İlkokul birinci sınıfta sınıfta Yusuf diye bir arkadaşım vardı, Yenişehir'de oturuyorduk o zaman, Bursa'nın ilçesi... Ailesi çiftçiydi Yusuf'un. Birinci sınıfı bitirip yaz tatiline çıktığımızda, biz tatil yaparken Yusuf ailesi ile birlikte çalışmaya gitmiş herhalde... Yaz tatili bitip okula döndüğümüzde Yusuf gelmedi okula! Yusuf niye gelmedi diye sorup araştırdığımızda Yusuf'un öldüğünü duyduk! Yusuf ölmüştü! Düşmüş, traktörün tekerinin altında kalmış...
Farklı hayatlarımız var, hepimizin kendi gerçekliği var, o gerçekliğin içinde yaşayıp gidiyoruz. Kendi gerçekliğimiz bizi o kadar kaplıyor ki, başka yaşamları, onlar ile kesişme noktalarımızı zaman zaman gözden kaçırıyoruz. Hayatıma Yusuf girmişti, peki niye karşılaşmıştık onun ile? Ne mesajı vardı Yusuf'un bana ve birinci sınıftaki arkadaşlarına?
Bütün kutsal kitaplarda Yusuf peygamberin hikayesi vardır. Ben Yusuf peygamberin hikayesini çok severim. Kör kuyunun dibine atılıp ölüme terkedilmesinden Mısır'ı yöneten adam olmasına kadar geçen süreçte bir çok dersler var. Beni en çok etkileyen ise sabır ile karşılamasıdır her olayı, vazgeçmemesi.
Kardeşleriniz tarafından bir kuyunun dibine atıldığınızı düşünün; istenmeyen bir kişi olduğunuza mı yanarsınız, yavaş yavaş orda öleceğinize mi! Ama o sabrediyor ve ordan geçen bir kervan kurtarıyor onu; canını kurtarıyor tabii ki sadece, bir köle olarak satmak için çıkarıyorlar ordan. Sonra efendisinin eşinin onu arzulaması ve hapse atılması... bir çok ders var Yusuf'un hikayesinde hepimize, açın istediğiniz bir kaynaktan okuyun derim.
Ben Yusuf'u ilkokulda kaybettim ama sonra bir çok Yusuf'lar daha oldu hayatımda, hep bana bir şeyler öğretiyor Yusuf'lar... sağ olsunlar!
Sevgiler
Mus
21 Ağustos 2016 Pazar
30 Temmuz 2016 Cumartesi
Şu çılgın Türkler
Yine yapacağımızı yaptık, bu topraklardan aldığımız bilgelik ve güç ile darbeye karşı durduk, planları bozduk, dünyayı ters köşeye yatırdık! Çanakkale gibi, Kurtuluş savaşı gibi, bu sefer içimize sokulan ve uzaktan kumanda edilen hainlere karşı! Bu topraklarda doğduğuma şükür ediyorum ve bir Türk olduğum için gurur duyuyorum!
15 gün geçti darbe girişiminin üstünden, ülkemizde bir taraftan yaralar sarılmaya çalışırken bir taraftan da birlik beraberlik mesajları veriliyor, siyasiler bir araya geliyor konuşuyor, güzel şeyler oluyor ülkemde.
Bu hafta Almanya'daydım ve dış basını izledim. Emellerine ulaşamamış, Türkiye'yi bölememiş, istikrarını bozamamış gelişmişler, basın organlarını kullanarak Türkiye'nin imajını yerle bir etme peşinde. Ölen masumlar, maşa olarak kullanılan gencecik Mehmetçikler, tankların önüne atlayan kahramanlar, bombalanan Meclis, ... hiç konuşulmuyor yurtdışı basınında, varsa yoksa senaryolar senaryolar...
Arkadaşlar, Türk'ün Türk'ten başka dostu yok! Bizim bir olup, beraber olup ülkemizde yaşananları objektif bir şekilde aktarmamız gerekiyor. Heybemizde biriktirdiklerimizi kullanma zamanı şimdi, ülkemizin geleceği için umut aşılama ve tek sevdamız olan ülkemiz için çalışma zamanı.
