30 Temmuz 2016 Cumartesi

Şu çılgın Türkler

Yine yapacağımızı yaptık, bu topraklardan aldığımız bilgelik ve güç ile darbeye karşı durduk, planları bozduk, dünyayı ters köşeye yatırdık! Çanakkale gibi, Kurtuluş savaşı gibi, bu sefer içimize sokulan ve uzaktan kumanda edilen hainlere karşı! Bu topraklarda doğduğuma şükür ediyorum ve bir Türk olduğum için gurur duyuyorum! 

15 gün geçti darbe girişiminin üstünden, ülkemizde bir taraftan yaralar sarılmaya çalışırken bir taraftan da birlik beraberlik mesajları veriliyor, siyasiler bir araya geliyor konuşuyor, güzel şeyler oluyor ülkemde. 

Bu hafta Almanya'daydım ve dış basını izledim. Emellerine ulaşamamış, Türkiye'yi bölememiş, istikrarını bozamamış gelişmişler, basın organlarını kullanarak Türkiye'nin imajını yerle bir etme peşinde. Ölen masumlar, maşa olarak kullanılan gencecik Mehmetçikler, tankların önüne atlayan kahramanlar, bombalanan Meclis, ... hiç konuşulmuyor yurtdışı basınında, varsa yoksa senaryolar senaryolar...  

Arkadaşlar, Türk'ün Türk'ten başka dostu yok! Bizim bir olup, beraber olup ülkemizde yaşananları objektif bir şekilde aktarmamız gerekiyor. Heybemizde biriktirdiklerimizi kullanma zamanı şimdi, ülkemizin geleceği için umut aşılama ve tek sevdamız olan ülkemiz için çalışma zamanı. 

Ben tek başıma ne yapabilirim diye sorma, aynaya bak, yaptığın işi en iyi şekilde yapıyor muyum diye sor kendine. Ne demiş Mustafa Kemal "Vatanını en çok seven, vazifesini en iyi yapandır". Kahramanlık peşinde koşmaya gerek yok, yaptığımız işi eksiksiz en iyi şekilde yapalım yeter. 

Race diye bir film var, Jessi Owens'ın hikayesini anlatıyor; bir zenci olarak Hitler Almanya'sında olimpiyatlara katılıyor. Zor kararlar alıyor ama hep en iyi bildiği şeyi yapıyor: koşuyor ve hiç bir zaman Politikaya alet olmuyor. 

Ben politikadan anlamam, politikacılar binlerce yıldır bu topraklardan gelip geçiyorlar, kalıcı olan bilgelik, bu topraklarda yaşayan bilgeler... Mevlana zamanında kral ya da padişah ya da yönetici kimdi bilen var mı? Ben bilmiyorum ama Mevlana'yı biliyorum. Biz bilgiye, bilgeliğe değer verelim, sevgi ile umut aşılayalım, biliyoruz ki bu da geçer! 

Sevgiler 
Mus

15 Haziran 2016 Çarşamba

Kalbini tutabilir misin?

 
Yok safaride filan değilim. Saat 02:57, uyandım... Tuvalet ihtiyacı... Alkolü bıraktığımdan beri dışarıda akşam yemeği yerken çok su içiyorum, o yüzden... Güney Afrika'dayım, Johannesburg'dan 60-70 km uzakta, doğanın göbeğinde 6-7 odalı bir misafir evindeyim. Uyandığımda beni bu resim karşılıyor, başucuma duvar kağıdı yapmışlar. Buradaki bir şirketin yöneticisi ile birlikte akşam yemeğinde geleceği inşa ettik. İnşa ettik diyorum, çünkü geleceği konuşurken oraya gidiyorum ve o durum ile şimdiki durum arasında bambu ağacı ve bulabildiğim ipler ile köprü kuruyorum. Artık o benim için bir yol oluyor. Bunları artırıp seçeneklerimi çoğaltıyorum bazen, bazen de bu köprüyü sağlamlaştırıyorum. Şunu anladım ki; çok büyüttüğümüz bu dünya aslında bir oyun alanı, istediğim kadar düşleyebilirim, düşlerim gerçekleşir ya da gerçekleşmez. Ben düşlemeye devam ederim, yeni yeni hikayeler oluşturabilirim. Düşlemek benim elimde, düşün gerçekleşmesi için çaba göstermek benim elimde ama olup olmaması benim elimde değil. O Takdir-i İlahi! 

