27 Temmuz 2013 Cumartesi

Erol Akyavaş Sergisi

İstanbul Modern'deyim, bu yazımı muhteşem boğaz manzarasına sahip Kafe'sinden yazıyorum.

Erol Akyavaş sergisini dolaştım ve çok ama çok beğendim. Sevgili arkadaşım ve koçum Şeyma'ya tavsiyesinden dolayı teşekkür ediyorum. 

Erol Akyavaş 1932 yılında doğmuş ve 1999 yılında hayata veda etmiş. 

Beni çok etkileyen Akyavaş'ın Hurifilik tarikatının etkisiyle resimlerinde Arapça harfleri fazlasıyla kullanması oldu. Resmin içine o kadar iyi işlemiş ki harfleri çok özgün olmuş. Cehennet isimli bir eseri var, muhteşem. Ölü bedenler, ruhlar, Allah yazısı ve mor renk... Ruhların özgür kaldığı alan diye okudum ben, bir bedenden diğerine geçtikleri yer...

Bunun yanında o kadar çok duvar, sur varki resimlerinde o duvarları yıkmak ve surların arasından kaçmak istedim. 

25 Ağustos'a kadar gezebilirsiniz bu sergiyi; bayramdı tatildi derken atlamayın. 

Sevgiyle kalın

26 Temmuz 2013 Cuma

Erkekler ağlamaz!

Başlamadan söyleyeyim bu yazıda bir çok projeksiyon yapacağım, bunları bilinçli yapıyorum ve sorumluluğunu alıyorum :)

Koçluk eğitimlerine başladığım günlerde danışan ya da koçluk sandalyesine oturduğum zaman duygularımı ifade edemiyordum. Duygu ne ya? Ben birşey hissetmiyorum diyordum. İlk modülde çok iyi hatırlıyorum sevgili Dost'a gidip "abi kadınlar duygulara kolaylıkla inebiliyor, ifade ediyor ve bu knouda çok başarılar, erkekler zorlanıyor ya da yapamıyor" dedim. Sağolsun o da bana bir kitap önerdi: The Way of the Superior Man: A Spiritual Guide to Mastering the Challenges of Women, Work, and Sexual Desire -
David Deida. Okumanızı tavsiye ederim.

Dün sevgili arkadaşım ve koçum Şeyma ile seansım vardı ve gördümki bayağı bir ilerleme var duygularla temas ve onların ifadesi ile ilgili, aferin bana :) İyide neden böyle? Neden ben duygularımı ifade edemiyordum? İşte projeksiyonlar başlıyor...

Benim yetiştiğim çevrede erkek çocukları duygularını göstermemeleri yönünde telkin edilirler. Üzülmek hele ağlamak çok kötü birşey ve herkesin ayıplayacağı bir durumdur. Bu öğretiler özümsemeden yutulup midemize oturmuştur. Böyle büyüyen bir erkek çocuğu aşık olur ama aşık olduğu kıza açılamaz, duygu ifade etmek onun için neredeyse imkansızdır. Aşk platonik devam eder; arabesk müzikler, slow parçalar, alkol filan gırla gider. Kızın karşısına geçip kaçamak bakışlar atar ama konuşamaz, içine atar... Sonra kız başkası ile çıkar, buna da bozulur ve bu seferde sinirlenir psikopata bağlar. - "Abi kıza açılsaydın keşke?" - "kardeşim! Hüngür hüngür ağlama" arkadaşının yanında alkolünde etkisiyle ağlar...

Sonra büyür, evlilik konusu gündeme gelir, hasbelkader evlilik teklifi yapar ve evlenir. Eşi konuşamamaktan şikayet eder. "Konuşuyoruz ya" der, onun için plan yapmak, para ile ilgili konuşmak, maç sohbeti yapmaktır konuşmak. Ama eşinin beklentisi sevilmek, duygu konuşmak, güzel sevgi sözcükleri duymaktır... 