Ben tek başıma ne yapabilirim diye sorma, aynaya bak, yaptığın işi en iyi şekilde yapıyor muyum diye sor kendine. Ne demiş Mustafa Kemal "Vatanını en çok seven, vazifesini en iyi yapandır". Kahramanlık peşinde koşmaya gerek yok, yaptığımız işi eksiksiz en iyi şekilde yapalım yeter.
Race diye bir film var, Jessi Owens'ın hikayesini anlatıyor; bir zenci olarak Hitler Almanya'sında olimpiyatlara katılıyor. Zor kararlar alıyor ama hep en iyi bildiği şeyi yapıyor: koşuyor ve hiç bir zaman Politikaya alet olmuyor.
Ben politikadan anlamam, politikacılar binlerce yıldır bu topraklardan gelip geçiyorlar, kalıcı olan bilgelik, bu topraklarda yaşayan bilgeler... Mevlana zamanında kral ya da padişah ya da yönetici kimdi bilen var mı? Ben bilmiyorum ama Mevlana'yı biliyorum. Biz bilgiye, bilgeliğe değer verelim, sevgi ile umut aşılayalım, biliyoruz ki bu da geçer!
Sevgiler
Mus
Etiketler:
blog,
mus,
Şehirde derviş olmak,
şehirli derviş
15 Haziran 2016 Çarşamba
Kalbini tutabilir misin?
Yok safaride filan değilim. Saat 02:57, uyandım... Tuvalet ihtiyacı... Alkolü bıraktığımdan beri dışarıda akşam yemeği yerken çok su içiyorum, o yüzden... Güney Afrika'dayım, Johannesburg'dan 60-70 km uzakta, doğanın göbeğinde 6-7 odalı bir misafir evindeyim. Uyandığımda beni bu resim karşılıyor, başucuma duvar kağıdı yapmışlar. Buradaki bir şirketin yöneticisi ile birlikte akşam yemeğinde geleceği inşa ettik. İnşa ettik diyorum, çünkü geleceği konuşurken oraya gidiyorum ve o durum ile şimdiki durum arasında bambu ağacı ve bulabildiğim ipler ile köprü kuruyorum. Artık o benim için bir yol oluyor. Bunları artırıp seçeneklerimi çoğaltıyorum bazen, bazen de bu köprüyü sağlamlaştırıyorum. Şunu anladım ki; çok büyüttüğümüz bu dünya aslında bir oyun alanı, istediğim kadar düşleyebilirim, düşlerim gerçekleşir ya da gerçekleşmez. Ben düşlemeye devam ederim, yeni yeni hikayeler oluşturabilirim. Düşlemek benim elimde, düşün gerçekleşmesi için çaba göstermek benim elimde ama olup olmaması benim elimde değil. O Takdir-i İlahi!
Madem uyandım o zaman bu sessiz huzurlu ortamda sessizliği dinleyeyim dedim. Uyku ile uyanıklık arasında doğanın kollarına bıraktım kendimi. Yıldızların üstünde açtım kollarımı, düşme korkusunu çıkardım aklımdan. Başladı göbek deliğimin altında bir nokta pıt pıt pıt atmaya. Sonsuz karanlık ve sonsuz aydınlık arasında bir yerlerdeydim. Yıldızlar, yıldızlar... Sanki beni havada tutuyorlar. Öyle atıyordu göbek deliğimin altındaki nokta, kalamadım o noktada. Bir yere sığınmak istedim, tam ortada kalamadım, kalbimi çıkarıp elimde tutma cesaretini bulamadım; olduğu gibi tutamadım ya iyi ya da kötüye gidiyordu düşüncelerim. Halbuki iyi kötü, karanlık aydınlık yoktu, burası neresiydi? Kalbimi alıp yüzleşmek, onu saf sevgiyle yıkama yeriydi ama olmadı, yapamadım! Bu benim için çok büyük, çok fazla idi. Sığınacak bir yer, güç alacak bir dal aradım. İşte o anda en büyük rehberimi çağırdım, şefaat istedim. Sağıma döndüm, huzura daldım. Keyfini çıkaramadan çıktım oradan. Şunu hissettim ki; burada, doğanın göbeğinde, kirlenmiş bu topraklarda, yakın dönemin acılarını hissettiğim bu topraklarda, insan olmanın değerini ve neler yapabildiğimizi gördüğüm bu topraklarda, sınır yok! Uçmak, çok yüksekten düşmek çok kolay.