Madem uyandım o zaman bu sessiz huzurlu ortamda sessizliği dinleyeyim dedim. Uyku ile uyanıklık arasında doğanın kollarına bıraktım kendimi. Yıldızların üstünde açtım kollarımı, düşme korkusunu çıkardım aklımdan. Başladı göbek deliğimin altında bir nokta pıt pıt pıt atmaya. Sonsuz karanlık ve sonsuz aydınlık arasında bir yerlerdeydim. Yıldızlar, yıldızlar... Sanki beni havada tutuyorlar. Öyle atıyordu göbek deliğimin altındaki nokta, kalamadım o noktada. Bir yere sığınmak istedim, tam ortada kalamadım, kalbimi çıkarıp elimde tutma cesaretini bulamadım; olduğu gibi tutamadım ya iyi ya da kötüye gidiyordu düşüncelerim. Halbuki iyi kötü, karanlık aydınlık yoktu, burası neresiydi? Kalbimi alıp yüzleşmek, onu saf sevgiyle yıkama yeriydi ama olmadı, yapamadım! Bu benim için çok büyük, çok fazla idi. Sığınacak bir yer, güç alacak bir dal aradım. İşte o anda en büyük rehberimi çağırdım, şefaat istedim. Sağıma döndüm, huzura daldım. Keyfini çıkaramadan çıktım oradan. Şunu hissettim ki; burada, doğanın göbeğinde, kirlenmiş bu topraklarda, yakın dönemin acılarını hissettiğim bu topraklarda, insan olmanın değerini ve neler yapabildiğimizi gördüğüm bu topraklarda, sınır yok! Uçmak, çok yüksekten düşmek çok kolay. 

Gözlerimi kapatıyorum, dinliyorum doğayı, dinliyorum anlamlandıramadığım hayvan seslerini. Ben bir beton duvarın arkasında, elektrikli teller ile korunan bir korunakta, önce hayvanlardan ve bitkilerden sonra yerel halktan çalınan bu topraklarda rahat uyuyamıyorum, uyuyamayacağım! 

Size iyi geceler,
Mus

12 Haziran 2016 Pazar

Zaman o zaman

Bir kağıt verir misin babacım? Yazıyor, çiziyor, resmediyor kızım hayatı. Onun gözünden bakmayı deniyorum bazen ama zihnim o kadar berrak değil, bir çok yılın getirdiği tortular var, yapışmış kalmış. Bırakamadığım ve hamallık yaptığım bir çok şey. Artık veda vakti geldi. Cimrilik yapmayacağım, cömert olacağım ve her türlü kötü alışkanlığımı vereceğim. 

Bu hafta iş yerinde bir arkadaşım bana çok önemli bir ders verdi. Bilginin vebali var, topladığın bilgileri başkalarına aktarmalısın, dönüştürmelisin dedi. Doğru, haklıydı... Heybemde topladığım bir çok şey var, bunları dönüştürmek, çevreme yararlı olmak için yapmam gerekenler var... Ama ben o kadar hızlı yaşıyorum ki; bazen hangi ülkede, hangi otelde olduğumu karıştırıyorum... Peki, bu bahaneleri geçelim! İstersen paylaşırsın! Bunları düşünürken ne zamandır blog yazmadığımı farkettim ve aldım kalem kağıdı... Tamam da ne yazacağım? 

Ramazan ayındayız, müslüman arkadaşlarıma "mübarek olsun" mu diyeceğim? 
Kelimeler akademisinden bu ay mezun oluyorum, bununla ilgili mi bir şey yazacağım? 
Ülkem için, geleceğimiz için bir şey yapmaya çalışıyorum, bunu mu yazayım? 
Yeni yerler, yeni insanlar, yeni kültürler ile tanışıyorum, bınları mı kaleme almalıyım? 

En iyisi ben yeri gelince, sıcağı sıcağına hepsini yazayım. 

Sevgiler 
Mus

22 Aralık 2015 Salı

Yaşamak dediğin ne ki?