Sonra çocuk olur, çocuğuna bile seni seviyorum demez ya da derse de ağzından yalap şalap çıkar. Çocuk hastalanır panik olur, üzülür ama söylemez. Hep içine atar, sonra bir gün kafasına bir saksı düşer, böyle olmayacak der ben kendimi geliştirmeliyim; kişisel gelişim konusu sıcaklaşır. 

Sonra Koçluk almak, Koçluk eğitimleri filan derken duygularını dile getirmeyi başarır ama duygularına dokunduğunda gözleri dolar, yaşlarını tutar bizimki, boğazı düğüm düğüm olur, sesi çatallanır , boğazı yırtılır ama o koyvermez çünkü bu onun çok değerli bir öğretisidir ; erkekler ağlamaz!


23 Temmuz 2013 Salı

Karar vermek ne kadar zor!

Vladimir: Gidelim mi?
Estragon: Hadi gidelim. 
Kimse kıpırdamaz. (Samuel Beckett - Godot'u beklerken)

Hoppala bu konuda nerden çıktı derseniz söyleyeyim. Irvin Yalom'un Varoluşçu Psikoterapi kitabını okuyorum ve kararlar ile ilgili bölüme takıldım kaldım. Bu konuda bir zorluğum var, bir bakayım dedim...

Benim için karar vermek gerçekten çok zor. İşyerinde karar verirken kendimi daha rahat hissediyorum çünkü çoğu zaman takım arkadaşlarım verileri alıp inceleyip bana rafine bilgi getiriyor ve ben bir kaç seçenek içinden birisini seçiyorum.
 
Hayatımla ilgili kararlar alırken durum böyle değil. Karar vermekten ziyade ertelemeyi severim; eşim zaman zaman "sana xyz konusunu söylemiştim, ne oldu?" diye sorar ve karar vermek zorunda kaldığımı bilirim.

Geçen hafta bir değerlendirmeye katıldım, kariyerim için önemli sayılabilecek bir değerlendirme idi. Gelecek ile ilgili planlarımı sorduklarında tıkandım kaldım. Cevap veremiyordum, çünkü gelecek ile ilgili planım yoktu. Peki neden? İş hayatımla ve kariyerimle ilgili almam gereken kararları o kadar çok ertelemişim ki orda yapışıp kalmışım, sonraki aşamaları planlamak, hareket etmek olanaksız hale gelmiş. Bu farkındalığa ulaşınca başladım düşünmeye, neden böyle oldu diye ve şunu gördüm; kendi konfor alanımda kalıp diğer seçenekleri kendimce kötülemek ve çürütmek kolayıma gelmişti. Yumurta kapıya dayanınca da sıkışıp kaldım. 

Peki neden böyle davranıyorum? Çünkü karar vermek zor ve acı veriyor. Bir seçim yaptığımda seçeneklerden birine evet, diğer(ler)ine hayır diyorum. Acaba hayır dediklerim arasında iyi bir seçenek kalacak mı? Acaba en doğru seçim bu mu? Acaba acaba... Aslında galiba konu karar vermekten ziyade benim ne istediğimin net olmaması... Eğer ne istediğimi net bir şekilde ortaya koyar ve kendime bunu yüksek sesle söylersem ve ikna olursam bu isteğim ile ilgili karar vermek daha kolay olacak. 

Peki iş hayatımla ilgili ben gercekten ne istiyorum?

4 Temmuz 2013 Perşembe

Kapanış ve Mezuniyet

Aralık 2012'de başladığım EGCP (Eurasian Gestalt Coaching Program) Koçluk Eğitimimi  tamamladım ve mezun oldum. Artık ben de bir koçum :) 24 kişi başladık bu yolculuğa, ben ve 23 yoldaşım 5'er günlük 4 modül olmak üzere 20 günlük eğitim aldık. Eğitim diyorum ama EGCP Koçluk Programı eğitimden çok farklı, orada bulunmak ve yaşamak gerekir. Koçluk eğitimi almak isteyen herkese muhakkak EGCP'yi tavsiye ederim. Koçluk almak isteyen ya da bu koçluk ile ilgili soruları olanlar olur ise benimle irtibata geçebilirler.