Gözlerimi kapatıyorum, dinliyorum doğayı, dinliyorum anlamlandıramadığım hayvan seslerini. Ben bir beton duvarın arkasında, elektrikli teller ile korunan bir korunakta, önce hayvanlardan ve bitkilerden sonra yerel halktan çalınan bu topraklarda rahat uyuyamıyorum, uyuyamayacağım!
Size iyi geceler,
Mus
Etiketler:
blog,
mus,
Şehirde derviş olmak,
şehirli derviş
12 Haziran 2016 Pazar
Zaman o zaman
Bir kağıt verir misin babacım? Yazıyor, çiziyor, resmediyor kızım hayatı. Onun gözünden bakmayı deniyorum bazen ama zihnim o kadar berrak değil, bir çok yılın getirdiği tortular var, yapışmış kalmış. Bırakamadığım ve hamallık yaptığım bir çok şey. Artık veda vakti geldi. Cimrilik yapmayacağım, cömert olacağım ve her türlü kötü alışkanlığımı vereceğim.
Bu hafta iş yerinde bir arkadaşım bana çok önemli bir ders verdi. Bilginin vebali var, topladığın bilgileri başkalarına aktarmalısın, dönüştürmelisin dedi. Doğru, haklıydı... Heybemde topladığım bir çok şey var, bunları dönüştürmek, çevreme yararlı olmak için yapmam gerekenler var... Ama ben o kadar hızlı yaşıyorum ki; bazen hangi ülkede, hangi otelde olduğumu karıştırıyorum... Peki, bu bahaneleri geçelim! İstersen paylaşırsın! Bunları düşünürken ne zamandır blog yazmadığımı farkettim ve aldım kalem kağıdı... Tamam da ne yazacağım?
Ramazan ayındayız, müslüman arkadaşlarıma "mübarek olsun" mu diyeceğim?
Kelimeler akademisinden bu ay mezun oluyorum, bununla ilgili mi bir şey yazacağım?
Ülkem için, geleceğimiz için bir şey yapmaya çalışıyorum, bunu mu yazayım?
Yeni yerler, yeni insanlar, yeni kültürler ile tanışıyorum, bınları mı kaleme almalıyım?
En iyisi ben yeri gelince, sıcağı sıcağına hepsini yazayım.
Sevgiler
Mus
22 Aralık 2015 Salı
Yaşamak dediğin ne ki?
Artık seyahatler rutin olmuştu onun için; her hafta yeni bir rota, her hafta farklı bir ülke. Giderken hüzünlü, dönerken sevinçli. Kim bilir kaç kere dua etmişti sağ salim inmek için, sallanmadan uçmak için, ailesine kavuşmak için... Kim bilir kaç kere korkmuştu, korkudan tir tir titremişti! Kim bilir kaç kere söylemişti "en çok sana dönmeyi seviyorum İstanbul" cümlesini. O kadar şehir görümüştü ama hiç biri onun şehri gibi değildi! Şehr-i İstanbul!
O gün de her zaman ki gibi bavulunu hazırlamış ve yola çıkmıştı. Şanslıydı! Business Class'a upgrade etmişlerdi! "ohh ayaklarımı uzatıp giderim" diye düşündü. Gerçekten de öyle yaptı. Ayaklarını uzattı rahat rahat, film izledi. Her şey çok iyi gidiyordu, ta ki inişe geçene kadar. Çok bulutlu idi hava, uçak alçalıyor, alçalıyor ama bulutlar bir türlü bitmiyordu. Ve bir anda "bom" etti, müthiş bir gürültü ile bembeyaz oldu kabin! Hiç bu kadar güzel bir beyaz görmemişti daha önce; her yer kar ile kaplandı sanki ve ondan başka kimse kalmadı orada; o ve beyaz. Atoma çarpan o bembeyaz ışık! Bölünüp yedi renkli gökkuşağını oluşturmadan önceki saf hali ile geldi beyaz ışık! Nur'u gördü, çıplak gözle göremezdi o nuru! Ne olmuştu?