Artık seyahatler rutin olmuştu onun için; her hafta yeni bir rota, her hafta farklı bir ülke. Giderken hüzünlü, dönerken sevinçli. Kim bilir kaç kere dua etmişti sağ salim inmek için, sallanmadan uçmak için, ailesine kavuşmak için... Kim bilir kaç kere korkmuştu, korkudan tir tir titremişti! Kim bilir kaç kere söylemişti "en çok sana dönmeyi seviyorum İstanbul" cümlesini. O kadar şehir görümüştü ama hiç biri onun şehri gibi değildi! Şehr-i İstanbul!

O gün de her zaman ki gibi bavulunu hazırlamış ve yola çıkmıştı. Şanslıydı! Business Class'a upgrade etmişlerdi! "ohh ayaklarımı uzatıp giderim" diye düşündü. Gerçekten de öyle yaptı. Ayaklarını uzattı rahat rahat, film izledi. Her şey çok iyi gidiyordu, ta ki inişe geçene kadar. Çok bulutlu idi hava, uçak alçalıyor, alçalıyor ama bulutlar bir türlü bitmiyordu. Ve bir anda "bom" etti, müthiş bir gürültü ile bembeyaz oldu kabin! Hiç bu kadar güzel bir beyaz görmemişti daha önce; her yer kar ile kaplandı sanki ve ondan başka kimse kalmadı orada; o ve beyaz. Atoma çarpan o bembeyaz ışık! Bölünüp yedi renkli gökkuşağını oluşturmadan önceki saf hali ile geldi beyaz ışık! Nur'u gördü, çıplak gözle göremezdi o nuru! Ne olmuştu?

Sallantı devam etti, az sonra uçağın tekerlekleri yere değdi, ulaşması gereken yere varmıştı! Varmıştı da, artık o eski o değildi. Bembeyaz ışık gözlerini kör etmiş ve sanki göremez olmuştu. Yok görüyordu aslında ama eskisi gibi değil. Sanki hiç bir anlamı yoktu insanların, nesnelerin! Pasaport polisi artık ona "kıllık" yapmıyor, görevini yapıyordu. Trenin geç kalmasının, sakarlıklarının bir sebebi vardı muhakkak kafayı yormuyordu insanlara ve olaylara. Anlamı yoktu hiçbir şeyin! Herşey olması gerektiği gibi oluyordu, onları değiştirmek gibi gereksiz uğraşlardan vazgeçmişti! Ne istiyor ise oluyor, istemezse olmuyordu! Tutmuyor hiçbir şeyi kafaya takmıyordu! Ne oluyordu? Sanki yaşamı bembeyaz ışık ile bitmişti ve tanıdığı / bildiği ülke / dünyada değildi!

Komikti yaşadıkları! bir şeyi görüyor yaşıyor, olmadı ise tekrar yaşıyordu! deja vu! olmadı baştan! hata yapmak çok keyifliydi, düşmek, ağlamak! oh be hayat vardı! Zamansız gülüyor, ağlıyordu. Yemek yemek yerine nefes ile doyuyordu, ne bir kilo fazlası ne de azı vardı; tam kararında! Fazlası dünyalı yapardı onu, o bulutların üzerindeydi! azı uçururdu, buna hazır değildi!

Yaşamak dediğin böyle bir şey işte! Zihnin oyunları, sen ne istiyorsan onu yaşıyorsun! çok ciddiye alma, sen sadece iste!

sevgiler
Mus

20 Kasım 2015 Cuma

Güney Afrika seyahatim


Bundan önce 2 kez Johannesburg için bilet almış fakat gelememiştim, kısmet bu sefereymiş. İşim gereği bundan sonra buraya da gidip gelmeye başlayacağım.  Haydi başlayalım keşfe :)

Önce sağlık! Güney Afrika Cumhuriyeti için seyahat sağlığı bilgilerine buradan ulaşabilirsiniz: http://www.seyahatsagligi.gov.tr/Site/SaglikBilgisi/ZA

Benim gibi kısa süreli iş seyahatine gidiyorsanız gideceğiniz bölgeye göre sıtma için ilaç alabilirsiniz. Burada bu konuya da açıklık getireyim, sıtma için alınan ilaç aslında sıtma olursanız ölüm riskini azaltan / ortadan kaldıran bir ilaç. Bu ilacı almak sivrisineğin sizi ısırmayacağı ya da sizin hasta olmayacağınız anlamına gelmiyor. Her halükarda sivrisineklere karşı önlem almakta fayda var; vücuda uygulanan spreyler (sinkov gibi) ya da prize takılan tabletler gibi… Ben Brits'de göl kenarında bir otelde kaldığım için Kartal'daki sağlık merkezine gidip ilacımı aldım. Bir gün önce içmeye başlayıp dönüşte 7 gün daha kullanmak gerekiyor.