Eğitimin son modülü kapanış (closure) konusu idi. Bazı bitişler heyecanla beklenirken bazıları hiç istenmez. Proje yöneticisi için "go-live" tarihi çok önemlidir ve o günü iple çeker. Kapanış burada önemlidir çünkü "unfinished business" bitmemiş işler listelenir, kapanış kutlamaları yapılır ve öğrenilenler sonraki projeler için kayıt edilir. Bir metod ile (PMI) belirlendiği için proje yöneticiliği yapan herkes bunları bilir.

Peki ilişkilerde böyle midir? Herşey çok güzel başlar ama bir ilişkiyi bitirmek çoğu zaman sorun olur. Ya da ölüm, hiç gelmesini istemeyiz inkar ederiz ama gelir... Burada belirli bir metod yoktur ve kişi kendini geliştirip kendisi ile bütünleştikçe kapanışları yapmak kolaylaşacaktır. İşte benim bu noktada çok önemli öğrenimlerim oldu koçluk eğitiminde; birincisi bitişi kabul etmek yani eğitimden örnek verirsem EGCP 2012-2013 Pazar günü bitecek. İkincisi başlangıçtan itibaren elde edilen anıları saklamak (resimler, videolar, yazılar...). Üçüncüsü kapanıştan keyif almak, kapanışı keyifli bir hale getirmek ve kutlama yapmak. Dördüncüsü kapanışı yapmak ve bu defteri kapatmak. Bunlar benim çıkarımlarım ve kapanışları daha iyi yapabilmek için aklımda tutacaklarım.

EGCP 2012-2013 Mezunları olarak çok güzel bir kapanış yaptık. Mezuniyet töreni, hediyeler, kep atma hepsi harikaydı. Ben başta kendim olmak üzere EGCP Fakülte üyelerine ve bu yolculukta beraber olduğum gestaltörlere çok teşekkür ediyorum, hepinizi çok seviyorum.

26 Mayıs 2013 Pazar

Hafta sonu kaçamağı - deneyimlerim

Hafta sonu eşimle birlikte ikizleri almadan Sarıgerme'ye gittik. Daha önce Sarıgerme'ye gitmemiştik, burayı Dalaman havalimanına çok yakın diye tercih ettik. İyi ki de gitmişiz çünkü yeşil ile mavinin muhteşem buluşmasına tanıklık ettik :) Gitmemiş olan varsa kesin tavsiye ederim. Biz sevgili Gülden'in tavsiyesi ile Hilton Sarıgerme'de kalmak istedik fakat yer yoktu ve Club Robinson'a gittik. Alman turistlere hizmet eden bu tesis benim çok hoşuma gitti. Herşey kararında idi ve hiçbir abartı yoktu.

Sarıgerme çok güzeldi ama ben burada kendimdeki değişikliklerden ve öğrendiklerimi pratik etme çabalarımdan bahsetmek istiyorum. Bu iki günlük kısa tatil bana çok daha uzun geldi çünkü her anından keyif almak istedim ve keyfini çıkardım da. Aşağıda size pratik ettiklerimi aktarmaya çalışacağım, kimbilir belki sizler de benzer konularda çalışıyorsunuzdur...

An'da kalmak:
İlk pratik ettiğim konu an'da kalmak oldu. Ben çoğu zaman kendimi gelecekteki bir olayı yaşarken ya da kafamda gelecek ile ilgili senaryalor yazarken bulurum ve an'ı kaçırırım. İşte bu iki gün boyunca buna izin vermedim ve sadece o ana odaklandım. Ne yapıyorsam sadece o aktiviteye odaklandım, diğer düşüncelere gitmelerini söyledim. Bunu yapmak kolay olmadı, bir düşünce gidiyor diğeri geliyordu... bayağı bir zorlandım ve çoğu kez başarısız oldum ama denemeye devam ettim. İsteyince oluyor, çok pratik ettim ve başarılı olduğum zamanlar oldu :) Pratik etmeye devam ediyorum :)

Dinlemek:
Etrafımdaki seslere kulak verdim; dalga sesleri, kuş sesleri, rüzgarın ve ağaçların sesleri... Onları oldukları gibi aldım, hiç bir yorum katmadan sadece sesleri... bu bana çok keyif verdi, hamağa uzandım, gözlerimi kapattım ve defalarca bunu pratik ettim. Çok dinlendirici bir aktivite oldu benim için.