Sallantı devam etti, az sonra uçağın tekerlekleri yere değdi, ulaşması gereken yere varmıştı! Varmıştı da, artık o eski o değildi. Bembeyaz ışık gözlerini kör etmiş ve sanki göremez olmuştu. Yok görüyordu aslında ama eskisi gibi değil. Sanki hiç bir anlamı yoktu insanların, nesnelerin! Pasaport polisi artık ona "kıllık" yapmıyor, görevini yapıyordu. Trenin geç kalmasının, sakarlıklarının bir sebebi vardı muhakkak kafayı yormuyordu insanlara ve olaylara. Anlamı yoktu hiçbir şeyin! Herşey olması gerektiği gibi oluyordu, onları değiştirmek gibi gereksiz uğraşlardan vazgeçmişti! Ne istiyor ise oluyor, istemezse olmuyordu! Tutmuyor hiçbir şeyi kafaya takmıyordu! Ne oluyordu? Sanki yaşamı bembeyaz ışık ile bitmişti ve tanıdığı / bildiği ülke / dünyada değildi!
Komikti yaşadıkları! bir şeyi görüyor yaşıyor, olmadı ise tekrar yaşıyordu! deja vu! olmadı baştan! hata yapmak çok keyifliydi, düşmek, ağlamak! oh be hayat vardı! Zamansız gülüyor, ağlıyordu. Yemek yemek yerine nefes ile doyuyordu, ne bir kilo fazlası ne de azı vardı; tam kararında! Fazlası dünyalı yapardı onu, o bulutların üzerindeydi! azı uçururdu, buna hazır değildi!
Yaşamak dediğin böyle bir şey işte! Zihnin oyunları, sen ne istiyorsan onu yaşıyorsun! çok ciddiye alma, sen sadece iste!
sevgiler
Mus
O gün de her zaman ki gibi bavulunu hazırlamış ve yola çıkmıştı. Şanslıydı! Business Class'a upgrade etmişlerdi! "ohh ayaklarımı uzatıp giderim" diye düşündü. Gerçekten de öyle yaptı. Ayaklarını uzattı rahat rahat, film izledi. Her şey çok iyi gidiyordu, ta ki inişe geçene kadar. Çok bulutlu idi hava, uçak alçalıyor, alçalıyor ama bulutlar bir türlü bitmiyordu. Ve bir anda "bom" etti, müthiş bir gürültü ile bembeyaz oldu kabin! Hiç bu kadar güzel bir beyaz görmemişti daha önce; her yer kar ile kaplandı sanki ve ondan başka kimse kalmadı orada; o ve beyaz. Atoma çarpan o bembeyaz ışık! Bölünüp yedi renkli gökkuşağını oluşturmadan önceki saf hali ile geldi beyaz ışık! Nur'u gördü, çıplak gözle göremezdi o nuru! Ne olmuştu?
Sallantı devam etti, az sonra uçağın tekerlekleri yere değdi, ulaşması gereken yere varmıştı! Varmıştı da, artık o eski o değildi. Bembeyaz ışık gözlerini kör etmiş ve sanki göremez olmuştu. Yok görüyordu aslında ama eskisi gibi değil. Sanki hiç bir anlamı yoktu insanların, nesnelerin! Pasaport polisi artık ona "kıllık" yapmıyor, görevini yapıyordu. Trenin geç kalmasının, sakarlıklarının bir sebebi vardı muhakkak kafayı yormuyordu insanlara ve olaylara. Anlamı yoktu hiçbir şeyin! Herşey olması gerektiği gibi oluyordu, onları değiştirmek gibi gereksiz uğraşlardan vazgeçmişti! Ne istiyor ise oluyor, istemezse olmuyordu! Tutmuyor hiçbir şeyi kafaya takmıyordu! Ne oluyordu? Sanki yaşamı bembeyaz ışık ile bitmişti ve tanıdığı / bildiği ülke / dünyada değildi!
Komikti yaşadıkları! bir şeyi görüyor yaşıyor, olmadı ise tekrar yaşıyordu! deja vu! olmadı baştan! hata yapmak çok keyifliydi, düşmek, ağlamak! oh be hayat vardı! Zamansız gülüyor, ağlıyordu. Yemek yemek yerine nefes ile doyuyordu, ne bir kilo fazlası ne de azı vardı; tam kararında! Fazlası dünyalı yapardı onu, o bulutların üzerindeydi! azı uçururdu, buna hazır değildi!