İstanbul - Johannesburg arasında Türk Hava Yollarının her gün karşılıklı uçuşları var. İstanbul'dan kalkış gece yarısından sonra (00:50) ve 9 saat 55 dakika sürüyor. Dönüş ise 19:45'te ve 9 saat 40 dakika sürüyor. Tabii bu komik bir rota; Johannesburg'dan sonra aynı uçak Durban'a devam ediyor dolayısıyla siz Johannesburg'da iniyorsunuz ve Durban'a devam edecek yolcular uçakta kalıyor :) Uçuş uzun olduğu için geniş gövdeli uçaklar geliyor buraya, biz Airbus A330 ile geldik.

Güney Afrika Cumhuriyeti vize istemiyor, önceden bir hazırlık yapmanıza gerek yok. Buraya geldiğinizde Güney Afrika Cumhuriyeti vatandaşları ve diğerleri diye ayırıyorlar, pasaport kontrolünde 30 gün kalabileceğinizi gösteren damga vuruyorlar ve "enjoy your stay" deyip gönderiyorlar. Acayip hızlı ve kolay :) Bunun yanında uçakta sağlık durumunuzu beyan eden form doldurmanız gerekiyor, ebola yayılımını engellemek için yapmışlar! Pasaport kontrolünden önce bu formları alıyorlar ve Ebola Scanning denilen kontrolden geçiyorsunuz; yani sıcaklığınızı gösteren bir termal kameradan…

ZAR (Rand), Güney Afrika para birimi, 1Euro yaklaşık 15 ZAR. Burada dikkatli olmanız gereken bir durum var. Eğer para bozduracaksanız bunu havalimanında yapın, şehir içinde çok da güvenli değil. Aslında kredi kartı kullanabiliyorsunuz çoğu yerde ama benim gibi şehir dışında bir yerde kalacaksanız nakit paraya ihtiyacınız olabilir, çünkü telefon / internet altyapısı çok da iyi değil ve kredi kartı onayı alamadıkları durumlar olabiliyormuş benim kaldığım otelde… Şehirde kalacaksanız sorun olmaz diye düşünüyorum.

Güvenlik burda ciddi bir sorun! beni havalimanında karşılayan meslektaşım doğma büyüme buralı ve Johannesburg'da havalimanına yakın bir yerlerde yaşıyor. Bana "artık korku içinde yaşamaktan bıktım, iki kızım var onların bu ülkede yaşamalarını istemiyorum" dedi. Evlerinde 4 tane köpek varmış, 1 tane de bahçelerinde. Buradaki evlerin ya da sitelerin etrafı çelik tellerle ya da yüksek duvarlar ile çevrili. En üstte jilet teller var ki caydırıcılığı olsun. Benim meslektaşımın bir keresinde başına silah dayamışlar ve evlilik yüzüğü dahil, kolye, araba anahtarı... ne varsa almışlar… Burada bölge bölge size nereye gidilip gidilemeyeceğini söylüyorlar, genel olarak gündüz bir problem yok ama akşam sokaklara pek çıkmıyor turistler! Tabii benim gibi koşu yapmak isteyenler için "no go". Benim kaldığım Hartbeespoort Dam kıyısı bir yerleşim, buraya Dutch'lar gelip yerleşmiş ve daha güvenli bir bölge. Muhteşem bir göl manzarası ve dağ manzarası var :) Sabahları kuş sesleri ile uyanıyorsunuz ve inanılmaz dingin bir enerjisi var bu bölgenin.  




