3 Temmuz 2015 Cuma

Nijerya Seyahati - tecrübelerim

Lagos'da bir etkinlik olacağını duyduğumda çok heyecanlanmıştım; yeni bir yer görmek, yeni insanlarla tanışma fırsatı bulacaktım. Bu sevincim çok uzun sür(e)medi, çünkü kime Lagos'a gideceğim desem bana bir sürü olumsuz şey söylemeye başladı... Bir de üzerine bizim merkezi birimden gelen mektup eklenince tam oldu; mektupta şirket çalışanlarının neleri yapması, neleri yapmaması gerektiği yazıyordu:
- Gece uçuşu yapmayın; Türk Havayolları yerel saatle 21:00'de iniyor :(
- Havalimanında terminal içinden karşılama yapılacak, zırhlı araç ve güvenlik eşliğinde otele götürüleceksiniz; adam kaçırma, terör, bombalama tehditleri var...
- Gitmeden Sarı Humma aşısı yaptırın
- Sıtma ilacı kullanın
- Sineğe karşı sinek kovucu ilaçlar sürün
- ...
gitme daha iyi :) ama bunlar beni durduramadı :)

Nijerya için vizeye ihtiyacınız var : http://nijeryavizesi.com/

Eğer daha önce yaptırmadıysanız sarı humma aşısı yaptırıp, aşı kartı almanız gerekiyor, aynı zamanda Hudut sağlığı birimindeki doktor size sıtma ilacı verecek; gitmeden iki gün önce başlamalı, Nijerya'da iken ve döndükten sonra 7 gün daha kullanmalısınız. http://www.hssgm.gov.tr/menu/iletisim/iletisim.aspx

Türk Havayolları her gün Lagos'a uçuyor, uçuş yaklaşık 7 saat sürüyor.

Ben Lagos'a indiğimde, daha önce öğretildiği üzere Ebola kontrolünden geçtikten sonra beni karşılayacak kişiyi beklemye başladım fakat gelen giden yoktu. Cep telefonumdan sorumlu kişiyi aramaya çalıştım ama malesef telefon arama yapmıyordu. Kısa süreli bir panik yaşadım! Farklı GSM operatörü seçtim ama olmadı! Gelen giden yoktu, hmmm şimdi ne yapacağım diye düşünmeye başladım. Nijerya'nın genel müdürü arkadaşım olduğu için onun telefonu da var bende, onu aradım ve ikinci aramada düştü telefon, havalara uçtum :) Bekleme, pasaport kontrolünden geç dedi, ben görevliyi bagaj alıma göndereceğim dedi. Ona güvendim ve pasaport kontrolünden geçtim, o arada Bosch t-shirt'ü giyen bir adam gördüm ve oh be kurtuldum diye dşündüm :)

Bagaj alım alanında Türkiye'den gelenler sinkov'ları sürmeye başladılar. Ben, görevli ile birlikte diğer ülkelerden gelen meslekdaşları beklemek üzere bekleme alanına gittim. Ordan yandaki resmi çektim, ordaki yeşil tabela dikkatimi çekti, şöyle yazıyordu: Yangın veya Bomba alarmında diplomatik araç park yerinde toplanınız. Bomba alarmı? güzel :)

Portekiz'den gelen 2 arkadaş vardı, onlarla birlikte dışarı çıktık. Acayip bir nemli bir hava vardı. 3 Görevli ve 3 yolcu olmak üzere 6 kişiydik. 2 Toyota Corolla ile yola çıktık, yollar kötü bir asfalt ve şerit çizgileri yoktu, olsa da neye yarar! Burada araç kullanmak ciddi bir cesaret ister, hani Türkiye'de zor ama burda neredeyse kural yok!

Inter Continental Hotel'e vardığımızda bir rahatlama oldu, eve gelmiş gibi oldum :)

Ertesi sabah otel odasından yandaki resimi çektim, otel penceresinden çok modern bir şehir gibi görünüyor Lagos. Lagos'da 21 Milyon kişi yaşıyor ve çok büyük bir şehir, bizim kaldığımız yer Victoria Island, en lüks yerleşim alanı.