Yaşamak dediğin böyle bir şey işte! Zihnin oyunları, sen ne istiyorsan onu yaşıyorsun! çok ciddiye alma, sen sadece iste!
sevgiler
Mus
20 Kasım 2015 Cuma
Güney Afrika seyahatim
Bundan önce 2 kez
Johannesburg için bilet almış fakat gelememiştim, kısmet bu sefereymiş. İşim
gereği bundan sonra buraya da gidip gelmeye başlayacağım. Haydi başlayalım keşfe :)
Önce sağlık! Güney
Afrika Cumhuriyeti için seyahat sağlığı bilgilerine buradan ulaşabilirsiniz: http://www.seyahatsagligi.gov.tr/Site/SaglikBilgisi/ZA
Benim gibi kısa
süreli iş seyahatine gidiyorsanız gideceğiniz bölgeye göre sıtma için ilaç
alabilirsiniz. Burada bu konuya da açıklık getireyim, sıtma için alınan ilaç
aslında sıtma olursanız ölüm riskini azaltan / ortadan kaldıran bir ilaç. Bu
ilacı almak sivrisineğin sizi ısırmayacağı ya da sizin hasta olmayacağınız
anlamına gelmiyor. Her halükarda sivrisineklere karşı önlem almakta fayda var;
vücuda uygulanan spreyler (sinkov gibi) ya da prize takılan tabletler gibi… Ben
Brits'de göl kenarında bir otelde kaldığım için Kartal'daki sağlık merkezine
gidip ilacımı aldım. Bir gün önce içmeye başlayıp dönüşte 7 gün daha kullanmak
gerekiyor.
İstanbul -
Johannesburg arasında Türk Hava Yollarının her gün karşılıklı uçuşları var.
İstanbul'dan kalkış gece yarısından sonra (00:50) ve 9 saat 55 dakika sürüyor.
Dönüş ise 19:45'te ve 9 saat 40 dakika sürüyor. Tabii bu komik bir rota;
Johannesburg'dan sonra aynı uçak Durban'a devam ediyor dolayısıyla siz
Johannesburg'da iniyorsunuz ve Durban'a devam edecek yolcular uçakta kalıyor :)
Uçuş uzun olduğu için geniş gövdeli uçaklar geliyor buraya, biz Airbus A330 ile
geldik.
Güney Afrika
Cumhuriyeti vize istemiyor, önceden bir hazırlık yapmanıza gerek yok. Buraya
geldiğinizde Güney Afrika Cumhuriyeti vatandaşları ve diğerleri diye
ayırıyorlar, pasaport kontrolünde 30 gün kalabileceğinizi gösteren damga
vuruyorlar ve "enjoy your stay" deyip gönderiyorlar. Acayip hızlı ve
kolay :) Bunun yanında uçakta sağlık durumunuzu beyan eden form doldurmanız
gerekiyor, ebola yayılımını engellemek için yapmışlar! Pasaport kontrolünden
önce bu formları alıyorlar ve Ebola Scanning denilen kontrolden geçiyorsunuz;
yani sıcaklığınızı gösteren bir termal kameradan…
ZAR (Rand), Güney
Afrika para birimi, 1Euro yaklaşık 15 ZAR. Burada dikkatli olmanız gereken bir
durum var. Eğer para bozduracaksanız bunu havalimanında yapın, şehir içinde çok
da güvenli değil. Aslında kredi kartı kullanabiliyorsunuz çoğu yerde ama benim
gibi şehir dışında bir yerde kalacaksanız nakit paraya ihtiyacınız olabilir,
çünkü telefon / internet altyapısı çok da iyi değil ve kredi kartı onayı
alamadıkları durumlar olabiliyormuş benim kaldığım otelde… Şehirde kalacaksanız
sorun olmaz diye düşünüyorum.
