binlerce insan koştu ve aralarında bir grup vardı ki onlar farklı... Onlar farkındalık için, bağış toplamak için koştu; yok hayır onlar kanatlanıp uçtu... Bir kez daha sevginin nasıl yayıldığını ve insanın sevgiyle yapamayacağı şey olmadığını gördüm... Sevgi için çaba, dayanışma için gayret gösterdi bir grup insan... Sağolun varolun...

Tabi o bir grup insana destek olan, dua eden, bağış gönderen ve onlara gönül kapılarını açanlar var bir de... Çooook teşekkürler sizlere de... 

Koruncuk kahramanları projemiz halen devam ediyor, koşu bitti ama proje Aralık ortasına kadar devam ediyor, koruncuklara siz de yardım etmek isterseniz: 

Bağışınızı aşağıdaki açıklama ile yapmanız benim takibim için oldukça önemli (AA Adım Adım’ın kısaltması ve MAyhan benim koşucu kodum).
AÇIKLAMA : "AA MAyhan ADINIZ SOYADINIZ"
BANKA ADI : Akbank Gayrettepe Şubesi  ALICI ADI : Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı
Hesap No : 192700    IBAN No : TR48  0004 6002 8788 8000 1927 00

Seneye 15km koşacağım, sevgiyi yaymak ve daha fazla insana dokunmak için...

Sevgiyle kalın
Mus

12 Kasım 2014 Çarşamba

Geçmişteki hatalar

Sor bakalım kendine; zihnin en çok ne ile meşgul? En çok, mmmm galiba geçmişte yaşananlar ile meşgul; iyi olanlar değil, kötü anılar, pişmanlıkla ve yalanlar. Isıtıp ısıtıp temcit pilavı gibi koyuyor önüme. O anda ne varsa önümde farketmiyor, gidiyor zihnim, duygularım, bedenim geçmişe. 

Bizim evde uzunca bir zaman mikrodalga fırın olmadı, yeni bir pratik bizim için. Şunu farkettim ki, mikrodalga ile bir şeyi ısıtırsanız inanılmaz sıcak oluyor ve yakıyor, diğer yandan bence tadını da götürüyor. İyi de ne alaka şimdi demeyin! Zihnim de mikrodalga fırın gibi işte, çok kısa sürede eski hatalarımı karşıma getiriyor; çok sıcak, yakıcı ve bayat bir şekilde! Ben bunu istemiyorum artık.

İyi de ne yapacaksın ? Ne mi yapacağım, benim inancıma göre dünyadaki her iyi ve kötü yaptığım şey kayıt ediliyor melekler tarafımdan; iyiler sağ tarafımdaki, kötüler sol tarafımdaki melek tarafından. Eğer Allah bu iş ile ilgili iki melek görevlendirdi ise ve hesabımı ahirette verecek isem neden bu dünyada kendime işkence ediyorum? Meleklerime bırakıyorum kayıt görevini ve raporlamasını. Ben bir saniye önceki Mustafa değilim, o öldü. Şimdi yeni bir ben var. 

Bu geçmiş ile ilgili benim deneyimim ve işe yarıyor. Tavsiye ederim. 

Sevgiler 
Mus

16 Ekim 2014 Perşembe

Gönlüm beni yanıltmaz!

Aslında hep bir tercih yapıyoruz; hüzün / sevinç, sevgi / nefret,... Çok ince bir çizgi var aralarında; hop oraya, hop buraya zıplayıp duruyorum, tıpkı bilgisayar oyunlarındaki gibi; bir sağa, bir sola. Kendimi dinlediğim zamanlarda biliyorum nerede olmak istediğimi. Ama zaman zaman şehrin karmaşası, seyahatler, iş hayatındaki konular beni hızlandırıyor.

Peki hızlanmak da bir tercih değil mi? Kesinlikle bir tercih; hızlanmadan, hayali streslere kapılmadan yaşamak mümkün. Kişilere takılmadan, olaylara odaklanıp, herkesi ve herşeyi sevip kucaklayarak yaşamak mümkün. Direk değilim ki ben bu dünyaya, ben bir dervişim; yaşadım, yürüyorum ve gidiyorum...

Selametle ey derviş
Selametle git yâre
Selam olsun gittiğin yere
Senin gittiğin yer olur yöre
Tutunma sakın âdete, örfe

İçinde bulunduğum ekosisteme ne kadar çok kulak verirsem o kadar kayboluyorum. Artık kulaklarımı kapatıyorum çünkü sadece belirli frekans aralığını duyabiliyor, gözlerimi de, ağzımı da... Bu duygular beni yanıltıyor, bir tek gönlüm açık; en güvendiğim, en sevdiğim gönlüm. Gönlüm beni asla yanıltmaz!

Sevgiyle
Mus

5 Ekim 2014 Pazar

Uyanık ol!

Kahkaha sesleri müziği bastırıyor, son dönemin popüler bütün şarkıları bir ağızdan söyleniyor... Saat 01:00... O tanıdık kahkaha kulaklarımı tırmalıyor, alkolün sınırının aşıldığı ve " koy ver gitsin, bir daha mı geleceğiz bu dünyaya" boşvermişliği ile atılan kahkaha. 

Bir şarkı daha başlıyor, bu eskilerden... Bu akşam bütün meyhanelerini dolaştım İstanbul'un... Masalardan eşlik edenler ile detone olan kötü yorumcu... Ne çok severim bu şarkıyı, bağıra çağıra söylediğim çoktur, alkolün beni götürdüğü sahte cennetlerde... Masalara vurulan eller ile tabak çanağın sıçraması... 

Çocuklar uyanmasa bari diye geçiriyorum içimden. Gece yarısı uyanıp da uykuları kaçmasın... Kafamda ziyaret ettiğim eski dostların masaları... Herkesin dilinde bir spiritüellik ve uyanık olma sevdası... Işığı görme ve aydınlanma... Lambayı yakıyorum, yazacak birşey bulmak için... Aydınlanıyor etraf; bir dokunuş ve aydınlanma... İşte bunun peşinde koşan binlerce sevdalı... Sen ne veriyorsun bu sevdanın karşılığında? Meyhane şarkıları olmaz mı? Hadi oradan! Uyanık olmak istiyorsan, uyanık ol! Seni uyutacak şeyler yapma, hadi kal sağlıcakla!