Bizim etkinlik otelde yapılacaktı ama biz Lagos ofisi görmek ve oradaki meslekdaşlar ile tanışmak istiyorduk ve bu yüzden 4-5 kişi ofise gittik. Benim için bu önemliydi çünkü bu ofisi benim ekibim hazırladı :)

Lagos'da inanılmaz bir trafik var. İstanbul'daki trafiğe göre daha kötü olduğunu söyleyebilirim. Bu yüzden tuk-tuk'lar çok işe yarıyor, küçük ve kıvrak :)

Bizim ofis Ikeja denilen güvenli bir bölgede. Ofise ulaştığımızda gördüm ki nereye gidersem gideyim Bosch ofisleri hep birbirine benziyor. Kendimizi evde hissetmemiz için :)





Bu resmi ofis penceresinden çektim, görüldüğü gibi elinde tüfek olan bir insan var. Lagos'da bir çok asker / polis / güvenlik görevlisi var ve silahlılar, tabii ki bizim ofisin bahçesinde de...








Her saatte trafik var Lagos'da:



















Ofisten dönerken araçtan birkaç fotoğraf çektim. Yandaki fotoğrafta bir satış tezgahı var, satıcı kadın uyuyor.










Yol kenarındaki butik.












Piliç çevirme :)













Nijerya'da elektrik ciddi bir problem. Elektrikler sürekli kesiliyor ve otellerde, ofislerde sürekli jeneratör kullanıyor. Tabii ki elektrik olmayan alanlar da var, bu yüzden bir çok yerde jeneratörler görebiliyorsunuz. Burda da bir atölye var, jeneratör satış / tamiri yapıyor.






Lagos'da acayip yüksek nem oranı var ve benim orada olduğum 4 gün bir yağmur yağdı, bir güneş açtı. Bunaltıcı bir nem vardı!














Etkinlik sonrasında havalimanına gitmek üzere hazırlandık; 2 minibüs dolusu Bosch çalışanı, bir askeri araç ile yola çıktık. Yoğun trafiğin arasında sürekli sirenleri öten askeri araç bize yol açıyor ve bizi koruyordu. Tüfek taşıyan asker ara ara iniyor, araçları yolu açmaları için tehdit ediyordu. Bu sahne beni çok rahatsız etti, Türkiye'de siyasiler yolu kapatıyor, üstünlük sağlıyor diye eleştirirken şimdi ben böyle bir servis alıyordum!

Afrika günümüz büyük güçleri için son fırsat, o yüzden herkes Afrika'da; Çinlisi, Hintlisi, Almanı, Amerikalısı... Herkes bu kıtadan pay kapmak peşinde; stratejik planlar, ofisler, üretim alanları... En fazla 50 yılda buradaki ülkeler ve ekonomiler de iyi bir seviyeye gelecek veeeee sonra? Ya başa geri döneceğiz, ya da dünyayı terkedeceğiz. 

Genel olarak bir güvenlik ve sağlık problemi yaşamadığım için şükür ediyorum :) Oralara gidecek olan olur ise, her zaman tecrübelerimi paylaşabilirim.

sevgiler
Mus






30 Haziran 2015 Salı

Mutluluk mevzusu

Mutluluk kolay şey değildir. 
Onu kendimizde bulmak çok zordur, başka yerde ise hiç bulamayız. 
Nicolas Chamfort

Böyle demiş Nicolas Chamfort! Akşamdan beri bu sözü düşünüyorum, bir sürü şey geliyor aklıma... Temelde kesinlikle hemfikirim Nikılıs amca ile, mutluluk kesinlikle dışarıda bulunacak ya da dışarıdan gelen etkilerle sağlanabilecek bir şey değil. 

Zaman zaman konuşmalara şahit olurum, mutluluk = para, mutluluk = evlilik, mutluluk = aşk, mutluluk = ... 
Bence hiç biri değil, Can hocam söylemişti ve benim en sevdiğim tanım o; mutluluk, olanı kabul etmektir. Evet bu kadar basit, zihni aradan çek olana bak ve kabul et. 

Yaw deli misin kardeşim gecenin yarısı felsefik atıp tutmalar... Git yat! 

Hadi iyi geceler :)

Ha unutmadan, mutluluk diye kelimeye de takılıp kalmayın, önünüze geleni kabul edin, şükredin yaşayın. Kelimeler de bizi hasta ediyor! 

Sevgiyle kalın,
Mus 

15 Şubat 2015 Pazar

Bakış açını değiştir!