Bölge güvenli ama tabii yine de gece yarısı silah sesleri ile uyanıyorsunuz, yakın ya da uzak bilmiyorum ama bir yerlerde silah atılıyor. Bir gece silah sesleri ile uyandım, bayağı uzun sürdü. Arkadaşım ile konuştuk bana polis ile hırsız ya da suçlular ile olan çatışmaları anlattı. İnsanız ve enteresanız, sonra normale dönüştü bu sesler. İnsanlar yüksek duvar ve elektrikli tel örgülerle çevrili sitelerde, evlerde yaşıyorlar. Bizimki gibi misafir evlerinde bile elektrikli tel örgüler standart, yoksa firmalar kontrat imzalamıyormuş. Büyük otellerde 3 katmanlı güvenlik kontrolü var; araba ile üç kapıdan geçiyorsunuz ve biri kapanmadan diğeri açılmıyor.


Çok parası olmayan insanlar aşağıdaki gibi yerlerde yaşıyor :(



İlk gün iş yerinden çıkıp otele ulaşıncaya kadar yoğun bir şekilde yağmur ve sonrasında dolu yağdı ve maalesef bu hafta hep böyle olacakmış :(  
 Dolu yağması meşhurmuş, burada yaşayan arkadaşım ceviz büyüklüğünde dolu yağdığını söyledi! Arabalara zarar veriyormuş… Bizim geçtiğimiz yollar kar yağmış gibi bembeyaz oldu. Burası için pek normal değil, çünkü güney yarım küredeki bu ülke yaza girmeye hazırlanıyor.

Tabii Afrika'dayız ve burada küçük sürprizler hep var. Hava sıcak olunca, ki ikinci gün öyle idi, maymunlar yerleşim yerlere yakın yerlere iniyorlar, sokakta maymun görmek doğal, bu benim için yeni. Bizim otelde balkon kapısını açık bırakmamayı öneriyorlar içeriye maymun girmesin diye :) Yine bir akşam tam yatağa yatacağım, gözümün önünden bir şey geçti ve duvarda hızla ilerledi; bizim normlarımıza göre biraz büyük bir örümcek. O tavanda ben yorgan kafamda yattık :) Aynı gece duvarın köşesinde bir boşluk olduğu ve 2 şeyin hareket ettiğini fark ettim. Yaklaşıp baktığımda 15 santim boylarında 2 tane kırkayak gördüm, bu kadar büyüklerini ilk defa gördüm hayatımda. Yatağın üstünde bir örtü vardı, üstlerinde attım, ertesi sabah görevlilere söyledim, yatak örtüsünde dikkat etsinler diye…

Yemekler çok pahalı değil. İlk akşam 3 kişi akşam yemeği için yaklaşık 50€ ödedik, ki iyi bir restorandı. Ertesi gün bir Çin restoranına gittik ve yarısını ödedik. Bir çok mutfağı bulmanız mümkün burada, bir de tabii ki timsah, antilop, yılan, bir çok farklı hayvan etinden ızgaralar sunan restoranlar mevcut, seçim size ait.

Johannesburg, Pretoria, Brtis, Midrand bence Afrika ortalamasının çok üstünde bir gelişmişliğe sahip, ekonomik olarak Afrika kıtasının en büyüğü olmanın da etkisi var tabii. Bir çok ülkeden expat yaşıyor burda ve eğer Nijerya, Kenya gibi ülkeleri gördüyseniz burası onların yanında Paris :)

Sevgiler
Mus

26 Ekim 2015 Pazartesi

Koşuyorsam sebebi var!

Hafta sonu evimizde kaloriferler yandı, ısındık!
Ama benim içim ısınmadı, çünkü biliyorum ki ‪#‎suriyelimülteciler‬ in büyük bir kısmı bu soğuklarda ve kış aylarında aşağıdaki barınaklarda, çadırlarda ya da sokaklarda kalacaklar.
15 Kasımdaki İstanbul Maratonunda ben ‪#‎sicakbirkisicin‬ koşacağım, ülkemizdeki ‪#‎suriyelimulteciler‬ ısınsın diye. Ben koşarken sen de onları para yardımı ile destekler misin? Bağışını aşağıdaki hesaplara yapabilirsin. Açıklamayı aşağıdaki yazmanı rica ediyorum.
Haydi harekete geç; az ya da çok deme, bağışını gönder.
Sevgiler,
Mus

Bağışlar için açıklama: HDD/Mayhan/Bağışçı İsmi
HESAP İSMİ : Hayata Destek Derneği (STL)
BANKA : Finansbank / İstanbul Maçka Şubesi
IBAN TL : TR88 0011 1000 0000 0059 8774 12
IBAN USD : TR44 0011 1000 0000 0046 2626 05
IBAN EU : TR55 0011 1000 0000 0046 2626 01

15 Ekim 2015 Perşembe

Nairobi'de Hint kültürünü yaşamak

Abi ne diyorsun sen ya? Kenya'ya gönderdik seni sen Hint Kültürü'nden bahsediyorsun! Uçak yanlış yere gitmiş olmasın?