Güvenlik burda ciddi
bir sorun! beni havalimanında karşılayan meslektaşım doğma büyüme buralı ve
Johannesburg'da havalimanına yakın bir yerlerde yaşıyor. Bana "artık korku
içinde yaşamaktan bıktım, iki kızım var onların bu ülkede yaşamalarını istemiyorum"
dedi. Evlerinde 4 tane köpek varmış, 1 tane de bahçelerinde. Buradaki evlerin
ya da sitelerin etrafı çelik tellerle ya da yüksek duvarlar ile çevrili. En
üstte jilet teller var ki caydırıcılığı olsun. Benim meslektaşımın bir
keresinde başına silah dayamışlar ve evlilik yüzüğü dahil, kolye, araba
anahtarı... ne varsa almışlar… Burada bölge bölge size nereye gidilip
gidilemeyeceğini söylüyorlar, genel olarak gündüz bir problem yok ama akşam
sokaklara pek çıkmıyor turistler! Tabii benim gibi koşu yapmak isteyenler için
"no go". Benim kaldığım Hartbeespoort Dam kıyısı bir yerleşim, buraya
Dutch'lar gelip yerleşmiş ve daha güvenli bir bölge. Muhteşem bir göl manzarası
ve dağ manzarası var :) Sabahları kuş sesleri ile uyanıyorsunuz ve inanılmaz
dingin bir enerjisi var bu bölgenin.
Bölge güvenli ama tabii yine de gece yarısı silah sesleri ile uyanıyorsunuz, yakın ya da uzak bilmiyorum ama bir yerlerde silah atılıyor. Bir gece silah sesleri ile uyandım, bayağı uzun sürdü. Arkadaşım ile konuştuk bana polis ile hırsız ya da suçlular ile olan çatışmaları anlattı. İnsanız ve enteresanız, sonra normale dönüştü bu sesler. İnsanlar yüksek duvar ve elektrikli tel örgülerle çevrili sitelerde, evlerde yaşıyorlar. Bizimki gibi misafir evlerinde bile elektrikli tel örgüler standart, yoksa firmalar kontrat imzalamıyormuş. Büyük otellerde 3 katmanlı güvenlik kontrolü var; araba ile üç kapıdan geçiyorsunuz ve biri kapanmadan diğeri açılmıyor.
Bölge güvenli ama tabii yine de gece yarısı silah sesleri ile uyanıyorsunuz, yakın ya da uzak bilmiyorum ama bir yerlerde silah atılıyor. Bir gece silah sesleri ile uyandım, bayağı uzun sürdü. Arkadaşım ile konuştuk bana polis ile hırsız ya da suçlular ile olan çatışmaları anlattı. İnsanız ve enteresanız, sonra normale dönüştü bu sesler. İnsanlar yüksek duvar ve elektrikli tel örgülerle çevrili sitelerde, evlerde yaşıyorlar. Bizimki gibi misafir evlerinde bile elektrikli tel örgüler standart, yoksa firmalar kontrat imzalamıyormuş. Büyük otellerde 3 katmanlı güvenlik kontrolü var; araba ile üç kapıdan geçiyorsunuz ve biri kapanmadan diğeri açılmıyor.
Dolu yağması meşhurmuş, burada yaşayan arkadaşım ceviz
büyüklüğünde dolu yağdığını söyledi! Arabalara zarar veriyormuş… Bizim
geçtiğimiz yollar kar yağmış gibi bembeyaz oldu. Burası için pek normal değil,
çünkü güney yarım küredeki bu ülke yaza girmeye hazırlanıyor.
Tabii Afrika'dayız
ve burada küçük sürprizler hep var. Hava sıcak olunca, ki ikinci gün öyle idi,
maymunlar yerleşim yerlere yakın yerlere iniyorlar, sokakta maymun görmek
doğal, bu benim için yeni. Bizim otelde balkon kapısını açık bırakmamayı
öneriyorlar içeriye maymun girmesin diye :) Yine bir akşam tam yatağa
yatacağım, gözümün önünden bir şey geçti ve duvarda hızla ilerledi; bizim
normlarımıza göre biraz büyük bir örümcek. O tavanda ben yorgan kafamda yattık
:) Aynı gece duvarın köşesinde bir boşluk olduğu ve 2 şeyin hareket ettiğini
fark ettim. Yaklaşıp baktığımda 15 santim boylarında 2 tane kırkayak gördüm, bu
kadar büyüklerini ilk defa gördüm hayatımda. Yatağın üstünde bir örtü vardı,
üstlerinde attım, ertesi sabah görevlilere söyledim, yatak örtüsünde dikkat
etsinler diye…
Yemekler çok pahalı
değil. İlk akşam 3 kişi akşam yemeği için yaklaşık 50€ ödedik, ki iyi bir
restorandı. Ertesi gün bir Çin restoranına gittik ve yarısını ödedik. Bir çok mutfağı bulmanız mümkün burada, bir de tabii ki timsah, antilop, yılan, bir çok farklı hayvan etinden ızgaralar sunan restoranlar mevcut, seçim size ait.