Dün sevgisizlik günü idi, dün sevgilimi kardeşimiz, kızımız Özgecan'ı kaybettiğimiz gündü. Malesef Türkiye'de her 4 saatte bir taciz / tecavüz vakası oluyor; %1 i erkek, %27 si kadın ve %72 si çocuk! Çarpıcı değil mi? 
Peki nasıl oluyor bu?

Çocukken hatırlarım, aklımız ermeye başladığımızda abilerimizden cinsellik ile ilgili hikayeler duyardık. Sohbetler, iktidarsız olmadığını göstermeye çalışanların abilerin gövde gösterisi şeklinde olurdu. Sonra bizler de katılmaya başladık sohbetlere; kim daha uzağa işeyecek veya kiminki daha büyük tartışmaları idi genelde konular. Sonra cinsel ilişkiler, kimin daha fazla skoru var, seks dergileri, filmler, vs... Bu konuyu derinleştirmek ve incelemek gerekir ama bu ortam doğru değil. 

Bu zihniyetle büyüyen erkek, kadını bir seks objesi olarak görüyor ve karşındakinin bir insan olduğunu unutuyor. 

Bugüne bakınca tablo bana çok acı görünüyor, çünkü yukarıda verdiğim rakamlara şirketlerde yöneticisinin tacizine uğrayan, köyde eşek peşinde koşan, şehirde kedi kovalayanlar yok! 

Önce konuya kendimizden başlayalım, bakış açımızı değiştirelim; etek giymiş kadının bacağına değil, yüzüne bakalım, tayt giymiş kadının arkasından yürürken kadının poposundan çekelim gözlerimizi, çocuklarımıza cinselliği biz anlatalım, tabu olmasın ve saçma sapan bilgiler donanmasınlar, en önemlisi kendi köşemize odaklanalım ve orayı aydınlatmaya bakalım.

Sevgiyle Mus

21 Ocak 2015 Çarşamba

Kar tanesi

Stuttgart, 20.01.2015

Köşedeki toplantı odasında oturuyorum. Ekranda iş için kritik bir şeyler var... Bir anlatan kişiye bakıyorum bir de pencereden dışarıya... Çok yüksek bir ağaç var, yapraklarını dökmüş. Yorgun gözüküyor... Acaba bu onun yorgunluğu mu yoksa benim yansımam mı?

Üzerine düşen kar tanelerini tutamayacak kadar cılız bazı dalları, dalların arasından geçip yere varıyor birçok kar tanesi. Yorgun bir savaşçı edasıyla kucaklıyor ıslak toprağı, belki de köklerinin ihtiyacı vardır bu kar tanesinin getirdiği suya, canlılığa ve hayata. Eğer bir kar tanesi canlılık, hayat verecek kadar güçlü ise benim ne işim var bu odada? binlercesini kaçırmak neye mal oluyor bana...

Aklımda deli düşünceler dönüyorum konuya, aslında olmayan ve beyinlerimizin yarattığı sanal problemlere ve hiç bir zaman çözüm omayan önerilere... Bir kar tanesi bir sunuş, bir kar tanesi bir sunuş...

Yes, I agree! diyorum, katılıyorum yani, katılıyorum...


24 Kasım 2014 Pazartesi

Organizasyon dedikleri...

Havalimanında oturuyorum, yan masamda iki şık giyimli bey oturuyordu. Orta yaşlı olan, genç olana "bir kağıt kalem çıkar" dedi. Genç olan çıkardı kağıdı kalemi. "Organizasyonu çiz" dedi, "ama kutular boş olsun". Genç olan çizdi bir şekil, isim koymadı. Sonra "organizasyonu istediğin gibi şekillendir, ben dahil herkesi değiştirebilirsin" dedi. Genç biraz şaşkın, biraz çekingen şekilde başladı. Karşılıklı konuşmalar ile isimler çıkmaya başladı, o bunu iyi yapar, bu şunu kötü yapar... Açıldı genç olan... Bir çok isim, bir çok gözlem... O insanların bu gözlemlerden haberi olduğu meçhul! Uçağa az bir vakit kaldı, aldı orta yaşlı kağıtları... 

Sonrası mı? Muhtemelen board'da konuşulur ve yeni organizasyon açıklanır. Ya da bir beyin egsersizi olarak kalır bir yerlerde... İlüzyonun içinde akıl oyunları işte! Acımasız! Boş vakitleri doldurmak için insan santrancı! 