Yok yok rahat ol, doğru zamanda doğru yerdeyiz.


Kenya'ya ilk gidişim, işim gereği Afrika ülkelerine uzaktan ya da yerinde bulunarak destek sağlıyorum. Bu sefer rotam Kenya oldu. Türk Havayolları'nın Nairobi'ye her gün karşılıklı seferleri var (THY'ye teşekkürler, her yere direk uçabiliyorum). Gece 00:50'de Atatürk Havalimanı'ndan kalkıyor ve 6,5  saat sürüyor. Rota dümdüz, İstanbul'dan aşağıya doğru dümdüz bir çizgi çiz Nairobi'nin üstüne geliyorsun :)

 

Bileti aldım, vizeyi kontrol ettim ve Türk vatandaşları için vize gerektiğini öğrendim; almak çok kolay elektronik vizeye başvuruyorsunuz ( http://evisa.go.ke ) ve ertesi gün onaylanıyor :) Elektronik Vize'yi bastırıp yanınıza almanız gerekiyor. Sonraki adım Kenya'ya giderken istenen aşılar ve kullanılması gereken ilaçları öğrenmek. Hemen Hudut Sınır Sağlığı merkezinden randevu alıp gittim ve doktor ile görüştüm ( http://www.hssgm.gov.tr ). Sarıhumma aşısı ve gidilen bölgeye göre sıtma ilacı alınması gerektiğini öğrendim. Sarıhumma aşım olduğu için yanıma aşı kartımı almam gerekiyordu, bir de Nairobi'de sıtma görülmediği için sıtma ilacı kullanmama gerek kalmadı.

 

Seyahat günü geldi çattı, uçağa bindim ve uyudum; yemek filan istemedim. 5,5 saat kadar uyumuşum, ertesi gün işe gideceğim için bana çok iyi geldi. Yanımda Türk Havayolları'nın kargo bölümünün Afrika bölge direktörü yanımda oturuyordu. 15 gün İstanbul'da 15 gün bölgede oluyormuş ve bölge merkez ofisi Nairobi'deymiş. Onunla tanışmak iyi oldu, sağ olsun ben hotelden gönderilen taksiye binene kadar bana eşlik etti. Uçaktan inince bizi küçücük bir alana götürdüler, geçici geliş terminaliymiş. Yenisini yapıyorlar, bitince çok güzel olacağına eminim, belki bir dahaki sefere oraya inerim :)

 

Nairobi'de SouthernSun otelde kaldım, havalimanı transferlerini de otel ayarladı, gayet güvenli ve iyi oldu; transfer ücreti 37$. Otel biraz pahalı 200$ ama bizim ofisin karşısı; caddenin bir yanında çalışıp diğer yanında uyudum. Zaten dışarıda dolaşmayı pek önermiyorlar.

Havalimanından otele beni Anthony götürdü, çok güler yüzlü Kenya'lı bir şoför. Nairobi'ye 45dk mesafede bir köyde yaşıyormuş ailesi; eşi ve 3 yaşındaki kızı. Kendisi Nairobi'de yalnız yaşıyormuş ve haftada 1 gün olan izinlerini toplayıp ayda 4 gün ailesinin yanına gidiyormuş. Kızı, babası geldiğinde bağırıyormuş "babam geldiiii, bana hiç kimse yaklaşmasın, sadece onunla oynayacağım" diye. Babalar ve kızları… 