Görmek:
Etrafıma sadece bakmadım, görmeye çalıştım. Nar çiçeği gördüm, onun rengine bayıldım, yol kenarında idi, biz taksideydik ama yine de gördüm. Normalde ben sadece bakar geçerdim ama bu kez öyle olmadı. Nar çiçeği rengini bilirdim ama doğadaki hali çok daha güzelmiş. Bir de resimdeki yaramaz kertenkele ve birkaç arkadaşını gördüm, kendimi o an orada hissettim. Çok iyi geldi bu duygu bana.

Kendimle kalmak:
Hamağa uzanıp gözlerimi kapattım ve kendimi dış dünyadan gelen herşeye kapatmaya çalıştım, sadece kendimle kalıp kendimi dinlemek için. Bu pratik bana biraz büyük geldi, defalarca denememe rağmen başaramadım ama bu konuda çalışmak istiyorum, önerisi olan varsa seve seve dinlerim.

Derin nefes: 
Defalarca derin nefes alıp verdim, temiz deniz havasını vücudumun birçek uzvuna gönderdim ve bana inanılmaz zindelik verdi.

İşte bu bireysel aktiviteler ve eşimle birlikte yaptıklarımız birleşince kısa ama tadında bir hafta sonu kaçamağına dönüştü. Yazın bunaltıcı sıcakları başlamadan herkese tavsiye ederim.

Sevgiler

17 Mayıs 2013 Cuma

Hayat bir oyunsa işte kuralları



Sevgili Ali bu yazıyı mail ile paylaşmıştı. Bu yazı Cherie Carter-Scott'un "Hayat Bir Oyunsa İşte Kuralları" adlı kitabından alıntı. Ben çok etkilendim bu yazıdan ve blog'umda paylaşmak istedim. Neden çok etkilendim? Çünkü her bir maddede kendimle ilgili çalıştığım veya çalışmak istediğim bir konu buldum. Belki sizde her maddeyi okuduktan sonra kendinizi dinleyebilirsiniz ve okuduğunuzda içinizdeki ses / duygunun size ne söylediğini bir yerlere not edebilirsiniz.
Keyifli okumalar, Sevgiler
Doğarken dünyaya bir kullanma kılavuzu ile gelmediniz; aşağıdaki kurallar yaşamınızı daha iyi kılmak içindir.  
1. Size bir vücut verilecektir. Onu beğenebilir ya da ondan nefret edebilirsiniz ancak kesin olan bir şey varsa o da ömrünüzün geri kalanı boyunca ona sahip olacağınızdır.
2. Dersler öğreneceksiniz. "Yeryüzünde Yaşam" isimli tam zamanlı  gayrı resmi bir okula kaydoluyorsunuz. Her kişi veya her olay birer Evrensel Öğretmen'dir..
3. Hatalar yoktur yalnızca dersler vardır. Büyümek bir deneyim sürecidir. "Başarı" kadar "yenilgiler" de bu sürecin bir parçasıdır.

4. Bir ders öğrenilene kadar tekrar edilir. Bu ders
ta ki siz  öğrenene kadar size çeşitli biçimlerde anlatılır -- ancak ondan sonra  bir sonraki derse geçebilirsiniz..

5. Eğer kolay dersleri öğrenemezseniz bu dersler giderek zorlaşırlar. Dışsal sorunlar içsel durumunuzun kesin bir yansımasıdır. İçsel engelleri ortadan kaldırdığınız zaman dış dünyanız değişir. Acı
evrenin sizin dikkatinizi çekme şeklidir.