Ilüzyonun içinde çoktur böyle şeyler, şaşırmadın zaten sende. Bir kaptırdın mı kendini duramazsın; kariyer filan... Sonra ya Koçluk eğitiminde bulursun kendini ya da psikologda... Ama hep bir şey eksik, evet biliyorum eksik ve bu eksikliği sen yaratıyorsun! Neden burdasın? Para kazanmak ya da kariyer yapmak için mi? 

Seni bilmem ama benim amacım bu değil ! 

Iyi düşünmeler 

17 Kasım 2014 Pazartesi

En güzel yorgunluk

Dün akşam 8 civarı uyudum ve bu sabah zar zor kalktım, et kesmiş bacaklarım, acayip yorgunum... Yorgunum; çok ama çok güzel bir yorgunluk bu... Bir of bile yok, içim içime sığmıyor, içim huzur dolu... Bu başka yorgunluk, bu; Pelin'in kahramanı olmak, koruncuklara sıcacık yuva sağlamak, onların ihtiyaçlarını karşılayabilmek için küçücük bir yorgunluk... 

Hafta sonu İstanbul Maratonu'nda 10km koştum, çok keyifli bir gün geçti... Binlerce insan koştu ve aralarında bir grup vardı ki onlar farklı... Onlar farkındalık için, bağış toplamak için koştu; yok hayır onlar kanatlanıp uçtu... Bir kez daha sevginin nasıl yayıldığını ve insanın sevgiyle yapamayacağı şey olmadığını gördüm... Sevgi için çaba, dayanışma için gayret gösterdi bir grup insan... Sağolun varolun...

Tabi o bir grup insana destek olan, dua eden, bağış gönderen ve onlara gönül kapılarını açanlar var bir de... Çooook teşekkürler sizlere de... 

Koruncuk kahramanları projemiz halen devam ediyor, koşu bitti ama proje Aralık ortasına kadar devam ediyor, koruncuklara siz de yardım etmek isterseniz: 

Bağışınızı aşağıdaki açıklama ile yapmanız benim takibim için oldukça önemli (AA Adım Adım’ın kısaltması ve MAyhan benim koşucu kodum).
AÇIKLAMA : "AA MAyhan ADINIZ SOYADINIZ"
BANKA ADI : Akbank Gayrettepe Şubesi  ALICI ADI : Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı
Hesap No : 192700    IBAN No : TR48  0004 6002 8788 8000 1927 00

Seneye 15km koşacağım, sevgiyi yaymak ve daha fazla insana dokunmak için...

Sevgiyle kalın
Mus

12 Kasım 2014 Çarşamba

Geçmişteki hatalar

Sor bakalım kendine; zihnin en çok ne ile meşgul? En çok, mmmm galiba geçmişte yaşananlar ile meşgul; iyi olanlar değil, kötü anılar, pişmanlıkla ve yalanlar. Isıtıp ısıtıp temcit pilavı gibi koyuyor önüme. O anda ne varsa önümde farketmiyor, gidiyor zihnim, duygularım, bedenim geçmişe. 

Bizim evde uzunca bir zaman mikrodalga fırın olmadı, yeni bir pratik bizim için. Şunu farkettim ki, mikrodalga ile bir şeyi ısıtırsanız inanılmaz sıcak oluyor ve yakıyor, diğer yandan bence tadını da götürüyor. İyi de ne alaka şimdi demeyin! Zihnim de mikrodalga fırın gibi işte, çok kısa sürede eski hatalarımı karşıma getiriyor; çok sıcak, yakıcı ve bayat bir şekilde! Ben bunu istemiyorum artık.

İyi de ne yapacaksın ? Ne mi yapacağım, benim inancıma göre dünyadaki her iyi ve kötü yaptığım şey kayıt ediliyor melekler tarafımdan; iyiler sağ tarafımdaki, kötüler sol tarafımdaki melek tarafından. Eğer Allah bu iş ile ilgili iki melek görevlendirdi ise ve hesabımı ahirette verecek isem neden bu dünyada kendime işkence ediyorum? Meleklerime bırakıyorum kayıt görevini ve raporlamasını. Ben bir saniye önceki Mustafa değilim, o öldü. Şimdi yeni bir ben var. 

Bu geçmiş ile ilgili benim deneyimim ve işe yarıyor. Tavsiye ederim. 

Sevgiler 
Mus