Nairobi'de inanılmaz bir trafik var, ben tam yoğun olan zamana denk gelmişim, havaalanından otel 2saat10dk sürdü:( Yolda birçok fotoğraf çektim, genel olarak insanlar işlerine yürüyorlar ya da dolmuşlara biniyorlar. Japon arabaları çok kullanılıyor, Çinliler de yollarını yapıyor. Çok başarılı bir cep telefonu şebekeleri var: Safaricom! Bu şirket inanılmaz etkiledi beni; her yerde çekiyor ve Mpesa denilen bir uygulama ile insanları para taşımaktan, banka hesabı açmaktan ya da banka işlemleri yapmaktan kurtarıyor. Safaricom'dan sim kart alırken size soruyorlar Mpesa'yı da kullanmak istiyor musunuz diye, evet derseniz kimlik kartınız ile kayıt yaptırıyorsunuz ve hesabınız açılıyor. Mpesa yükleme istasyonlarından sim kartınıza para yükleyebiliyorsunuz, o paralar ile alışveriş yapabiliyorsunuz, para transferi yapabiliyorsunuz, borç (kredi gibi) alabiliyorsunuz… para taşımanıza gerek kalmıyor ve şebeke bu yüzden her yerde çekiyor! Başarılı :) Girişimci arkadaşlara duyurulur :)



Gelelim Hint kültürü muhabbetine. Bizim oradaki ofisin genel müdürü ve bölge satış direktörü Hintli. Bir firma ile toplantı yaptık, sahibi Hintli. Şehirde bir sürü Hint restoranı ve Hindu Tapınağı var. Ne iş dedim bizim arkadaşa, öğrendim ki bu arkadaşların büyük büyük büyük babaları İngilizler tarafından buraya getirilmiş, getirilme amaçları ise demiryolları işçiliği. Gelen Hintli işçiler burada kalmışlar ve 3 kuşaktır yaşıyorlar. Nairobi'deki yerliler genelde Hristiyan dolayısıyla Kiliseler var, özellikle Mombassa gibi Arap yarımadasına yakın yerlere Araplar gelip Müslümanlığı yaymışlar dolayısıyla camiler var ve Hindu tapınakları var. Herkes birlikte sorunsuz yaşıyor :) Peki nasıl oluyor bu? Güzel bir örnek söyleyeyim; radyoda sabah programı yapan dj şu soruyu soruyor: komşularınız ile ilişkileriniz nasıl? Onlarla geçinebiliyor musunuz? Arayanlar anlatıyorlar; yaşananlar, önyargılar, iyi ve kötü örnekler… dj belli ki sözü dinlenen bir insan, onlara kendince yol gösteriyor. Biz maalesef sürekli eleştiri, yanlışları ortaya koyma programları yapıyoruz. Çözüm ne abi? Tsssssss


Bir akşam Hintli arkadaşlardan biri beni evine davet etti. Eşi vejetaryenmiş, bize harika bir sofra hazırlamış. Masanın ortası dönüyor, istediğini seçip alıyorsun. Yemeğe oturmadan önce Hindu Tanrılarının önüne oturup dua yaptılar, ben de onlara katıldım, sonuçta yollar farklı farklı ama hep aynı yere çıkmıyor mu? Benim için de farklı bir deneyim oldu.


Belki duymuşsunuzdur 2 yıl kadar önce Somalili bir grup Nairobi'de bir eylem yapıp bir alışveriş merkezi basıp 60 kadar insanı öldürmüştü. İşte o alışveriş merkezine gittim, şimdi güvenlik demirleri ile örülmüş ve güvenlik şirketleri tarafından korunuyor. Bu ve arkasından gelen bombalama olayları güvenlik şirketlerine yaramış, her yerlerdeler! Bir de biliyorsunuz Temmuz'da Barack Obama Kenya'yı, baba toprağını ziyaret etti. Başkan Obama gelmeden önce yollara trafik ışıkları konmuş (öncesinde yokmuş) ve kameralar yerleştirilmiş onun geçiş güzergahına. Yavaş yavaş güvenlik delisi bir yer halini almış Nairobi. Şimdi Papa ziyareti var gelecek ay, güvenlik tedbirleri daha da artacak. Halk memnun bu durumdan, onlar sayesinde hükümet bize hizmet ediyor diyor. Güzel bakış açısı.

Birde ben ordayken Imperial Bank kayyuma devredildi, insanların paraları bankada kaldı. Bizim 90'laeın sonlarındaki halimiz. Millet 2-3 puan daha fazla faiz veren yere gidiyor ve patlıyor. 

 

Hadi uzatma, aklında kalan 3 şeyi söyle deseniz; yeşillik, güler yüzlü insanlar ve kendini aşmaya çalışan bir ülke derim.

 

 

Sevgiler,

Mus