6. Davranışlarınız değiştiği zaman bir dersi öğrenmiş olduğunuzu anlarsınız.. Bilgelik egzersizdir. Bir şeyin bir parçası
hiç bir şeyin bir çoğundan daha iyidir.

7. "Bura" dan daha iyi bir "orası"yoktur. "Orası" dediğiniz yer "burası" olduğu zaman gene "bura"ya kıyasla daha iyiymiş gibi görünen bir "orası" olacaktır.

8. Diğer insanlar yalnızca sizin aynanızdırlar. Diğer bir kişinin bir  yönü sizin kendinizde sevdiğiniz ya da nefret ettiğiniz bir yönünüzü yansıtmadıkça onu sevmeniz ya da ondan nefret etmeniz mümkün değildir.

9. Yaşamınız size bağlıdır. Yaşam size tuvali sunar
resmi siz yaparsınız . Yaşamınıza sahip çıkın -- yoksa başkası sahip çıkacaktır.

10. Daima ne isterseniz onu alırsınız. Bilinçaltınız kendinize  çektiğiniz enerjileri
deneyimleri ve insanları doğrulukla belirler dolayısıyla ne istediğinizi bilmenin en güvenilir yolu neye sahip olduğunuzu görebilmektir. Kurbanlar yoktur yalnızca öğrenciler vardır.

11. Doğru ya da yanlış yoktur
ama sonuçlar vardır. Ahlaki yaklaşımların faydası olmaz. Yargılamalar ise yalnızca davranış kalıplarını korumak içindir. Yalnızca yapabildiğinizin en iyisini yapın.

12. Cevaplar kendi içinizdedir. Çocukların başkalarının rehberliğine ihtiyacı vardır; bizler ise olgunlaştıkça "Ruhun Yasaları"nın yazılı olduğu kalbimize güveniriz. Bildikleriniz duyduklarınızdan
okuduklarınızdan ya da size söylenenlerden çok daha fazladır. Yapmanız gereken yegâne şey bakmak
dinlemek ve güvenmektir.

13. Doğduğunuzda bunların hepsini unutacaksınız. Ne zaman arzu ederseniz hatırlayabilirsiniz.

9 Mayıs 2013 Perşembe

Dubai Seyahati - ipuçları


Ben işim gereği Dubai'ye çok seyahat ediyorum, son seyahatimde Dubai'deki meslekdaşım seyahatlerin ile ilgili de blog yazmalısın dedi, ben de düşündüm ve hak verdim. Amacım bir gezi programı sunmak değil, Dubai'ye seyahat edecek kişilere küçük ip uçları verebilmek.

Öncelikle seyahatinizi planlarken bilmeniz gereken bir nokta T.C. vatandaşlarının Dubai için vize alması gerekiyor. Vizeyi almak için birkaç yol var;
  1. THY yolları ile uçacak iseniz, THY online vize alabilirsiniz. THY'nin internet sitesine gerekli evrakları taratıp yüklüyorsunuz ve ıslak imzalı dökümanı da THY Şişli ofisine kargo ya da kurye ile göndermek gerekiyor.
  2. Emirates ile uçacaksanız Emirates sizin adınıza vize alabiliyor. 
  3. Dubai'de kalacağınız otel size vize alabiliyor, ben bu yöntemi tercih ediyorum ve çok hızlı bir şekilde alabiliyorum, tavsiye ederim.
  4. Dubai'ye vardığınızda vize alabilirsiniz ( bu yöntemi kesinlikle tavsiye etmem çok beklemek zorunda kalıyorsunuz)
Hangi havayolu ile uçalım derseniz, ben THY derim. Bildiğiniz gibi THY Türkiye'nin yükselen markası ve ben de bu konuda biraz milliyetçi olup sürekli THY ile uçuyorum. Rakibi Emirates uçak ve koltuk mesafeleri olarak daha iyi imkanlar sağlasa da ben THY diyorum. Bunun yanında Fly Dubai, Pegasus, Etihad gibi alternatifler de mevcut.