Johannesburg, Pretoria, Brtis, Midrand bence Afrika ortalamasının çok üstünde bir gelişmişliğe sahip, ekonomik olarak Afrika kıtasının en büyüğü olmanın da etkisi var tabii. Bir çok ülkeden expat yaşıyor burda ve eğer Nijerya, Kenya gibi ülkeleri gördüyseniz burası onların yanında Paris :)
Sevgiler
Mus
Johannesburg, Pretoria, Brtis, Midrand bence Afrika ortalamasının çok üstünde bir gelişmişliğe sahip, ekonomik olarak Afrika kıtasının en büyüğü olmanın da etkisi var tabii. Bir çok ülkeden expat yaşıyor burda ve eğer Nijerya, Kenya gibi ülkeleri gördüyseniz burası onların yanında Paris :)
Sevgiler
Mus
Etiketler:
blog,
brits,
güney afrika cumhuriyeti,
johannesburg,
midrand,
mus,
mustafa ayhan,
south africa
26 Ekim 2015 Pazartesi
Koşuyorsam sebebi var!
Hafta sonu evimizde kaloriferler yandı, ısındık!
Ama benim içim ısınmadı, çünkü biliyorum ki #suriyelimülteciler in büyük bir kısmı bu soğuklarda ve kış aylarında aşağıdaki barınaklarda, çadırlarda ya da sokaklarda kalacaklar.
15 Kasımdaki İstanbul Maratonunda ben #sicakbirkisicin koşacağım, ülkemizdeki #suriyelimulteciler ısınsın diye. Ben koşarken sen de onları para yardımı ile destekler misin? Bağışını aşağıdaki hesaplara yapabilirsin. Açıklamayı aşağıdaki yazmanı rica ediyorum.
Ama benim içim ısınmadı, çünkü biliyorum ki #suriyelimülteciler in büyük bir kısmı bu soğuklarda ve kış aylarında aşağıdaki barınaklarda, çadırlarda ya da sokaklarda kalacaklar.
15 Kasımdaki İstanbul Maratonunda ben #sicakbirkisicin koşacağım, ülkemizdeki #suriyelimulteciler ısınsın diye. Ben koşarken sen de onları para yardımı ile destekler misin? Bağışını aşağıdaki hesaplara yapabilirsin. Açıklamayı aşağıdaki yazmanı rica ediyorum.
Haydi harekete geç; az ya da çok deme, bağışını gönder.
Sevgiler,
Mus
Bağışlar için açıklama: HDD/Mayhan/Bağışçı İsmi
HESAP İSMİ : Hayata Destek Derneği (STL)
BANKA : Finansbank / İstanbul Maçka Şubesi
IBAN TL : TR88 0011 1000 0000 0059 8774 12
IBAN USD : TR44 0011 1000 0000 0046 2626 05
IBAN EU : TR55 0011 1000 0000 0046 2626 01
Sevgiler,
Mus
Bağışlar için açıklama: HDD/Mayhan/Bağışçı İsmi
HESAP İSMİ : Hayata Destek Derneği (STL)
BANKA : Finansbank / İstanbul Maçka Şubesi
IBAN TL : TR88 0011 1000 0000 0059 8774 12
IBAN USD : TR44 0011 1000 0000 0046 2626 05
IBAN EU : TR55 0011 1000 0000 0046 2626 01
Etiketler:
adım adım,
adimadim,
blog,
hayatadestek,
koşu,
mus,
supoort2life,
suriyelimulteciler,
yardım koşusu
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