Dubai havalimanına indikten sonra uzun bir pasaport kuyruğu ile karşılaşmanız muhtemeldir, çünkü hem pasaport - vize kontrolü hem de göz taraması (iris scan) yapılıyor. Bu kuyruktan kurtulmak isterseniz karşılama hizmeti veren bir firmadan "fast track" almanız gerekir. Ben Marhaba Services kullanıyorum, uçuşa 24 saat kalana kadar internetten hizmeti satın alabiliyorsunuz ( https://www.marhabaservices.com ). Bu hizmetin maliyeti 90AED yani yaklaşık 45TL, AED ile TL'yi 2/1 gibi düşünebilirsiniz. Yani 2 dirham 1 lira gibi. Eğer fast track'i önceden sipariş etmeyi unutursanız sorun değil 2 katı para alıp yine de bu hizmeti sunuyorlar.

Havayolu'na karar verdikten sonra otel konusu var. Dubai'de bir çok otel var, sehayat nedeninize göre bir yer seçebilirsiniz. Örneğin ben iş için geliyorum buraya, işyeri havalimanındaki serbest bölgede dolayısıyla ben havalimanına çok yakın bir hotel olan Rihab Rotana'da kalıyorum. Küçük ama iş seyahatleri için uygun bir yer. Havalimanına yakın Novotel, Ibis, Le Meridien, Dubai International Airport gibi birçok otel var. Eğer Marina ya da Jumeirah Beach civarında bir yer bakıyorsanız orada kaldığım otel Grand Habtoor ve gerçekten çok iyi bir otel.

Peki Dubai'de ne yapalım derseniz, geleceğiniz zamana göre alternatifler değişebilir. Haziran - Eylül aylarında geliyorsanız alışveriş merkezlerinde vakit geçirmenizi öneririm çünkü hava çok sıcak. Alışveriş merkezlerinin girişlerinde kıyafetler ile ilgili bilgiler var; bayanların kısa şort ya da etek ve kolsuz giymeleri istenmiyor. Diğer zamanlarda Çöl Safari turuna katılabilirsiniz. Çölde 4x4 araçlarla bir tur ve arkasından bir vahada yemek yiyebilirsiniz. Marina, Jumeira Beach, Palm gibi yerlerde turlayabilirsiniz. Burj Kalifa'ya (dünyanın en yüksek binası) çıkabilirsiniz, Burj Al Arab'ı ziyaret edebilirsiniz... Gittiğiniz yerlerde otellerin restaurant ya da barlarında birşeyler yiyip içebilirsiniz, oteller diyorum çünkü alkol almak isterseniz otel restoran ya da barlarında içebilirsiniz.

 Dubai çölün ortasına yapılan binalardan oluştuğu ve bir geçmişi olmadığı için bana biraz ruhsuz geliyor o yüzden ben iş yerinde takılıp sonra arkadaşlar ile yemeğe gidiyorum, benim favori restoranım Dubai Mall'daki Al Hallab. Lübnan mutfağını çok iyi sunan bu restoranı tavsiye ederim, balkonda oturma şansınız olur ise Burj Kalifa'yı ve su fıskiye gösterilerini izleyebilirsiniz.

Dubai'de hafta sonu günleri Cuma ve Cumartesi, bu yüzden özellikle Perşembe ve Cuma akşamları çok kalabalık oluyor heryer. Bir mall'a giderseniz mall'un kapanma saatine yakın çıkmanızı tavsiye etmem, inanılmaz kalabalık oluyor ve çok taksi beklemek zorunda kalıyorsunuz. Ben geçen gittiğimde, perşembe akşamı Dubai Mall'de yaklaşık 1 saat taksi kuyruğu bekledim. Taksi demişken şunu da belirteyim, taksi şöförleri hep yabancı, yabancı dilleri iyi olmayanlar olabiliyor, gideceğiniz yeri anlayıp anlamadığını muhakkak kontrol edin.

Benden bu kadar, yorumlar ekleyerek deneyimlerinizi aktarabilirsiniz.

Dubai'den sevgiler

NOT: Sevgili Belin'den aldığım mesaj ile güncelleme yaptım, teşekkürler Belin :)